İlişkilerde baş belası ikili: Fevrilik ve inatlaşma

29 Mayıs 2020

Herkese merhabalar,

İnsan ilişkilerinde herhangi bir sorunu çözebilmek için öncelikle detaylı olarak analiz etmek gerekir; bunu yaptığınız sürece problemi büyük oranda çözmüş olursunuz.

Kadın erkek ilişkilerinde bazen şöyle bir durumla karşılaşırız: İki insan arasında muazzam bir duygu olmasına ve uzun süre iyi anlaşmalarına rağmen aniden bir tartışma olur ve fevri hareketler veya sözler nedeniyle ayrılırlar. Hiç beklenmedik şekilde ağızdan çıkan sözler mide bulantısı yaratır ve bir daha aynı duyguda buluşmaları imkansız hale gelir. İlk başlarda bu acı gerçeği anlayamazlar ve toparlamaya çalışırlar ancak bu göründüğü kadar kolay değildir.

Ufak bir tartışmadan arası açılan insanları her gördüğümde şunu düşünürüm: İki insan arasında güzel duyguları inşa etmek ne kadar büyük emek ve zaman istiyorsa, bu duyguları yerle bir etmek de aynı derecede basit ve hızlı gerçekleşiyor. Neredeyse üflediğiniz anda yıkılan kumdan kaleler gibi ilişkiler yaşıyoruz çünkü kimsenin fedakarlık yapmaya veya karşısındaki insanı alttan almaya niyeti yok. Bunun en büyük sebebi milenyum ile birlikte hayatımıza giren sosyal medyanın yıkıcı gücü olmuştur, fevri davranıp birlikte olduğumuz insanı kaybetmek bizi korkutmuyor çünkü anında bir başkasını bulmanın kolay olacağını düşünüyoruz.

Oysa kaybedilen veya kolayca harcanan duygular para gibi değildir, şöyle ki parayı kazanır ve sonra çeşitli ihtiyaçlarınız için harcarsınız, yani özü itibariyle para harcanmak için kazanılan bir araçtır, ancak duygular öyle değildir ve bir defa kaybedildiği zaman yeniden kazanmak neredeyse imkansızdır. Fevri davranıp kırdığınız bir insanın sizi affetmesi olasıdır ancak asla size aynı duygularla yaklaşamaz, bunu belki size itiraf edemez ama bu gerçekliği ben işim gereği çalıştığım binlerce vakada yakından gözlemledim. İnsanlar kırılırlar ve sonra size karşı duygularını zaman içinde kaybederler, dolayısıyla ilişkinizde fevri tepkiler vermeden önce dikkatli düşünmenizde fayda var.

Fevri hareketlerin sebepleri psikolojide açıklandığı üzere genelde çocukluk çağındaki travmalara kadar gider ve bu durumda öfke yönetimi konusunda uzmanlardan terapi alarak kendinizin daha iyi bir versiyonunu ortaya çıkartabilirsiniz. Bütün hayatını sağa sola tepki vererek ve herkesi çevresinden uzaklaştırarak geçiren tepkisel insanlarla karşılaştım, aslında böyle yaşamaktan mutlu değillerdi ancak bunu değiştirmek için de hiçbir şey yapmaya niyetleri olmadığını gördüm ve şaşırdım.

İnsan sürekli devinim halinde olan bir varlıktır ve değişimin yaşı olmaz, kırk yaşında hayata yeniden başlamak gayet güzeldir yeter ki bunu yapacak cesaretiniz ve girişken bir ruhunuz olsun.

Size şu kadarını söyleyebilirim ki “fevrilik” ilişkiyi veya evliliği bitiren etkenlerin başında geliyor, genelde pek gündeme gelmez ve başka sebepler daha çok konuşulur, örneğin aldatma vakaları gibi veya yalan gibi ayrılık sebepleri gündeme gelir ancak iki insanın yıllarca önce aralarında geçen bir tartışmada söyledikleri fevri sözlerin aslında onların ilişkisini daha o zaman bitirdiğini ve uzatmaları oynadıklarını kimse konuşmaz.

Yazının devamı...

Bir erkek ne zaman evliliğe hazır olur?

15 Mayıs 2020

Değerli papatyalar,

Sizin mevsiminiz geliyor diyerek ve sizleri sevgiyle selamlayarak bu yazıya başlamak istiyorum. Efendim malum konumuz muazzam ölçülerde ciddi çünkü biliyorum ki evlilik mevsimi yaklaşıyor, özellikle bayram sonrası düğün dernekler yapılmaya başlanacaktır. Bu durumda ben de sizlerle önemli bilgileri paylaşmak istiyorum.

Genelde söylenen şöyle bir söz vardır; Erkekler neden evlenmez istemezler? Ben şahsen bu çeşit genellemeleri doğru bulmuyorum çünkü kimi erkek evlilik konusunda son derece ciddi ve kararlı olabilir. Diyelim ki böyle bir erkek arkadaşınız var fakat yine de evlenmek istemiyor, size olan duygularından hiçbir şüpheniz yok ama konu evliliğe gelmiyor.

Bunun sebebi ne olabilir?

Ya da şöyle bir durumun içerisinde olabilirsiniz; bir adamla tanıştınız ve amacınız evlilik, adamla iyi giden bir iletişiminiz var fakat onun tavırlarından emin değilsiniz, bu adamın evlilik konusundaki ciddiyetini nasıl anlarsınız?

İşte bu ve benzeri sorulara detaylı bir cevap vermek istiyorum çünkü evlilik mevsimine girmiş bulunuyoruz, bu yazıdaki bilgileri bazı örnekler ile sizlere sunacağım.

Öncelikle bir erkek evlilik konusunda ne kadar ciddi olursa olsun kendi hayatında bazı noktalara ulaşmış olması gerekir. Bunu dediğimiz zaman adamın illa bir şirkette yönetim kurulu başkanı olması gerekmez ya da genç yaşında tüm hedeflerine ulaşması zaten mümkün değildir, sadece aşağıda sırlanan üç maddeyi yerine getirmiş olması onu kafa olarak evliliğe hazırlayacaktır.

Kendini tatmin edecek ve güvende hissettirecek bir iş bulması gerekir. Bazen bir erkeğin işi vardır ancak bu işi yaparken mutlu değildir, kendini gerçekleştirme duygusuna ulaşamaz. Bu duygu bir erkeğin avcı ruhunu beslediği için, doğru faaliyet alanını bulması şarttır. Başka bir iş yapsa nasıl olur? Dediğinizi duyar gibiyim, elbette bu devire iş bulmak ve çalışmak son derece önemlidir, hatta bu konuda seçici olmak yerine bir şekilde ekmeğini kazanmak konusunda sizlere katılıyorum ama erkek bu durumda kendini eksik hisseder. Aklı sürekli olarak yapmayı düşündüğü diğer işte kalacaktır. Dolayısıyla bir adamla tanıştığınızda, ilk birkaç buluşma süresince size işindeki sıkıntılardan ve patronundan ne kadar nefret ettiğinden bahsediyorsa bu adamın bırakın evliliği, doğru düzgün bir ilişkiyi bile kaldırabileceğini düşünmeyin.

Yazının devamı...

Sana verilen sinyalleri alıyor musun?

8 Mayıs 2020

Herkese merhabalar,

Bu yazıya şöyle başlayalım: Hayatta her zaman sinyaller vardır…
Bize verilen sinyalleri göremediğimiz sürece sorunlar yaşarız, kimi zaman ise açıkça görürüz ancak görmezden geliriz, işte en kötüsü de budur. Hayatınıza giren bir insanın size mutluluk mu yoksa kötülük mü getireceğini aslında en başından anlayabilirsiniz çünkü size kendi enerjisiyle ve niyetiyle gelir; hayatınıza girerken eğer varsa kötü niyetini kapının dışında bırakamaz. Bu durumda sinyalleri nasıl takip edebileceğinizi gerçek hayatta yaşanan birkaç örnekle size aktarmak istiyorum; zira bu veya benzeri sinyalleri sizin de aldığınızdan eminim.

Evlilik öncesi süreçleri düşünelim, aslında birçok insan partnerini ve onun aile yapısını tam da bu süreçlerde tanımaktadır. İlişki aşaması ile evliliğe giden yol birbirinden çok farklıdır; bir insan sizinle ilişki içerisindeyken gerçek yüzünü saklayabilir ve bir süre kendisini çok cömert, iyi niyetli veya dostane gösterebilir ancak ne zaman ki evlilik hazırlıkları başlar o zaman sizden saklamakta olduğu bazı enteresan özelliklerini görmeye başlarsınız, örneğin o zamana kadar hiç belli etmemiş olsa bile son derece dominant bir insan gibi davranmaya başlar. Her karara, attığınız her adıma karışmaya başlar; örneğin şuna benzer cümleler duyarsınız “Artık evlilik yoluna giriyoruz bundan sonra bana sormadan hiçbir adım atamazsın…”
Bu ne anlama geliyor? Ben her şeye karışırım ve bundan sonra sana daha önce göstermediğim bazı yönlerimi göreceksin demek istiyor, bunu açıkça söylüyor ama belki de siz işin ciddiyetini görmek istemiyorsunuz. Bu arada, bazı kadınlar erkeğin her şeye karışmasından hoşlanırlar ve bunu bir çeşit sahiplenme olarak görürler, bu durumda hiçbir problem yok. Asıl problem, bundan hoşlanmayan kadınlar açısından başlayacaktır çünkü onlar erkeğin söylemlerinde vermeye çalıştığı sinyalleri almak istemez veya “konduramazlar.” Bu son derece tehlikeli bir durumdur çünkü sahipleniyor diye düşünerek evlendiğiniz adam son derece kıskanç ve müdahaleci bir insan olarak karşınıza çıkabilir.

Yazının devamı...

Erkekler ne ister?

2 Mayıs 2020

Herkese merhabalar,

Sizlerden gelen yorumlar ve güzel mesajlarınız için çok teşekkür ederim, sizler cansınız…

Milliyet PembeNar’ın güzel atmosferinden sizlere ulaşmak beni mutlu ediyor.

Erkek dünyasının en detay bilgilerini siz papatyalara aktarırken, “Bu erkekler gerçekten ne istiyorlar?” sorusuna yanıt vermenin zamanı geldi. Bu yazıda sizlere erkeklerin bir kadında aradıkları dört temel özelliği aktarmak istiyorum.

Erkek dünyasını kadınlara aktarırken erkekler arasındaki sosyal ilişkilerin dengesini belirleyen en temel bilgiyle başlamak gerekir: “Rekabet.”

Erkek dünyası tamamen rekabete dayalıdır ve küçük yaşlardan itibaren bu rekabeti ateşleyen de kızlarla olan ilişkilerinde aldıkları galibiyetler veya yenilgilerdir. Bunun sebebi, çocukluğundan itibaren bir erkeğin tüm başarılarını, tüm heyecanlarını ve özgüvenini kızlarla ilişkilerine ve kızlardan aldığı tepkilere yüklemesidir.

Peki hangi kız için rekabet edilir?

İşte bu sorunun yanıtı, erkek zihnini algılamak açısından son derece önemlidir. Bazı kadınlar, fiziksel özellikleri ve aslında daha önemlisi davranış biçimleriyle erkekler arasında muazzam bir rekabet ortamı yaratabilirler. Bu noktada, davranış biçiminin fiziksel güzelliğinden daha önemli olduğunu özellikle belirtmekte fayda var; çünkü herkesin kabulü olduğu üzere, bazı kadınlar güzellik yarışmasından dereceyle çıkacak kadar güzel ve aynı derecede yalnızken, bazıları ise diğerlerine göre daha “sıradan bir güzelliğe” sahipler ama tüm erkekleri peşlerinden koşturacak kadar erkek dilinden anlıyorlar!

Yazının devamı...

Sırtlanı perişan eden 'cool' kadının hikayesi

17 Nisan 2020

Herkese merhabalar,

Yakın bir arkadaşım bana mesaj attı: “Abi beni biliyorsun kolaylıkla bir şeyler hissedebilen bir adam değilim. Tam doğru kadını buldum derken dünyada bu salgın patladı ve yine bir şeyler aramıza girdi.”

Mesajını yanıtladım: “Neden yine?”

“Abi çünkü ne zaman bir kadına ciddi bir şeyler hissetsem araya bir takım olaylar giriyor bir türlü şu mutluluk denen trene binemedik.”

“Mutluluk denen tren?”

“Evet abi her zaman sen mi metafor yapacaksın, bak biz de bir şeyler hissedebiliyoruz yazar çizer olmasak da!”

“Boş ver şimdi sen bunları” diye yanıtladım ve ona aklımdaki soruyu yönelttim, “Senin gibi bir sırtlan nasıl olur da bir şeyler hissedebilir? Yine dalga geçiyorsun bence ve sen bu kızın da kıymetini bilmezsin; mesela bu salgın olmasaydı sen kendi başına her şeyi berbat edecek bir şeyler yapardın. Haksız mıyım?”

Baktım whatsapp da bir şeyleri yazıp yazıp siliyor. Muhtemelen aramızdaki on beş yıllık dostluğun verdiği rahatlıkla bana aklından geçenleri saydıracaktı ancak sonra vazgeçti ve şöyle yazdı: “Abi her insan değişir az veya çok. Ben de elbette değişiyorum. Doğrudur; kadınlara yanlış davranışlarım oldu ve mutluluk trenini ben kendim kaçırdım, ya da binmek istemedim, erteledim vesaire… Ancak gelmişim otuz beş yaşına ve artık doğru adımlar atmak istiyorum, hayatımda bir şeyler değişsin istiyorum, bunun için mücadele ediyorum. Bak bu kızla tanıştık, beni muazzam derecede etkiledi…” dediğinde araya girdim;

Yazının devamı...

İnsan ruhunda hiçbir şey eskisi gibi olmayacak

9 Nisan 2020

Garip bir rüya gördüm ve bu rüyayı sizlerle paylaşıp paylaşmamak konusunda uzun süre düşündüm. Hani bazı rüyalar vardır, sabah o rüyanın etkisinde yataktan kalkarsınız; etkisi bütün gün sürer. Nedense gün boyunca kendinize gelemez ve bir türlü hayatın ritmini yakalayamazsınız, işte böyle bir rüyaydı. Ben bunu bir çeşit “kabus” olarak adlandıramıyorum çünkü kabus diye adlandırdığımız olguda bir çeşit kan,gözyaşı,katliam,korku veya ölüm hissi vardır. Oysa bu bir kabus değildi çünkü bunların hiçbirisi yoktu, yine de, evet yine de beni gün boyu sarstı ve yordu, ruhumu karamsarlığa yöneltti.

Bir süre düşündüm ve sizlerle paylaşmaya karar verdim, çünkü bizler, evet bu yazıyı okuyan sen değerli dost ve ben, ve aslında hepimiz, bir görünmez zincirle birbirimize bağlıyız. Bu olaylar da gösteriyor ki, hayatta herkes aynı içgüdüyle, “hayatta kalma içgüdüsüyle” birbirine bağlı ve işte bu çaresiz duyguda birleşiyoruz. Bizi insan yapan ve hayatta tutan duygular, aslında birbirimizden hiçbir farkımız olmadığını gösteriyor.

Garip bir endişe var insanların gözlerinde, bir çeşit çaresizlik hissi. Belki de böyle hissetmemiz gerekiyor, çünkü bizler milenyum gençleri olarak (ben de hala gencim!) teknolojinin ve sosyal medyanın hayatımıza aniden girmesi neticesinde bir çeşit dikkat dağılması yaşadık; sevdiklerimizden uzaklaştık, ben başkasını hemen bulurum dedik, “duygunun değerini” unuttuk. Evet, duyumsamaktan, bir duyguyu yaşamaktan bahsediyorum, çünkü insan sadece hissetmek ister. Başarı hissi, aşk hissi ya da zenginlik hissi, hepsi bir anlık duyumsamadan ibarettir, devamı yoktur, sonrası yoktur, arkası yoktur, bir an sadece bir kısa an boyunca başardığını ya da aşık olduğunu hissedersin, o kadar kısa sürer ki o anı içinde tutup bir daha dışarıya bırakmaz istemezsin.

Doyumsuz varlıklarız ve neticelerini yaşıyoruz…

Yaklaşık bir hafta kadar önce rüyamda gördüklerimi sizlerle paylaşıyorum. Benzer duygular içerisinde olabilirsiniz; karamsarlığa ve çaresizlik hissine kapılmış olabilirsiniz ama size ufak bir bilgi verip ardından rüyama geçeceğim.

Leonardo Da Vinci’nin yaşadığı dönemde Avrupa genelinde dehşet bir veba salgını vardı, elbette bu salgın İtalya’ya da Venedik Limanı üzerinden sıçramıştı. İtalya’da tarih boyunca yaşanmış hemen her salgın Venedik Limanı üzerinden gelmiştir. O dönemde bu salgın zamanla Da Vinci’nin memleketi Floransa’ya da ulaştı ve oraları kasıp kavurmaya başladı. İnsanlar, ne teknolojinin ne de gelişimin olmadığı Orta Çağ karanlığında bir de bu öldürücü illetle uğraşmak zorunda kaldılar.

Da Vinci ne yaptı?

Üretmeye devam etti ve tarih boyunca yeri doldurulamayacak, eşi benzeri olmayan sanat eserlerini dünyanın ruhuna sundu. Hizmetine sundu demiyorum çünkü sanat insana hizmet etmez; insan ruhunu besler. Sanatçı, insanlığa ışık tutan en büyük ruha sahiptir.

Yazının devamı...