‘Bornova’ adı nereden geliyor?

30 Eylül 2020

Bugüne kadar Bornova tarihi ile ilgili yaptığım her anlatımda istisnasız olarak karşıma çıkan ilk soru budur. Değerli dostum Prof. Dr. Hasan Mert, bu konu hakkındaki bütün varsayımları, “Geçmişten Günümüze Sosyal, Ekonomik ve Kültürel yönleriyle Bornova” adlı kitabında bir araya getirmiş. Başlıklar halinde bir göz atalım.

Prinobaris

Prof. Dr. Bilge Umar, “Türkiye’deki Tarihsel Adlar” adlı kitabında, Lembos Manastırı’nda bulunan kayıtlardaki kaba meşe ağacı anlamına gelen Prino Barys ibaresinden yola çıkarak oluşturduğu bu teze göre, daha sonraki yüzyıllarda kayıtlara geçen isimler bu temel isimden evirilerek ortaya çıkmıştır.

Profesör Dr. Ersin Doğer de Tepekule Tarih Dergisi’nin 1. sayısında yayınlanan “Bornova’nın kısa tarihi” adlı makalesinde aynı hipotezi farklı bir şekilde yorumlamıştır.

Doğer’e göre, “prinobaris” ibaresi 9. yüzyıla ait eski Helence kayıtlarda yer almaktadır. Eski Helence’de yabani meşe ağacı anlamına gelen “prinobar” (Türkçe’ye pınar ağacı olarak geçmiştir) kelimesi 13 ve 14. yüzyıllar arasında (farklı kültürel etkilerle) değişerek “Burunabar” haline gelmesi akla yakın görünmektedir ve yüzyıllar içinde “Bornova”ya dönüşmüştür.

Bîrunâbat

1970 yılında yayınlanan Bornova Kitabı’nda, kitabın yazarı Cemal Saran, Bornova isminin Bîrunâbad kelimesinden türediği düşüncesi üzerinde yoğunlaşmıştır. Cemal Saran’a göre bu bölgenin Bîrunâbad ismini nasıl aldığı konusunda iki varsayım vardır. Birinci varsayım: Aslen Hindistanlı olan ve 1970’li yıllarda Ege Üniversitesi Tarih Bölümü’nde Hindoloji Profesörü olan Abdülrab Bey’e göre İran Kralı Dara, İzmir’i fethi sırasında kentin dış kısmında kalan Bornova’ya “dış şehir” anlamına gelen Bîrunâbad ismini koymuştur. İkinci varsayım: Evliya Çelebi Seyahatna-mesinde bölgeyi anlatırken bu şehri kuranların Bîruniler adlı bir Eti Türk boyu olduğundan bahisle buraya Bîrunâbad denildiğini ifade etmiştir.

Burunova

Yazının devamı...

Şehrin sokaklarına çıkın

23 Eylül 2020

Şehri sevmek için o şehri bilmek birinci kuraldır. Salgın var ama gerekli tedbirleri alarak yarından tezi yok çıkın İzmir’in sokaklarına...
Bornova’da, cennet gibi bahçelere sahip, muhteşem Levanten köşklerinin önünden geçerken gördüğünüz güzelliklerin keyfine varın.
Buca’da özgürce uçarak çığlık çığlığa başınızın üzerinden geçen kuşların yemyeşil papağanlar olduğunu fark edin.
Alışveriş yapmasanız bile İzmirliler için Havra Sokağı’nı şöyle bir turlamak bir ritüeldir. Yapın... Uzun, çok uzun yıllardır Abacıoğlu Han’da mumlu havyar satan amcanın sevimli dükkânını görün. Çakaloğlu Han’ın tavanında İzmir’in kurtuluşunda yaşanan büyük yangının kalan son izlerini görün. Büyük acıları hatırlayın.
İşgal günlerinde birkaç sarhoş Yunan askerinin ezan okunuyor diye kurşun yağmuruna tuttuğu Basmane Çorakkapı Camii’nin şerefesinde halen duran kurşun izlerini fark edin.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün annesi Zübeyde Hanım’ın mezar taşının önünde, onun sonsuza dek Karşıyaka’nın kollarında uyuyacağını düşünün ve o gururu yaşayın.
100 yıldan uzun zamandır Alsancak’ta aynı sokakta, aynı köşede sabırla işini yapmaya devam eden Zeynel Usta’nın, tadına doyulmaz kumru ve gevreklerinin kokusunu hissedin.

Bayraklı Tepekule’de İzmir’in 5 bin yıllık geçmişini gün ışığına çıkarmak için bir ömür boyu emek veren, rahmetli Ekrem Akurgal Hoca’nın izlerini arayın.

Yazının devamı...

İlk Atatürk Anıtı hangisi? İşte belgesi...

19 Ağustos 2020

Aslında gazeteci dostum Alaattin Gürırmak’ın, 9 Kasım 2012 tarihli 9 Eylül gazetesindeki haberiyle gerçek ortaya çıkmıştı. Habere göre hemen her yerde bahsedildiği gibi, Türkiye’de dikilen ilk Atatürk Anıtı, Sarayburnu’ndaki anıt değil, ondan 3 ay önce Bornova’da Ziraat Mektebi bahçesine dikilen anıttı.

Mevzu çok netti. “İlk Atatürk Anıtı” olarak kabul edilen, Sarayburnu’ndaki anıtın kitabesindeki tarih 3 Ekim 1926, Bornova’daki Atatürk Anıtı’nın kitabesindeki tarih ise Haziran 1926’ydı. Yani kitabelere göre, Bornova’daki Atatürk Anıtı 3 ay önce dikilmişti.

Fakat temkini elden bırakmayan bazı tarihçi dostlarımız, Bornova’daki Atatürk Anıtı’nın üzerindeki tarihin, Atatürk’ün 18 Haziran 1926’da Bornova’ya gelişi nedeniyle Haziran 1926 olarak yazılmış olma ihtimalinden bahisle, heykelin daha sonraki tarihlerde dikilmiş olabileceğinden söz etti.

Bu nedenle de ilk Atatürk Anıtı’nın Sarayburnu’ndaki anıt olduğu söylemine devam edildi.

Gelin şu işe bir nokta koyalım.

Sanat tarihçisi Dr. Derya Uzun Aydın, “Sanayi-i Nefise Mektebi’nin Türk Heykel Sanatındaki Yeri ve İlk Heykeltıraşlar” başlıklı doktora tezinde, 1926 yılında Bornova Ziraat Mektebi Müdürü olan Abidin Ege’nin Hizmet gazetesindeki, Sarayburnu’nda açılışı yapılan Atatürk Anıtı ile ilgili haberine cevap olarak gönderdiği mektuptan söz etmiş.

Bornova Ziraat Mektebi Müdürü Abidin Ege, mektubunda:

Yazının devamı...

Atatürk, Bornova’ya kaç kez geldi?

12 Ağustos 2020

Rus bandıralı vapurla Trablusgarp’a gönüllü olarak giderken, Urla tahaffuzhanesinde karaya inmeksizin İzmir’i uzaktan gördüğü, 17 Ekim 1911 tarihini de listeye dahil edersek, Gazi Mustafa Kemal Atatürk, tam 18 kez İzmir’i ziyaret etmiş.

Peki... Gazi Paşa, bu İzmir ziyaretlerinin kaçında Bornova’ya gelmiş?

Hadi birlikte göz atalım...

- 16-17 Eylül 1922: Ege Üniversitesi Rektörlüğü binasının karşısında yer alan Steinbuchell Köşkü, o günlerde Bayan Hortence Wood ve kız kardeşinin kullanımındaydı. Düzenli olarak günlük tutmakta olan Hortence Wood’un notlarından anlıyoruz ki, Mustafa Kemal Paşa, beraberindeki İsmet Paşa, Fevzi Paşa, Asım (Güven) Paşa ve Halide Edip Hanım’dan oluşan grupla birlikte 16-17 Eylül’de iki gün Bornova’ya gelerek dar dairedeki toplantılarını bu köşkte yapmıştı.

- 8 Ocak 1924: 1924 yılında tam 52 gün (2 Ocak-22 Şubat arası) İzmir’de kalan Gazi Paşa, 8 Ocak 1924 günü Işıklar köyündeki kız ve erkek mekteplerini ziyaret etti.

- 12 ve 15 Ekim 1925: İzmir’de bulunduğu 11-16 Ekim günleri arasında, önce 12 Ekim’de Kemalpaşa’daki ordu manevralarını izledikten sonra Bornova’daki Türk Ocağı’na gelen Gazi Paşa, 15 Ekim’de de bir kez daha Bornova’ya gelerek Ziraat Mektebi’ni ziyaret etti.

- 18 Haziran 1926: 16 Haziran’da İzmir’e gelen Gazi Paşa onuruna Bornova Ziraat Mektebi’nde bir garden parti planlanmıştı. Birkaç gün önce ortaya çıkarılan suikast teşebbüsüne rağmen parti iptal edilmedi. 18 Haziran günü 21.30’da Bornova’ya gelen Gazi Paşa, keyifli saatler geçirdiği bu partinin ardından 19 Haziran sabahı 3’te Bornova’dan ayrıldı. Gazi Mustafa Kemal Atatürk, “Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır, fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır” sözünü, Bornova’daki partiden ayrıldıktan kısa bir süre sonra Anadolu Ajansı’na verdiği demeçte söylemiştir.

Yazının devamı...

Danimarka’daki Aydın türküsü

5 Ağustos 2020

Bildiğimiz en eski şarkı 3400 yıl öncesine ait Hurri ilahisidir. Suriye’de Lazkiye yakınlarındaki antik Ugarit şehrinde 1950’li yıllarda yapılan arkeolojik kazılarda ortaya çıkarılan 36 adet çivi yazısı tablet üzerinde yapılan bilimsel çalışmalar neticesinde anlaşıldı ki bu 36 tablet 36 adet yöresel şarkıdan oluşuyordu. Ancak bu 36 tabletten sadece bir tanesi tam olarak okunabilir durumdaydı. M.Ö. 3400’lü yıllardan günümüze gelen o tabletin içeriği Ugarit’te yaşayan insanların inancına göre ‘meyve tanrıçası‘ ve aynı zamanda Ay Tanrısı Yarikh‘in de eşi Tanrıça Nikkal için yazılmış Hurri ilahisi idi ve “Dünyanın en eski şarkısı” olarak tarihe geçti.
Tablet üzerinde döneme ait nota sistemi ve hangi çalgı aleti ile (9 telli sammum) çalınacağının da belirtildiği şarkıyı arama motorlarında “Hurri ilahisi” yazarak bulup dinleyebilirsiniz.
Ama Aydın’da antik Tralleis şehrinde bulunan bir şarkı daha var.
Tralleis’li Seikilos’un mezar taşına kazınmış bir ağıt…
M.S. 2. yüzyıl civarına tarihlendiği için bilinen en eski ikinci şarkı olarak tarihe geçmiş.
1880’lerin ilk yıllarında Aydın İzmir Demiryolu yetkilisi Edward Purser tarafından bulunan Seikilos Mezar taşına dair ilk kayıt Türkiye’de arkeolojik araştırmalar yapan William Mitchell Ramsay’in 1883 ’te yayınlanan “Inscriptions inédites de l’Asie Mineure” isimli makalesinde yer almış. Ramsey makalesinde Seikilos Mezar Taşını Purser’in koleksiyonunda gördüğünden bahsetmiş.
Silindir şeklindeki mezar taşında, Bizans dönemine kadar kullanılan antik Yunan nota sistemiyle beraber kazılmış olan şarkının sözleri, notaları ve mezar yazısı alt alta yazılmış olarak yer alıyor. Günümüze dek ulaşabilen ve tam olarak çalınabilen en eski müzik eserlerinden biri olarak bilinen “Seikilos” şarkısının sözleri şöyle:

Yazının devamı...