Dikkat ve odaklanma üzerine...

19 Mart 2020

Ders çalışmak istememe, ödev başında oyalanarak saatlerce zaman geçirme, baştan savma bir biçimde çalışma, sınavlarda istenen performansı sergileyememe öğrenciler arasında zaman zaman karşılaştığımız bir durum. Böyle durumlarda anne babaların sıklıkla ilk aklına gelen dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu oluyor. Nasıl ki her mutsuz olan depresyonda olmadığı gibi ya da her göğüs ağrısı kalp krizi olmadığı gibi yukarı da bahsedilen durumlarda DEHB değildir. DEHB çok sayıda alanda sorun yaşatan, karmaşık, zorlayıcı ve gerçek bir bozukluktur. Öyleyse bu durumlar neden ortaya çıkıyor? Durumu farklı açılardan ele aldığımızda duygusal faktörler devreye giriyor. Çoğu kez duygusal zorlanmaların payı gözden kaçırılıyor.

Ders çalışma ve odaklanma ile ilgili yaşanan sorunların altında yatabilen potansiyel duygusal nedenlerin başında hazzı erteleyememeyi örnek verebiliriz. Verilen bir göreve odaklanabilmek için isteklerimizi erteleme kapasitemizin gelişmiş olması gerekir. Öğrenci derste daha eğlenceli şeylerle uğraşmak isteyebilir ancak eğlenceyi teneffüse ertelemeyi başarabiliyorsa çocuk derse odaklanabilir. Bu beceri genelde 6 yaş ve sonrası gelişmeye başlar. Erken yaşta ilkokula başlamak odaklanma ve dikkat sorunu varmış izlenimi yaratabilir ancak belki de durum dikkatle değil yaşla ilgilidir. Bu nedenle 6 yaş ve öncesinde odaklanma ve dikkatte yaşanan sorunla ilgili net bir yargıda bulunmak doğru değildir.

Odaklanma ve dikkat sorunlarında çocuğun iç dünyasında neler olup bittiği çok önemlidir. Kaygı, öfke, aile içinde yaşanan gerginlik, bağlanma travmaları gibi durumlar odaklanmayı olumsuz etkiler. Zihin bir sorunla meşgulken odaklanma ve dikkat kapasitesi azalır. Derse ilgi azaldıysa belki de ilk sormamız gereken soru ‘Bu ara nasılsın? Canını sıktığın bir şeyler mi var?’ dır.

Anne baba olarak çocuğunuzdan akademik beklentileriniz ile onun bilişsel kapasitesi, ilgi alanları birbiri ile uyumlu olmayabilir. Çocuk üzerinde fazla beklentiye girmek, çocuktaki kaygıyı arttırır. Kaygılanan çocuğun öğrenmesi yavaşlar, dikkati dağılır.

Travmatik deneyimlerde dikkat ve odaklanmayı olumsuz etkiler. Bu deneyimler ört bas edilirse dikkat ve odaklanmada artış beklememek gerekir.

Okulda ve sınıfta ciddi bir rekabet, yarışma ortamı varsa çocuğunuz bu durumdan olumsuz etkilenebilir. Çünkü kimi çocuk yarışma ve rekabetten beslenirken kimi çocukta kaygılanır. Olumsuz yönde etkilenen çocukta geride kalma durumu çocuğu yetersiz hissettirebilir. Çocuk dersi öğrenmeye değil arkadaşlarını geçmeye enerjisini harcar. Sınavlar veya ders esnasında da dikkatini soruya değil, sınav sonunda gelecek olan nota verir ve böylece dikkati dağılmış olur.

Dikkat ve odaklanma sorunlarını değerlendirirken anne baba olarak duygusal tarafın es geçilmemesi, olumlu aile ilişkilerinin kurulması, şefkatin ve dokunmanın iyileştirici gücünün fark edilmesi önemlidir.

http://www.instagram.com/asenakayiran

Yazının devamı...

Görmek Gerek!

17 Eylül 2019

Meşhur tabiatçı Agasiz, okula yeni başlayan öğrencilerden birinin önüne içinde balık bulunan bir fanusu koyar ve ondan kendisi tamam diyene kadar balıkla ilgili rapor hazırlamasını ister. Öğrenci sıradan bulduğu bu balığı bir süre izler ve bir rapor hazırlar. Ancak Agasiz henüz tamam dememiştir. Öğrenci içinden öğretmenine söylenir fakat bakmaya devam eder. Can sıkıntısından balığın pullarını sayar, resmini yapar, göz bebeğinin olmadığını fark eder. Öğrenci bunları da raporuna ekler ancak Agasiz raporu gördüğünde hayal kırıklığına uğradığını belirterek öğrencinin gözleme devam etmesini ister. Bunun üzerine öğrenci cesaretini toplayarak gözünden kaçan ayrıntıları inceleyip üçüncü günün sonunda dikkatli gözlem yapma ve ayrıntıları yakalama becerisini kazanır. O öğrenci yıllar sonra yüksek mevkilere eriştiğinde ‘O ders aldığım en iyi dersti’ der.

Bu hikaye var olan durumu doğru şekilde tanımlayıp analiz edebilmemiz için etkili gözlem yapmanın yani bakmanın değil görmenin önemli olduğunu bizlere anlatıyor.

‘Bakmak ve Görmek’ aynı gibi gelen bu iki kelime arasında ki fark nedir peki?

Gözümüzün görüş alanı içindeki her şeyi görürüz. Karşıda ki ağaca bakarken havada uçan kuşu görürüz. Görmek çaba gerektirmez ancak kuşla ilgileneceksek başımızı çevirip ya da gözlerimizi oynatıp kuşa bakarız. Bakmak bilinçli bir çaba gerektirir. Baktıktan sonra kuşla ilgili ayrıntıları algılamak ise görmenin ve bakmanın ötesinde artık tüm bilişsel işlevlerimizle ilişkili bir düşünme sürecidir. Üstünlüğü ifade edilmek istenen durum bu bakma sonrası düşünme durumudur ki bu durumda görmek olarak adlandırılmaktadır.

Görmek için detaylara inmek, araştırmak, incelemek, neden ve sonuçlara bakmak gerekir. İşte o zaman her konu ve soru hakkında gerçek sonuçlara varmış oluruz. Görmek için çaba sarf etmek, zaman harcamak gereklidir.

Peki ya siz

Bakıyor musunuz ya da görüyor musunuz?

Ya da baktıklarınızı görebiliyor musunuz?

Yazının devamı...

Sorumluluklarımı Biliyorum

5 Ocak 2019

Sorumluluğun Bilincinde Olmak Bilgiye Götürür

Birçok anne baba çocuklarının sorumluluk almaktan kaçındığını ya da aldığı sorumluluğu yerine getirmemesinden yakınır. Sorumluluklar aslında yetişkinliğe hazırlıktır. Nitekim yetişkin rolünün tanımlarından birisi, sorumluluk almak ve aldığı sorumlulukları yerine getirmektir.

Çocuk, yaşam ile ilgili becerileri aşamalı olarak edinir. Kazanılan her beceri çocucuğun bireyselleşmesinde, bağımsız, kendine yeten bir birey olmasında önemli bir adımdır. Sorumluluklar ise çocuğun yeni edindiği bu becerileri hayata geçirmesi için önemlidir. Kendi ihtiyaçlarını tek başına karşılama becerisini kazanan çocuğun, yetişkinlere duyduğu bağımlılık giderek azalır. Davranışlarının sonucunu yaşadıkça, gelişen becerilerini kullandıkça, çocuğun kendine olan güveni artar. Becerilerini kullanması ve geliştirmesi için fırsat verilmeyen çocukların ise yeterlilik duygusu ve özgüven gelişimi sınırlanır. Çocuklar bir sabah yataklarından kalktıklarında bir anda sorumluluk sahibi bireyler olmazlar diğer tüm beceriler gibi pratik yapmak gerekir.

Sorumluluk Nasıl Kazandırılır?

Çocukta sorumluluk duygusu geliştirilmeye çalışılırken, aynı anda bağımsız kişilik gelişimi, kendine güven ve iş yapabilme becerisi, karşılığında haz duyma, başarma duygusu, karar verme, hata yapma, problem çözme becerisi ve sonuçlarını görme vb. pek çok gelişim alanı karşılığını bulmuş olacaktır.

Sorumluluk vermeyen, koruyucu yaklaşım sergileyen ebeveynler çocuğun bağımsız bir birey oluşunu olumsuz etkileyecektir. Çocuk düşük benlik saygısına sahip olacaktır. Kendi başına karar alamayan, sorumluluktan kaçan, başkalarının yapmasını bekleyen 'Ben yapamam' diyen özgüveni eksik çocuklar yetişir.

. Kurallar açık ve net olmalıdır. Duruma, olaylara göre değişiklik göstermemelidir.

Yazının devamı...