Erdoğan neye ikna oldu?

Muhalifler pat pat aniden bazı bölgeleri ele geçirirse, bilin ki kırmızı odadaki akşam yemeğinde başka şeyler de konuşuldu.

Artısıyla, eksisiyle Başbakan Tayyip Erdoğan’ın bir ABD gezisi daha bitti. Erdoğan oldukça şatafatlı ağırlandı. Bana sorarsanız bu, hem İsrail’le barıştığı için bir ‘teşekkür’, hem de, bir Amerikalı yetkilinin ifadesiyle, Obama’dan ”Yeni Türkiye’ye destekti.” (“Obama’s endorsement of the New Turkey”)
Medya, genelde Erdoğan’ın Suriye konusunda ”eli boş” döndüğü, Obama’nın pozisyonuna ikna olduğu kanısında. Satır aralarında söylenen bu.
Ben ise emin değilim. Görüşmelerin tek özetinin ”Erdoğan Cenevre’ye ikna oldu” şeklinde olduğunu sanmıyorum. Unutmayın, Hakan Fidan ve Ahmet Davutoğlu’nun katıldığı yemekte Irak ve Suriye konusunda neler konuşulduğunu, nasıl bir dev pazarlık yapıldığını bilmiyoruz.
Tahminim, Erdoğan, ”Cenevre olmazsa yapılacaklar” konusunda kendisi açısından tatminkâr bir cevap aldığı için diplomatik parkura olan muhalefetini kaldırdı. Satır aralarından çıkarttığım, muhalefet içindeki ılımlı gruplara askeri yardım ve lojistik desteğin başlayacağı yolunda.
Zaten bunun böyle olup olmadığını kısa zamanda göreceğiz. Suriyeli muhalifler, son haftalarda Şam’ın dış mahalleleri ve Humus’ta ciddi kayıplar yaşadı. Eğer bu trend geriye döner, birkaç hafta içinde muhalifler pat pat aniden bazı bölgeleri ele geçirirse, bilin ki kırmızı odadaki akşam yemeğinde başka şeyler de konuşuldu.
Ama dediğim gibi, bunu zaman gösterecek...

Oval Ofis ve 13+1
Ben aslında gezide bambaşka bir yere takıldım. Bizim heyet neden bu kadar kalabalıktı? Bakanlar, müsteşarlar, işadamları, gazeteciler derken Washington’a 400 kişilik bir Türk delegasyonu akın etti. Neden Allah aşkına?
Kimse kızmasın ama bu rakam, Batılı ülkelerde asla görmeyeceğiniz, fazlasıyla ‘üçüncü dünya’ hissi veren bir kalabalık.
Şöyle anlatayım: Önümüzdeki hafta İngiliz Başbakanı David Cameron Beyaz Saray’a gelecek. Suriye konuşmaya. Heyeti, 28 kişi ki bu rakam da İngilizlerin normal heyetlerinin neredeyse iki katı olduğu için fazlaca dikkat çekmiş durumda. Şimdi İngiltere, güçsüz bir ülke mi ki sadece 28 kişiyle geliyor?
Genelde Beyaz Saray zirvelerinde liderin yanında 4-5 kişilik bir heyet olur ve diplomaside bu toplantılar ‘4+1’ ya da ‘5+1’ diye tanımlanır. Erdoğan’ın heyetinde ise 6 bakan, 3 müsteşar ve 3 milletvekilini olduğu için, Oval Ofis düzeni (büyükelçiyle birlikte) ‘13+1’ oldu. Washington’da konuştuğum kimse, Oval Ofis’te bu kadar kalabalık bir ikili toplantı hatırlayamadı. Kuşkusuz Erdoğan’ın bu koreografideki asıl amacı, parti içi dengeler ve kabineye mesajdı. Ama bana yine de garip geldi.

BDP Washington yolcusu. Ya CHP?
Başbakan Erdoğan’ın şatafatlı Washington gezisinden sonra, ABD başkenti BDP heyetini ağırlamaya hazırlanıyor.
BDP geçen yıl da Washington’a gitmiş, ancak gezi sönük geçmişti. Ancak PKK’yla çözüm süreci ve geri çekilmenin doludizgin ilerlediği bu dönemde gerçekleşen gezi, çok daha önemli olacak.
Gerçi, geçen haftaki Ak Parti hükümetinin tersine, BDP heyeti nispeten daha mütevazı. Eşbaşkanlar ya da Sırrı Süreyya Önder ve Sebahat Tuncel gibi medyatik isimler yok. Kongre, Dışişleri Bakanlığı ve STK’larla bir araya gelecek heyet Ahmet Türk ve genel başkan yardımcısı Nazmi Gür’den oluşuyor.
Dün Paris’te yakaladığım Gültan Kışanak’a, neden heyeti dar kapsamlı tuttuklarını sordum. Yoksa BDP, çözüm sürecinin kritik aşamasında Türk basınında çıkması muhtemel ”ABD’den icazet aldı” gibi yorumlardan mı çekindi?
”Hayır, bizim öyle komplekslerimiz yok” dedi Kışanak ”ABD küresel bir güç, herkes gibi biz de ilişki kurarız, kuruyoruz da. Ancak programlarımıza denk gelmedi.”
Sahiden de BDP’liler bu aralar sürekli yollarda, harıl harıl Kürt sorununun çözümüne yönelik İmralı ve Kandil’in teklif ettiği 4 konferansı organize etmeye çalışıyorlar.
Lafı gelmişken, Ak Parti ve BDP’den sonra, CHP ne zaman Washington’a gidecek? Kemal Kılıçdaroğlu partinin başına geçeli 2 yıl oldu. Brüksel’e, Almanya’ya, Fransa’ya, hatta Somali’ye bile gitti. Ancak henüz Washington’a gitmiş değil...
Anladığım kadarıyla, bunun nedeni, biraz da Amerikan tarafının CHP konusundaki heyecanını kaybetmiş olması. Kılıçdaroğlu ‘Yeni CHP’ sloganıyla ortaya çıktığında, hem Avrupa, hem de ABD’de büyük ilgi uyandırmıştı. CHP Washington’da bir temsilcilik açtı ve başarılı genç bir akademisyeni oraya atadı.
Ancak son dönemde Suriye ekseninde partide yükselen Amerikan karşıtı söylem, arayı biraz açmış gözüküyor. Her ne kadar CHP lideri kendi demeçlerinde Amerikan karşıtı ifadeler kullanmasa da, CHP’lilerin katıldığı mitinglerde Suriye meselesi ”Katil ABD, işbirlikçi AKP!” sloganıyla özetleniyor. Partide her geçen gün sesi daha da gür çıkan ulusalcı damar da, Kürt meselesinde müzakere sürecine ”BOP” ya da ”ABD projesi” gibi temalarla karşı çıkıyor.
Kısaca, ufukta CHP’nin Washington gezisi görünmüyor...