Kaçırılan pilotlar için sessiz pazarlık

Ankara, Beyrut’ta kaçırılan iki Türk pilotun serbest kalması için perde arkasında Suriye, İran ve Lübnanlı aşiretler nezdinde sessiz bir diplomasi başlattı. Stratejinin ilk ayağı, konuyu ‘gündemden düşürmek.’ Çünkü Dışişleri yetkililerine göre kaçırma vakalarında pazarlıklar, düşük profilli giderse daha hızlı sonuç veriyor. Son 11 yılda 158 Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının kurtarıldığını belirten yetkililer, THY pilotları için MİT ve Dışişleri’nin ‘back channel’ adı verilen perde arkası müzakereleri yürüttüğünü belirtti.
Beyrut’ta kaçırılan iki Türk pilotun akıbeti, MİT ve Dışişleri’nin son iki gündür resmi Lübnan hükümeti, ülkenin önde gelen aşiretleri, Lübnan’da nüfuz sahibi olan İran ve Suriyeli muhalifler üzerinden yürüttükleri resmi ve dolaylı müzakerelere göre şekillenecek.
İlk aşamada Lübnan hükümeti nezdinde bir dizi resmi girişimde bulunan Ankara, bu noktadan sonra görüşmelerin daha etkili olması için konunun ‘gündemden düşmesini’ istiyor.
Konuyla ilgili olarak Milliyet’e bilgi veren bir yetkili, son 11 yılda Afganistan ve Irak da dahil olmak üzere dünyanın çeşitli yerlerinde kaçırılan 158 Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının serbest kalmasını sağladıklarını belirterek, bu alanda diplomasi ve istihbarat camiasında bir birikim oluştuğunu söyledi. Aynı yetkili, kaçırılma durumlarında, konu ‘gündemden düştüğü’ zaman yürütülen sessiz pazarlıkların daha etkili olduğunun altını çizdi. Bu yüzden MİT ve Dışişleri, özellikle Lübnan’da Hizbullah ve güçlü aşiretler gibi çevreler ve Lübnanlı Şiiler üzerinde ağırlığı olan İran aracılığıyla ‘back channel’ adı verilen perde arkası görüşmelere ağırlık vermiş durumda.
Ancak Beyrut’taki kaçırılma olayını karmaşık hale getiren iki önemli faktör var. Birincisi, olayın Ortadoğu’da süregelen mezhep kavgasının bir yansıması olması. THY pilotları, daha önce Suriye’de kaçırılan ve Özgür Suriye Ordusu’nun elinde bulunduğu varsayılan 9 Lübnanlı Şii vatandaşın serbest kalması talebiyle kaçırılmış durumda.
Olay, hem Suriye, hem de Lübnan’daki Şii-Sünni çatışmasına doğrudan dokunmakla kalmıyor, kaçırılma bağlamında Türkiye’yi de ‘Sünniler üzerinde etkili bir güç’ olarak konuşlandırmış oluyor. Bu yüzden de Lübnan’daki Türk kurumları, elçilik, şirketler ve bireyler, zaten uzunca bir süredir taciz ve tehdit altında.
İkinci zorluk da kaçırılma olayının Suriye ayağında. Her ne kadar Ankara, Suriye krizinde ağırlıklı olarak Sünnilerden oluşan muhalif güçlerin yanında yer almış olsa da muhalifler üzerindeki gücü sınırlı. Özgür Suriye Ordusu yüzlerce otonom birlikten oluşuyor ve bu gruplar ne Türkiye’yi ne de ÖSO komuta kademesini dinliyor. Geçmişte Ankara’nın 9 Lübnanlı hacının bırakılması yolundaki çabaları da bu yüzden sonuçsuz kalmıştı. Ankara, dün itibariyle yeniden Suriyeli muhalifler üzerindeki etkisini kullanarak hacıların yerini tespit etmeye çalışıyor.
Ankara’da yapılan değerlendirme, olayın Türkiye’yi iç ve dış politikada zora sokmak amaçlı, planlı bir eylem olduğu yolunda. Kaçırma olayını üstlenen grubun daha önce adı sanı duyulmamış, adeta bu olay için yaratılmış bir grup olması da bu tezi güçlendiriyor.