‘KIZIMIN DOĞUM GÜNÜNE HOŞ GELDİNİZ’

Paris’te öldürülen 3 PKK’lı kadının cenazesi için Diyarbakır Batıkent Meydanı’nda toplanan yüz binler, son derece sakin geçen bir cenaze töreniyle ‘barış mesajı’ verdi

Son 24 saat içinde, üst üste o kadar anlamlı cümleler işittim ki, hepsini hatırlayabilecek miyim bilemiyorum...
Paris’te öldürülen 3 PKK’lı kadının cenazesi için dün Diyarbakır’daydım. Derdim ne İmralı süreci konusunda Pollyannacılık yapmak, ne de PKK’yı yüceltmek. Tam tersine, Batıkent meydanında toplanan on binlerce insanın beyaz atkılarla vermeye çalıştığı barış mesajını aktarabilmek için geldim buralara.
Bir gece önce, İstanbul’dan Diyarbakır’a öldürülen 3 kadının aileleri ve naaşlarıyla aynı uçakta gelmiştik. Kulağımda, Leyla Söylemez’in annesinin cümleleri vardı; ”Bu acı azalır mı? Azalmaz. 10 çocuğun olsa da azalmaz. Ama belki ileride barış olur.”

‘Bu acı asla azalmaz’
Diyarbakır’da her kitlesel olayda, kadınların ön planda olduğuna tanık olursunuz. Kürt hareketi içindeki kadınlar, Anadolu’nun hiçbir yerinde göremeyeceğiniz ölçüde siyasete entegre. Cenazede hakimiyet de, organizasyon da kadınlardaydı.
Batıkent meydanına girerken yemenili 3 teyzeyle uzun bir tartışmamız oldu. Necla Hanım, gazeteci olduğumu duyunca ”Doğruları yazmıyorsunuz. Hep bizi terörist gösteriyorsunuz. Biz terörist değiliz. Bak etrafına. Bu insanlar neden burada. Biz hep barış diyoruz. Her şeye rağmen, 35 yıllık acımıza rağmen barış istiyoruz. Kimse bunu yazmıyor” dedi. Ben Milliyet farkını, gazete olarak her zaman diyaloğu savunduğumuzu anlatmaya çalışırken lafımı kesti ”Tamam canım sen, ben olayı değil. Bak biz Kürtler aydınız artık. Biliyoruz. Ben Hürriyet, Milliyet demiyorum. Biz bütün medyaya kızgınız. Korkuyorsunuz hepiniz; doğruları yazmıyorsunuz.”

Meydanda umut vardı
Yine de kalabalık öfkeli değil, yeni bir şeyler olacağı konusunda umutluydu.
Meydan hınca hınç dolmaya başladığında, BDP otobüsüne sığındım. Ön koltuklarda sağlı sollu Ahmet Türk ve Selahattin Demirtaş vardı. Yüzlerinden düşen bin parça. Sakine Cansız, BDP’de herkesin yakın tanıdığı bir isim. Fidan Doğan ise, adeta PKK’nın Avrupa’daki lobicisi, BDP’li vekillerin de yurtdışı seyahatlerini organize eden isimdi. Bir gece önce havaalanında Fidan’ın kocaman, iri kıyım babası, bir çocuk gibi ağlıyordu. Dün ise kürsüden ”Bugün Fidan’ın doğrum günü. Doğum gününe hoş geldiniz” dedi. Hayır mecazi anlamda değil; dün Fidan Doğan’ın yaş günüydü.
BDP ve Kürt hareketinin her kitlesel faaliyetinde, bir an gelir, insanlar ”Şehit Namırın” (Şehitler Ölmez) diye slogan atmaya başlar. Dün de ara ara aynı slogan vardı; ancak Öcalan bayrağı, PKK ya da KCK flaması yoktu. Kalabalık şaşırtıcı ölçüde dikkatliydi.
Bir ara arkada Sakine Cansız’ın kendisine tıpatıp benzeyen yaşlı annesi, ağıt yakmaya başladı. Cansız, 3 hafta önce Frankfurt’ta bir araya geldiği BDP’li Ferhat Tunç’a ”Çok iyi şeyler olacak. Dersim’e gidebileceğiz” yakında demiş. ”Sanki biliyor gibiydi bir şeyleri” dedi Tunç. Cansız’ın kendisi değil dün cenazesi memleketi Dersim’e doğru yola çıktı.

Belli ki emir büyük yerden
Cenazelerin her birinin memleketlerinde gömülme kararını kim aldı bilinmiyor. BDP de aileler de aslında Diyarbakır’da bir arada gömülmesinden yana. Ama belli ki emir büyük yerden.
Diyarbakır’daki törenin sonunda, kadınlar üzerleri sarı-kırmızı-yeşile bürünmüş tabutları sırtlayıp cenaze arabalarına yüklediler. Görülesi bir sahneydi.
Bu arada hoparlörlerden bir türkü, halk hep bir ağızdan söylemeye başladı. Sözlerin anlamını Ahmet Türk’e sordum. “ ‘Üç yoldaş, 3 kadın, 3 fidan... Baharı beklerken neredesin’ diyor. Aslında bu bir gerillanın ölen 3 kadın için yazdığı bir türkü. Sonra yazan da öldürüldü. Ama sanki bugün için yazılmış gibi...”
Günün sonunda en anlamlı söz, yine Ahmet Türk’ten geldi: “Barışseverlerin sesi iki tarafta da milliyetçilerden daha gür çıkarsa, bu iş olur. Küçük de olsa bu umudu büyütmek için her şeyi yapmalıyız...”