Sahur operasyonu ve aynı film

Nedense sevinemiyorum.
Sevinmem lazım; zira iki gün önce gözaltına alınan emniyet görevlilerinin 2010’dan bu yana Oda Tv, Balyoz, Ergenekon gibi soruşturmalardaki vicdansızlıkları, kurguları, hukuksuzlukları takip etmiş, en zor zamanlarda yazıp çizmiş biriyim.
Gazetecilik detay demektir. Üretilen sahte dijital deliller, tesadüfen hep aynı nöbetçi hâkime denk gelen tutuklamalar, pat diye çıkan flashbellek’ler, bürokrasi içindeki ayak kaydırmalar, bir anda beliriveren imzasız mektuplar, gizli tanıklar vs. bizler için 17 Aralık’tan sonra keşfedilen olaylar değil. Her hafta o polislerle görüşüp sonra ”Ayyyy kandırıldık” diye bayılma pozları yapanlardan değiliz.
Biz tarafsız basın, zaten o kabus dönemlerini her anıyla yaşadık, soluduk, yazdık. İnanmayanlar için Milliyet arşivleri, ortada.
Paralel Yapı soruşturmasında göz altına alınan emniyet ekibinin en heybetli, ‘ali kıran baş kesen’ dönemlerinde iktidara çok yakın isimlerin olduğu bir masadaydım. Polisin yanından gelen biri, gözaltına alınan bir emekli paşanın sorguda nasıl süt dökmüş kedi gibi olduğu, sandalyeye oturduğunda göbekli savcının 70’lerindeki adamı ”Ben sana otur dedim mi!” diye azarladığı, yaşlı adamın ”Özür dilerim efendim” diye ayağa fırladığı kahkahalarla anlatıyordu. O anda midem bulanmıştı.
Gel gör ki, yine de sahur operasyonları konusunda heyecanlı değilim.
Öncelikle bu operasyon, geçmiş dönemin hukuksuzlukları değil, 17 Aralık yüzünden başlatıldı. Ali Tatar değil, Reza Zarrab’a dokundukları için. 17 Aralık süreci olmasa, olmazdı.
Yine de ‘hayırlı’ olabilir mi? Kuşkusuz gözaltına alınan polislerle ilgili ciddi iddialar var...
Ve kuşkusuz o polislerin bir bölümü, telefon dinleme işini bir siyasi baskı amacına dönüştürdü; (hükümetin de desteğiyle) gazetecisinden siyasetçisine, işadamından mankenine kadar 2008’den bu yana dinlemedik adam bırakmadılar. O tape’ler, kah iktidara servis edildi, kah itibarsızlaştırmak istedikleri insanlara karşı el altından internete, medyaya servis edildi.
İyi bilirim. Çünkü Oda Tv’deki tutuklamalara karşı çıktığım, Balyoz’daki delilleri sorguladığım için şahsımla ilgili sistematik bir karalama kampanyası yapanlar var gözaltına alınanlar arasında. Emniyetin internete veya medyaya sızdırdığı bilgilerle nasıl haysiyet cellatlığı yapıldığı, bu tarz algı operasyonlara yandaş medyadan kimlerin teşne olduğunu zaten biliyoruz...
Gel gör ki, dün telefonda Ankara’dan bir dostum ”Devlet bağırsaklarını temizliyor” dediğinde, güldüm. Ergenekon tutuklamalarında da aynı cümle sarf edilmişti. Nasıl bir devletse, her 5 yılda bir bağırsaklarını temizliyor; ancak hep kabız.
”Yanılıyorsun” dedim. ”Büyük resim değişmiyor. Onlar gidiyor, bunlar geliyor. O vesayet bitiyor, bu vesayet başlıyor. Ama yapı da aynı, kafa da. Buradan demokrasi çıkmaz.”
Çıkmaz çünkü sistem, ”Devlet Baba” olarak vatandaşı ve hayatın her alanını kontrol etmeye yönelik kurgulandığında, birileri çıkıp onu ele geçirmek isteyecek.
Dün, ikna odalarını yönetenler, sonra cemaat yurtlarından çıkanlar, yarın da muhtemelen Türgev mezunları olacak bu...
Nihayetinde gücü gücüne yeten, ”Bağırsakları temizliyoruz” diye ona buna kelepçe takarak kendi adamlarını getirecek, sonra da başka birileri çıkıp onları temizleyecek. Aynı film, farklı aktörler.
Bu kısır döngüye dur demenin bir yolu olmalı...