Şu Hakan Fidan meselesi

MİT Müsteşarı Hakan Fidan, günlerdir gündemimizde. Ancak medyada yapılan analizler de, ortadaki kamplaşma da hayli sığ. Neden mi?
- Öncelikle kimse alınmasın, ancak 2,5 gazete haberinin bir haftadır Türkiye’nin gündemini işgal ediyor oluşu, ya bizim iddia edildiği kadar süpergüç bir ülke olmadığımıza ya da toplum olarak patolojik ölçüde ince derili olduğumuza delalet. Siz Amerikalıların ya da Rusların, Milliyet, Hürriyet ya da Yeni Şafak’ta çıkan bir analiz veya bir köşe yazısını bu kadar ciddiye alıp saatlerce tartışma programlarının ana konusu yaptığını düşünebiliyor musunuz? Bizim kamuoyu iki yazıyla bu kadar darmadağın oluyorsa...
- Aslında 2,5 yazı diyorum çünkü yazılardan biri, ”Jewish Press” diye adı sanı duyulmamış bir yerde çıkmış. Evet, orada Hakan Fidan’la ilgili çok çirkin bir ifade var. Ama her delinin lafını ciddiye alıp uzun uzadıya tartışmak, normal mi? 10 yıl ABD’de yaşadım, bu Jewish Press dergisini ne gördüm, ne duydum. İngilizce yazılan her şeyi aşırı ciddiye alıp krizlere girmek zorunda mıyız?
- Yazıların asıl adresi, Hakan Fidan değil. Tayyip Erdoğan. Bu net değil mi?
- WSJ yazısı, 3 hafta önce New Yorker dergisinde İran’ın kıdemli istihbarat şefi Kasım Süleymani’yle ilgili geniş bir profilden sonra geldi. Bu önemli çünkü Dexter Filkins tarafından kaleme alınan makale, çok konuşuldu, çok yankı uyandırdı. İstihbaratla ilgili her şey ilgi çeker; ancak Süleymani, Ortadoğu’nun en merak uyandıran, en kudretli hayaleti. (Bir diğeri sanırım Suudi Arabistan’ın istihbarat şefi Prens Bandar) Üç aşağı beş yukarı, Suriye’deki savaşın gidişatını da Beşar Esad lehine değiştiren isim. Humus gibi kritik muharebeleri, doğrudan yönetiyor. Hakan Fidan’ın muhatabı, ancak müttefiki değil. Hal böyleyken, Kasım Süleymani yazısının hemen ardından WSJ’deki Hakan Fidan yazısına şaşırmadım.
- Başından beri bu yazılarla ilgili medyada yanlış analiz yapıldığını düşünüyorum. Hükümet yetkilileri de, hükümete yakın medya da, WSJ yazısı çıkar çıkmaz ”İsrail yaptı!” dedi. Oysa İsrail, MİT’in başına ilk geçtiğinde Fidan’a karşı yürüttüğü kampanyadan çoktan vazgeçmiş gibi. ‘Mesele tatlıya bağlandı’ demek biraz ileri olsa da, MİT ve Mossad’ın yeniden ilişki tesis etmesinden anlıyoruz ki, ‘Mesele geride kaldı’. Anladığım kadarıyla İran-ABD yakınlaşmasından son derece rahatsız olan İsrail, şimdilerde Türkiye’yle ilişkileri düzeltmeye bakıyor. Neden ısırsın?
- Gel de bütün bunları kamuoyundaki önlenemez anti-Semitik reflekse anlat. Wall Street Journal’ı da, Washington Post yazarı David Ignatius’u da bir çırpıda rahatlıkla ‘Yahudi’ ve bunun uzantısı olarak ‘neo-con’ yapıverdiler. (Ignatius Musevi bile değil) En şahanesi de, hiçbir mantığı ve temeli olmamasına karşın ‘Bu yazı neo-con’ların Obama’ya karşı hamlesi’ yorumu ki, ‘Allah başımızdan böyle analistleri eksik etmesin’ dedirten cinsten.
- Gerçek şu ki, Hakan Fidan yazılarının çıkış yeri Washington; daha da önemlisi ABD’nin ulusal güvenlik bürokrasisi. Hem WSJ muhabiri Adam Entous, hem de Ignatius, ABD başkentinde savunma ve ulusal güvenlik ağından iyi haber alan isimler. Zaten yazıda bizzat Beyaz Saray yetkilileri ve Amerikalı yetkililerden alıntılar var. Eski ABD büyükelçisi James Jeffrey, doğrudan isim vererek konuşmuş. Haliyle Ankara, kızacak bir yer arıyorsa, kolaya kaçıp ‘İşte yine Yahudiler!’ demek yerine Washington’daki dostlarına ‘Allah aşkına ne oluyor?’ diye sormalı.
- Bu soruya, hamaset ötesinde dürüst bir cevap isterseniz, ben kendi gözlemlediğim tabloyu aktarayım. Gezi olayları, Suriye’deki radikal gruplara destek, Batı’ya sürekli atarlanmalar, Obama’nın devreye girmesine karşın İsrail’le barışamama, Çin füzesi ve NATO’daki diğer sıkıntılar derken, Washington’da bu aralar Türkiye’ye yönelik menfi bir atmosfer var. Tabii Türkiye hâlâ Batı açısından önemli bir müttefik. Ama, ne bileyim, sanki konu Ankara olunca, bir cins yorgunluk, bir bezginlik var...