Tek kutuplaşmış ülke biz değiliz

New York
Ben mi değiştim buralar mı farklı, bilemiyorum... Noel zamanı New York, tek kelimeyle muhteşem olurdu. Manhattan’da 7 yıl yaşadım; her halini, her köşesini severim. Ama Noel ve yeni yıl arası kentin ışığı, enerjisi, eğlencesi içinizi ısıtır, kaldırımlardan yükselen kahkahalar hayatı yeniden anlamlandırmaya yeterdi.
Belki Manhattan’da bir yerlerde ufak bir dairede yaşayıp hâlâ böyle hisseden bir genç kadın vardır. Ama ben bu sefer kentin ruh halini pırıltısız buldum.
Turistik faaliyetlerin bir parça ötesine giderseniz, kendi sorunlarına gömülmüş, siyasi tartışmalarla ”kutuplaşmış,” gergin bir şehir çıkıyor karşınıza. Konuştuğum New Yorklular ağız birliğiyle Amerika’daki zengin-fakir uçurumundan, ”ırklar arası” ilişkilerin zorluğundan, ev fiyatlarının inanılmaz yükselişinin gerçek New Yorkluları şehrin dış çeperlerine itiyor oluşundan şikâyet etti.
Bu karamsar ruh halini tetikleyen son olay, 43 yaşında ve 6 çocuk babası Eric Garner isimli siyah bir adamın trajik ölümü oldu. Kaçak sigara sattığı gerekçesiyle Garner’ın üzerine çullanan polisler, Garner’ın ”Nefes alamıyorum” itirazına rağmen boğazına abanmaya devam etti. Astım hastası olan adamcağız, oracıkta can verdi.
Olay, sadece siyahlar açısından değil, Amerika’da bazı şeylerin doğru gitmediğini düşünen birçok kişi için bir dönüm noktası oldu. Protestolar polis şiddetine yönelikti. Tişörtlerden dükkânların dışına asılan tabelalara kadar ”Nefes Alamıyorum” bir şeylerin iyi gitmediğinin sloganı haline geldi.
Gerçek şu ki New York’ta yaşayan beyaz bir Amerikalının hayatında ne işsizlik, ne polis şiddeti, ne de hırsızlık diye bir sorun var. Beyazlar, kendi mahallelerinde mutlu mesut yaşıyor. Daha fakir semtlerde doğan, daha kötü okullardan mezun olan, işsizlikle boğuşan siyahların ise ”Amerikan rüyasını” yakalama şansı çok düşük. Ya da şöyle anlatayım: İstatistiklere göre 10 siyah erkekten bir tanesi hayatının bir noktasında suça bulaşıp hapis yatıyor.

Bir sakatlık yok mu?
İşin kötüsü, Amerika’daki tartışma ortamı da neredeyse Türkiye’deki kadar ”kutuplaşmış” durumda. New York’un solcu belediye başkanı Bill de Blasio, Eric Garner olayında polislere ateş püskürdü. Hemen ardından Brooklyn’de 2 polis bir manyak tarafından vurulunca, New York’un emniyet müdürü ve polis sendikası, Blasio’yu suçladı. Yerel gazetelerin yarısı belediye başkanına sahip çıkıyor, yarısı yerden yere vuruyor. Ölen polislerin cenazesi, aynı Türkiye’deki şehit cenazesi atmosferinde kaldırılırken, tüm emniyet mensupları protesto olarak belediye başkanına sırtını dönüyor. Olay bu kadar sevimsiz anlayacağınız...
İyi olan (ve maalesef bizde yaşanmayan) New Yorkluların bu konulara kafa yorması, bu tartışmayı hararetli ama nispeten medeni bir ortamda sürdürebilmesi. Konuştuğum insanlar, okuduğum yazılar hep ”Nerede hata yaptık?” sorusu üzerine. New Yorklular, ”Tek şehir” lafının bir yalana dönüştüğünü, yeniden bütünleşmek için neler yapmalarını gerektiğini konuşuyor. Yeniden ”tek şehir” olmak istiyor.
Korkarım biz ise hâlâ ayrılma, ayrışma, birbirinin gözünü oyma safhasındayız...