Türkmenbaşı’nın mirası

Şaka gibi. Rus parlamentosunda “Kadın, Çocuk ve Aile” komisyonunun başındaki Yelena Borisovna Mizoulina, Rus kadınlarının devlet başkanı Vladimir Putin’in sperm örneğinden hamile kalabilmesi için ulusal bir program önermiş. Kadın vekil, her eve posta yoluyla gönderilecek Putin malzemesi sayesinde doğan bebeklerin, Rusya’nın “askeri ve siyasi eliti” olarak yetiştirilmesini önermiş.
Zavallı Ruslar! Tarih sayfalarını süsleyen o muhteşem edebiyat, felsefe, sanat birikimi ve 70 yıl süren Sovyet tecrübesinden sonra geldikleri yer, lider kültü etrafında örülen bir otoriter rejim.
Eskiden halklara, toplumlara yönelik baskı, totaliter ideolojilerden gelirdi. Şimdilerdeyse demokrasinin düşmanı, ideoloji değil, dünyanın farklı yerlerinde biten “lider kültü.”
Rusya’daki sorun sadece “Putin’e tapınma” ya da “Putin odaklı bir sistem yaratma” olsa, güler geçeriz. Ama eşzamanlı olarak yargının zapturapt altına alınması, muhalefetin sindirilmesi, basının susturulması, yolsuzluk, saray soytarılarının önlenemeyen yükselişi ve bu düzene karşı çıkanların da “dış mihrak” ya da “vatan haini” diye yaftalanması var...
Tabii lider kültünün en kaba ve komik örneği Rusya değil. Bir zamanlar Libya’da Muammer Kaddafi, eksantrik tavırları, zalimliği ve okullarda okutulan ‘Yeşil Kitap’ saçmalığıyla dünyada alay konusuydu. Allah günahlarını affetsin, ki günahları çoktu...
Kaddafi, Saddam bir yana, kişilik kültü deyince kimse, geçen hafta Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın ziyaret ettiği Türkmenistan’ın eski lideri Saparmurad Niyazov’un eline su dökemez. Daha sonra “Türkmenbaşı” adını alan siyasetçi, 1985’de başa geçmiş ama 1994 ve 1999’da “referandum” adı altında bir komediyle kendini “ömür boyu lider” ilan etmişti. Ha evet, tabii, Meclis kararıyla ve halkın iyiliği için! Ülkenin parasını da, kaynaklarını da o yönetir, bütçeyi kendi hesabıymış gibi kontrol eder, proje diye kimseye hesap vermeden iş dağıtırdı.
Bu tarz ülkelerin ortak özelliği, güçlü lider figürünün “istikrar” ve ”devlet” kavramlarıyla özdeşleştirilerek kutsallaştırılmasıdır. Türkmenbaşı’nın doğumunu simgelen altın heykeli, güneş döndükçe dönerek Aşkabat’ın merkezinde 7/24 tüm ülkeye ayar verirdi. Getirdiği onlarca yasak arasında, sigara, opera ve sirk yasağı aklımda kalmış. Ruhname isimli kitabı, bırakın okullarda okutulmayı, ehliyet sınavları için dahi mecburiyetti. 2006’da eceliyle ölmese, iktidarı bırakma niyeti yoktu.
Tabii Cumhurbaşkanı Erdoğan’la seyahat eden gazetecilerin “çok gelişmiş” ve “Avrupai” bulduğu Türkmenistan’da 2012 yılına kadar tek parti dönemi vardı. İnsan hakları hak getire. Şimdi ise sadece “majestelerinin muhalefeti” var. İnanılmaz bir baskı rejimi. Basın, devletin kontrolünde. Muhalefet yok. Sivil toplum kodeste.
Ama göz kamaştırıcı devlet misafirhaneleri, mermer saraylar, yollar, lüks oteller, hanlar-hamamlar derseniz, mevcut.
Yani özgürlük yok; kalkınma var.