“Ormanları koruyalım”, “Maviliklere sahip çıkalım”, “Bu dünya hepimizin…” vs. vs. türünden onlarca laf havada uçuşup duruyor. Peki, doğaya gerçekten sahip çıkıyor muyuz yoksa çoğu lafta mı kalıyor; dünyanın geldiği son hale bakıp anlamak hiç zor değil.
Ancak bu kara tabloda neyse ki yüreğimizi ferahlatan uygulamalar da oluyor. Mesela Fethiye’de… Belediyenin sadece uyarı yapmakla kalmayıp, çevreyi kirletenlere son 1.5 ayda 403 ceza kestiğini öğreniyoruz. Anlatayım…
Gazetemiz Milliyet’in, orman yangınlarına dur demek amacıyla başlattığı kampanyanın yeni adresi Fethiye Göcek’in cennet koyları oldu. Belediye Başkanı Alim Karaca, Yayın Yönetmenimiz Özay Şendir ve çevreci pek çok vatandaşın katıldığı etkinlikte yine sorumsuzca doğaya atılan onlarca çöp topladık.
Oysa ülkemizde çevre bilinci önce ailede başlıyor, sonra da okullarımızda defalarca anlatılmıyor muydu? Nedenin artık ne eğitimsizlik ne de cahillik değil, düpedüz “ahlaksızlık” olduğunu ve
Denizli Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Selim Kasapoğlu, 24 Temmuz Gazeteciler ve Basın Bayramı vesilesiyle, biz medya temsilcileriyle bir araya geldi.
Başkan Kasapoğlu ve ekibinin hayata geçirdiği projeler, sanayicinin fabrikalarından sahaya çıkıp üretime ve istihdama canla başla destek verdiğini gösteriyor.
Projelerin özellikle ikisi dikkatimi çekti. İlki; Denizli İl Milli Eğitim Müdürlüğü, Denizli Sanayi Odası ve İstanbul Sanayi Odası arasında imzalanan “Mesleki Eğitim İş birliği” projesiydi. 2019 yılında Millî Eğitim Bakanlığı ile gerçekleştirilen projeye Şırnak, Bingöl, Yalova, Sivas ve Eskişehir’in ardından Ege Bölgesi’ndeki ilk ve tek il olarak Denizli de eklendi.
***
İlk fazda Denizli’deki 33 Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nin üçte birinin sürece dahil edildiğini açıklayan Kasapoğlu, orta vadede Honaz, Çardak, Bozkurt, Çivril ve Sarayköy başta olmak üzere sanayinin organize olduğu tüm ilçelerden okulların sisteme entegre edileceğini söyledi. Bölgeden 25 sanayicinin yürütme
İzmir Valisi Dr. Süleyman Elban’ın öncülüğünde gerçekleşen ‘Efeler Yolu Gastronomi Günleri’ etkinliği bizleri, yeşilin, tarihin ve eşsiz lezzetlerin buluştuğu Ödemiş ve Tire’de keyifli bir yolculuğa çıkardı.
Milli mücadelenin simgesi olan kahramanların kat ettiği; Bornova’dan başlayıp Efes’e dek uzanan 513 kilometrelik güzergahı kapsayan Efeler Kültür Yolu Rotası’nın ilk durağı “Hayalet Köy” Lübbey Köyü oldu.
Efeler, Çakırağa Konağı’nda yer alan küçük Efeler ile bir araya gelerek misafirlere unutamayacakları bir an yaşattı.
Ödemiş Arkeoloji ve Etnografya Müzesi’nin ardından konuk olduğumuz Kent Arşivi’nde geçmişe yaptığımız yolculuğa, yöreye özgü coğrafi işaretli Töngül Pide ve Ödemiş Tulum Peyniri ikramı eşlik etti. İkinci durağımız UNESCO Dünya Kültür Mirası Geçici Listesi’nde yer alan Birgi Köyüydü...
Prof. Dr. Özgür Özkaya, mimarlarından olduğu Efeler Yolu Rotası’nın
Enerjisa Enerji ve BM Kalkınma Programı (UNDP) öncülüğünde başlayan Kültür ve Turizm Bakanlığı ile TGA destekleriyle güçlenen SENTRUM Projesi’nin Uygulama Merkezi açılışı tarihi Birgi Köyü’nde yapıldı.
Tarihi, kültürü ve yeşilin birleştiği cennet Birgi Köyü’ndeyiz. Bundan 3 yıl önce BM Turizm Örgütü (UNTourism) tarafından dünyanın en iyi 32 turizm köyünden biri olarak seçilen ve UNESCO Dünya Mirası yolculuğunu sürdüren bu eşsiz köyde, az sonra SENTRUM Projesi’nin Uygulama Merkezi açılışı yapılacak.
Enerjisa Enerji ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) öncülüğünde başlayan ve ardından T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı (TGA) destekleriyle güçlenen SENTRUM projesi aslında Küçükköy’den Birgi’ye uzanan turizmde dönüşüm hikayesi…
Proje, ilk olarak Balıkesir’in Küçükköy Mahallesi’nde uygulanmaya başlandı. Bu kapsamda kamu
Oxford Bilişsel ve Evrimsel Antropoloji Enstitüsü’nden antropologlar, evrensel ahlak kurallarını belirlemek için 60 farklı kültüre ait 600 kaynağı araştırdıklarında, ortaya “ahlaki açıdan iyi” sayılan 7 ortak davranış çıktı.
Buna göre dünya genelinde en yaygın ortak ahlaki kurallar; aileye destek çıkmak, dahil olunan gruba yardım etmek, iyiliklere karşılık vermek, cesur olmak, üstlere saygı göstermek, kaynakları adil dağıtmak ve başkalarının mahremiyetine saygı göstermek.
Sonuca bakarsak bence çağımızın en büyük sıkıntılarından biri de bu yani ‘ahlak’…
Gazetemiz Milliyet ve İzmir Atatürk Organize Sanayi iş birliğinde Nedim Uysal Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde düzenlenen ‘Mesleki Eğitim Zirvesi’ndeyiz. Gençler 450 kişilik salonu doldurmuş, iş dünyasının önde gelen isimlerinin hayat tecrübelerini büyük bir merak ve heyecanla dinliyor.
Buluşmanın moderatörlüğünü yapan ve hiç beklemediğiniz yerden gelen tespitleriyle tansiyonu yükseltmekte tecrübeli olan
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay ve İzmir Ticaret Odası Başkanı Mahmut Özgener’in ev sahipliğini yaptığı, 8 Ekim’de Ahmet Adnan Saygun Sanat Merkezi’nde gerçekleşecek olan ‘İzmir Spor Zirvesi’nin tanıtım toplantısındayız. Başkanlar, sporun önemine ve İzmir’in ülkemiz sporuna iz bırakan tarihine vurgu yapıyor. Başkan Tugay, konuşmasında bir ara kendi hayatından da örnek vererek, “Biliyorsunuz Tıp Fakültesi mezunuyum. O dönemde ne yazık ki, dersler yüzünden geçmişte başarılara imza atan pek çok arkadaşımın sporu bıraktığına şahit oldum” diye anlatıyor.
O an benim de onca emek vererek bir noktaya kadar geldiğim ancak üniversite sınavı nedeniyle bırakmak zorunda kaldığım spor geçmişim aklıma geliyor... Ve tabii “yetenekler” yerine maalesef hala “sınavlarla” şekillenen eğitim sistemimizde elbette benim gibi nice gencin olduğu gerçeği de…
Biraz anlatmak istiyorum.
Hentbola, Bornova’da gittiğim Uzun Hasan İlkokulu’nda başlamıştım. 80’li yıllarda pek çok devlet okulunda en az 3 branşta
Bir ülke, gözümüzü ekranlara dikmiş, tıpkı film izler gibi Diyarbakır’da öldürülen 8 yaşındaki Narin cinayetinin perde arkasındaki sırrın açığa çıkmasını bekliyoruz. Küçük kızın isminin aksine büyük bir hoyratlıkla hem de…
Gerçi biz bu duruma, öğleden sonra kuşağındaki hayret etmelere doyamadığımız (!) programlardan alışkınız da neyse…
Televizyon kanalları kayıp haberinden tam 19 gün sonra, son dakika alt yazısıyla, Narin’in cansız bedeninin battaniyeye sarılı halde dere yatağında bulunduğu bilgisini veriyor. Yüreğimiz Narin’in üzerine vicdansızca bırakılan koca taşlar misali kaskatı kesiliyor, ekrandaki derenin buz gibi sularına gözümüzü dikip, “Neden?” diye soruyoruz.
Ardından aklımıza bir sürü felaket senaryosu geliyor… Sonra birtakım uzmanlar, bu senaryoları evirip, çevirip canlı yayınlarda saatlerce değerlendiriyor. Biz yine ekrana gözümüzü dikmiş, “Bu kadar da olur mu!” diyoruz.
Bu arada tam 24 kişi gözaltına alınıyor. İçlerinde
Ülkemiz geçtiğimiz hafta tam bir kabus yaşadı. 1 günde 47 orman yangını çıktı.
Bolu'daki yangın, şiddetli rüzgar sebebiyle 30 kilometrelik alanı etkiledi. İzmir’de 4 günde yaşanan 249 orman yangınında 4 bin 300 hektar alan; Manisa Gördes’te ise 270 bin dönüm alanda 6 gün süren yangında Karayakup Mahallesi kül oldu.
Köylülerin anlatımıyla, “Kimse bir şey yapamamış, herkes seyretmişti…”
Tıpkı İzmir Yamanlar Dağı’ndaki yangında olduğu gibi…
O kabus gibi gecede bölgeye gittiğimde insanoğlunun doğa karşısındaki çaresizliğine bir kez daha tanıklık ettim.
Havada küller uçuşurken polis, itfaiye araçları oradan oraya telaşla koşuyor; dışarıda duman kokusundan nefes almak neredeyse imkansız hale gelmişken karanlığın içinde kollarını kavuşturmuş bekleyen bölge sakinleri ağaçları, canlıları büyük bir hızla yok edip geçen metrelerce yükseklikteki alevleri dehşetle izliyordu.
İnsan o film karesini andıran manzarayı gördüğünde yaşananların gerçekliğinden şüpheye