Gözlere sığan bir hayat

Bu Pazar gününe paylaşılan her karesinde gözlerinden yaşama coşkusu fışkıran birinin kayıp haberiyle başladım. Ali Arif Ersen. Ressam ve fotoğraf sanatçısı. Arkadaşları, yakınları ona mutlu, gülen fotoğraflarıyla veda ediyordu. Çok sevilen biriymiş, diye düşündüm, bir de dediğim gibi çok hayat doluymuş belli ki. Ne mutlu.

Sonra onunla ilgili yapılmış belgeseli izledim, MUBİ’de. Selin Şenköken imzalı 2020 yapımı bir film, “Yangın Yerinde Orkideler”. Adını Ali Arif Ersen’in resminden alıyor. Resim de Memet Baydur’un oyunundan. Ersen’in o neşe saçan yüzünü gösteren videolarla başlıyor film. Arkadaş toplantıları, kutlamalar, kahkahalar, kalabalıklar. Eş dost için bir buluşma noktası olan, ilginç eşyalarla, objelerle dolu stüdyosu, film afişleri, plakları, müzik aletleri. Resim ve fotoğraf kadar müziğe de meraklı, yemeye içmeye de, yedirmeye ve içirmeye de. Balık Pazarı’nda Japonların alışveriş ettiği balıkçıdan aldığı balıklar, yurt dışından getirttiği özel bıçaklar ve malzemelerle suşi yaparken de görüyoruz onu, komiklik yapıp arkadaşlarını güldürürken de, Saraybosna trajedisinden geriye kalanlar üzerine açtığı fotoğraf sergisini anlatırken de. Yıllarca resim ve fotoğraf sergileri açıyor, “Otuzların Kadını” ve “Aramızdaki Şey” kitaplarının kapaklarını yaptığı Tomris Uyar ile birlikte “Güzel Yazı Defteri” adlı kitaba imza atıyor ve hakkını vererek yaşıyor.

Gözlere sığan bir hayat

Derken her anı anlamlı ve dolu dolu akan bir hayat bir anda sekteye uğruyor. Söyleyeceğim durumda “sekteye uğramak” tanımı çok hafif kalıyor aslında. Birçok kişi için hayatın neredeyse “sona erdiği an” olabilir bu. Yıl 2004, 46 yaşındaki Ali Arif Ersen baş ağrısı şikayetiyle gittiği hastaneden “locked – in” (kilitli kalma) sendromuyla çıkıyor. Sadece başını ve sol gözünü oynatabiliyor artık.

Buradan sonrasında bir belgeselden (ve bir hayattan) ne beklersiniz, bir hüzün dalgası, belki “keşke”ler, belki tedavi ihtimalleri, çare arayışları... Biz Ali Arif Ersen’in yeni koşullarına adapte olarak yaşamaya ve üretmeye devam edişini izliyoruz. Gözündeki gözlüğe bağlı lazer ışığıyla harfleri, kelimeleri işaret ederek iletişim kurmaya, sohbet etmeye, espri yapmaya, arkadaşlarına sevdiği yemekleri sipariş etmeye devam ediyor. Birinden Antalya piyazı istiyor, diğerinden kendisine Güney Amerika’yı hatırlatacak palmiye fidanını. O da onlara hepsi özel olarak düşünülüp tasarlanmış hediyeler alıyor, yapıyor, yaptırıyor. Belgesele ismini veren tabloyu gözüyle bir arkadaşına elini yönlendirerek çizdiriyor. Daha sonra bilgisayar yardımıyla resimlerini, kolajlarını yapmaya devam ediyor. Hayri Turgut Uyar ile birlikte İTÜ Radyo’ya “Kış Bahçesi” adlı haftalık programı hazırlıyorlar. Gene gözüyle işaret ediyor çalacakları parçaları. Yani gerçekten yatağa bağlı olmayan pek çoğumuzdan çok daha aktif ve üretken bir 17 yıl geçiriyor. Belgeselde Esra Tacettin’in anlattığı gibi “O kadar başka şeylere ihtiyacı olmadan kendi entelektüel yetileriyle kendi yaşam alanını kurabilen bir insan ki o küçücük odasında sınırsız bir yaşam alanı var”. Hem de yine filmde Emine Tusavul’un altını çizdiği gibi “mutlu olmayı ve mutlu etmeyi başardığı” bir alan.

Bir resmine “Zeytin Ağacı” adını veren ve gözleriyle Nâzım Hikmet’ten “Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı, yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin” dizelerini okuyan Ali Arif Ersen’i kaybettik dün. “Yangın Yerinde Orkideler” ise MUBİ’de onun hikâyesini anlatmak için bekliyor. Özellikle “Evlere kapandık” diye dertlendiğimiz bir dönemin üzerine hayat üzerine, sanat üzerine, arkadaşlık üzerine düşünmek ve şayet tanımıyorsanız Ali Arif Ersen’i - geç de olsa - tanımak için izlenmeli.