Komşuluk müessesesi

Bu “komşu”luk müessesesinde yaşanan erozyon fena halde canımı sıkıyor. Hani bir şeylerin onunla hallolduğuna inansam “kanıma dokunan” diye tarif edeceğim de, bu erozyonun kaynağında da o zaman zaman var biraz. “Bizden” misin, değil misin, o her şeyin önüne geçer oldu.

Ben de kapıların kilitlenmediği cennet köşelerin birinden gelmiyorum ama neticede “O benim komşum” cümlesinin iyi kötü bir şeyler ifade ettiği bir devirde büyüdük. İlle can ciğer kuzu sarması olman gerekmez ama güvenirsin, ne bileyim anahtarını teslim edersin, çocuğun kapıda kalırsa komşuda bekleyebilir, senin evinde beklenmedik bir tıkırtı olursa delikten bakar, gözünün tutmadığı bir durum olursa müdahale eder, hastalanırsan kapısını çalabilirsin.

Ayrıca komşunun dili, dini, etnik kökeni, şusu busu sorulmaz, ayıptır. Politika komşuların arasına girmez, kim kime oy veriyor bilmez, bilsen de ilgilenmezsin. Şunu bilirsin, komşudan zarar gelmez. Çocuklara öyle öğretilmiş en azından...

15. İstanbul Bienali “komşu”luk teması üzerine kuruluydu ve her tarafa “İyi bir komşu” diye başlayan afişler asılmıştı, o geldi aklıma. İşte “sana hastayken yemek yapar” ile “korkmadığınız bir yabancıdır” arasında gezinen tanımlar. Yıl 2017, ben de o zaman Lefter Küçükandonyadis’in 6-7 Eylül anılarına dayanarak “İyi bir komşu seni evinden kovmayan biridir” diye yazmışım. Düzeltiyorum: İyi komşu seni fişlemeyen biridir.

Koronayı kim bela etti başımıza?

Artık bıkkınlık veren ama şaşırtmayan haberlerden biri daha; İstanbul Bakırköy’de bir vatandaş Dzinunt Surp Asdvadzadzni Kilisesi’ni yakmayı denemiş. Ciddi ciddi dış kapısını ateşe vermiş ve gerekçesi var: “Kornavirüsü” diyor, “Bunlar başımıza bela etti”. Hayır, tabii ki normali “vah vah, salgın sinirlerini bozmuş adamın” deyip tedaviye yönlendirmek olurdu ama maalesef bu bizim için görülmedik bir örnek değil.

Malum, başımıza gelen her felakette; deprem olsun, sel olsun, yangın olsun, salgın olsun, bir “öteki” parmağı var. Kendimiz edip kendimiz bulmayız hiç, doğal afet de bilmeyiz, hep birileri düşmanlık eder, o sevmediklerimiz, o bizi çekemeyenler, o kötülüğümüzü isteyenler, o bizim gibi olmayanlar. Onları yollarsak ne hastalık kalacak, ne kriz, ne dert, ne tasa.