Asu Maro

Asu Maro

amaro@milliyet.com.tr

Tüm Yazıları

Sizce insan neden büyükşehirden ‘kaçıp’ denize yakın bir köyde yaşamak ister? Bir zamanlar klasikleşmiş ‘Bir Ege kasabası’ emeklilik düşünün altında yatan istek neydi mesela? Herhalde temiz hava idi, daha sakin akan bir hayat, sessizlik, doğayla baş başa olma imkânı, böyle şeyler. O ‘baş başa olunacak’ doğada da ağaçlar var, hayvanlar var, göller, denizler, onlarla birlikte olmak için yaşam biçimi değiştirmek istediğimiz şeyler var. Peki, bu amaçla gidip orayı da şehre benzetmeye çalışmak nasıl bir ‘insani’ güdüdür? Ve bunu izleyen bir soru daha: Bu denemenin sonuçları ne olabilir?

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Kışın ortasında Bodrum’un bir köyünde geçirdiğim birkaç günün sonunda gene bu sorularla döndüm şehre. Bu mevsimde Bodrum’a gitmek demek yazın ara verilen inşaatların tam gaz devam ettiğini, dağların, tepelerin oyulduğunu canlı canlı görmek demek. Yazın gittiğimizde o hazırlanan boşlukta bir site daha oluştuğunu göreceğiz. Bu uğurda yine kimi ağaçlar, sular, yeşil alanlar yok olmuş, o alanların doğal sakinleri de evsiz barksız kalmış olacak. Ve biz “Yaban domuzları yerleşim bölgelerine indi” diyeceğiz, “Yaban domuzlarının evine taşındık” yerine.

Sırada hangi canlı var

Neyse, aslında köye – kasabaya ‘inen’ yaban domuzu artık eski bir haber; domuzlar yaşam ve beslenme alanları kalmadığı için aramızda gezer oldular, biz de artık onların saldırmadığını, çoluk çocuk yiyecek aramaya geldiklerini anladık. Ama bu Bodrum seferinde yeni bir doğa olayıyla karşı karşıya kaldım: Artık aramızda kurtlar da dolaşıyor. Bir gece eve yürürken köpeklerin alışılmadık şekilde havladığını duyduk. Bir de arkamızı döndük ki altı – yedi (sonradan okuduğum bir haberde adlandırıldığı şekliyle) ‘bireylik’ mini bir kurt sürüsü bize bakmakta. O kadar da güzeller ki. Belli ki başı çeken haşmetli bir tanesi var, arada yavrular var.

Yine de insan korkuyor tabii. Güvenli bir noktada kendimizi garantiye alıp oradan izlemeye başladık kurtları. Onlar da bizi. Karanlıkta insan sesleri duyunca da panikle bağırdık: “Buraya gelin, çabuk olun, arkanızda kurtlar var” diye. Fakat son derece sakin bir ses “Evet,” dedi, “Lagertha ve yavruları onlar”. Biz hâlâ “Kurt var kurt” diye ısrar ettik, aldığımız cevap da “Evet kurt, merak etmeyin bir şey yapmaz” oldu.

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Sonra bir arama yaptım ve 2026 Ocak ayında Bodrum’da görülen kurtlarla ilgili haberlere rastladım. Pek çok noktada olmuş bu. Hatta Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Öğretim Üyesi, yaban hayat ve karakulak araştırmacısı Yasin İlemin, bu durumun sanıldığı gibi bir tehdit değil doğal ekolojik sürecin bir parçası olduğunu söylemiş. Yaban domuzları insanlar tarafından beslenerek şehir yaşamına alıştırılınca kurtlar da kendi doğal avları olan domuzları takip ederek merkezlere geliyormuş.

Buna ‘doğal ekolojik süreç’ diyebilir miyiz bilmiyorum ama şu görülüyor ki kendimize daha fazla alan açmak için yok ettiğimiz yerlerin sakinleri yavaş yavaş aramıza katılıyorlar. Bütün alametler bize doğayla çatışmaya kalkışmayıp uyum sağlamamızı söylüyor. İnsanlığa öngörülü bir uyarı mahiyeti taşıyan bir film önerisiyle de bitirmek istiyorum sözü. Studio Ghibli’nin 1994 yapımı nefis bir animasyonu var: “Pom Poko” (Yön: Isao Takahata). Sihirli güçleri olduğuna inanılan bir ‘tanuki’ (Japon rakun köpeği) kolonisinde geçiyor. Bunlar kendi aralarında yaşam alanları için çatışırken bir de bakıyorlar ki dağları, tepeleri 3 bin hektarlık alanı kaplayacak 300 bin nüfusluk bir konut projesi uğruna oyulup dümdüz edilmiş, her yer iş makinesi. Birbirleriyle didişmenin değil birleşip “amacı konuklarına doğal ve sessiz bir çevre sağlamak” olan bu projeyi durdurmanın zamanı olduğuna karar veriyorlar. Başka canlılar gibi görünmelerini sağlayan ‘dönüşme güçleri’ni kullanarak insan kılığına girip işe koyuluyorlar. İnsan – çevre çatışmasını müthiş etkileyici şekilde ele alan filmi izlerken merak etmemek elde değil; acaba domuzlar ve kurtlardan sonra sırada hangi canlı var?