Ya bizim bedenimiz?

Bir slogan hiç bu kadar yanlış anlaşılmamıştı herhalde. “Benim bedenim benim kararım”. Cumartesi günü Maltepe’de düzenlenen aşı karşıtı “Büyük Uyanış” mitinginde dikkati çeken pankartların en tuhaflarından biriydi. Kadınların üreme hakkı gibi gerçekten tamamen ve sadece kendilerini ilgilendiren bir karar nerede, bütün dünyayı kasıp kavuran, hayatı felç eden bir salgını yok saymak, onun için alınan önlemleri reddetmek nerede. Aşı olmayı reddediyorlar, yetmiyor, maske takmayı reddediyorlar ve bu şekilde hayata karışmak arzusundalar. Böyle bir özgürlükleri varmış. “Ya cesaret ya esaretmiş”. Anladığım kadarıyla siz cesur olduğunuz için biz esir olmak durumunda kalacağız.

Dedim ya, pankartların hepsi birbirinden tuhaf. Pandemi başlayalı şu kadar zaman geçmiş, hepimizin ömründen ömür gitmiş, kayıplarımız olmuş, hala da olmakta ve birileri “Maske değil nefes almak istiyoruz” diyebiliyor. Çok ilginç. Elbette biz de nefes almak istiyoruz, tekrar o “tam kapanma” günlerinin gelmesinden, nihayet kavuştuğumuz azıcık özgürlük alanını bir daha kaybetmekten, işimizden gücümüzden olmaktan çok korkuyoruz ve şu sizin “kararınız” bunu tehlikeye atan bir karar. Orada maskesiz ve doğal olarak mesafesiz şekilde, PCR testini reddederek o kadar kişi toplanıyorsunuz, koronavirüse meydan okuyorsunuz, ardından da bizimle birlikte toplu taşımaya, alışveriş merkezlerine, sokaklara, restoranlara karışıyorsunuz.

Yetmezmiş gibi çok tehlikeli bir çağrı da yapıldı o mitingde. Millete hep birlikte e-nabız’dan aşı randevusu alıp gitmeme, bu şekilde sistemi kitleme önerisinde bulunuldu. Bu nasıl bir özgürlük ya da “uyanış” algısı? Bu açıkça suç.

Mesele sadece sizi ilgilendiriyor olsa buyurun, özgür iradenizle kararınızı verin. Tabii ki herkesin arzu ediyorsa kendi canını tehlikeye atma hakkı da var. Ama benim aşı olma hakkımı, benim sağlıklı kalma hakkımı elimden alıyorsa bunun neresi “benim bedenim benim kararım”? Benim kendi bedenimle ilgili kararım ne olacak?

Balinayı intihara sürükleyen insan

Dünyanın en acımasız, en tehlikeli, en vahşi canlısı tartışmasız olarak insan. Bunu her gün çeşitli vesilelerle tekrar tekrar kanıtlıyor. O kadar acıklı bir haber vardı ki bu hafta gazetelerde, “Dünyanın en ünlü balinası Kiska Kanada’nın Mariland parkında canına kıymaya çalıştı”. Hayvancağız 44 yaşında. 1979 yılında İzlanda’da yakalanmış ve hayatının geri kalanını geçirmek zorunda kalacağı tema parka satılmış. Yani tam 42 yıldır esir olarak yaşıyor. Bunun son 10 senesini de tamamen yalnız geçirmiş üstelik. Beş yavrusunun ve arkadaşlarının ölümünü gördükten sonra beton bir tankta tek başına çile doldurur olmuş yani. En sonunda da canına tak etmiş tabii ve kafasını tankın duvarlarına vura vura ölmeye çalışmış.

Gerçekten bu nasıl bir gaddarlık, nasıl bir vahşettir? Bu tema park denen şeyler nasıl bir zulüm yuvasıdır? Görmeyiverin derin sularda yüzmesi, göklerde uçması, ağaçlara tırmanması gereken canlıları kafeslerin, akvaryumların içinde. Açın belgesel izleyin, fotoğraflarına bakın. Çocuklarınıza başka eğlence bulun. Zaten de hayvanların insanın eğlencesi, esiri olduğunu zannedecek şekilde büyütmeyin onları.