Yasak aşk, namus, cinnet!

Bir gazete başlığı: “Bağcılar’da yasak aşk cinayeti”. 24 yaşındaki Suriyeli Hulud Hemdos evinde bıçaklanarak öldürülmüş ve biz haberi bu başlıkla okuyoruz. Dikkat çekmek üzere kurulmuş bin yıllık klişe bir cümle ve bir değil, iki değil, birçok mecrada yer almakta.

Bir katil nasıl haklı gösterilir, cinayet nasıl bir gerekçeye bağlanır, örnek olarak incelenecek gibi bir haber. Tam da gün başına kaç kadının öldürüldüğünden söz edecek durumda olduğumuz memleketimizde ihtiyaç duyulacak türden. ‘Adi’ bir cinayet değil yani, içinden ‘aşk’ geçen bir cinayet ve belli ki ‘duygusal’ bir katil, karşımızdaki. Ya kalbi kırılmış, ya kıskanmış, ya sevdiği kadını paylaşmaya gönlü razı gelmemiş, bir şey olmuş, durup dururken öldürmemiş, onu anlıyoruz daha ilk bakışta.

Nitekim okumaya başlıyoruz, satır aralarında da benzeri mesajlar gezinmekte: “...iddiaya göre bir tekstil firmasında işçi olarak çalışan Suriyeli Mohamad el Abid, iş çıkışında evine geldi. Eve geldiğinde eşinin yanında bir erkek gördüğünde cinnet getirdi.”

Varan 2. Kadın katillerinin en büyük sığınaklarından biri daha: Cinnet! O öyle bir hal ki, gözü dönmüş katili cinayetinden sorumlu tutmamızı zorlaştırıyor. Cinnet getirmiş adam, ne yapsın, elinde değil. Anladığımız kadarıyla İHA muhabiri de yanındaydı o anda, yoksa nasıl bu kadar emin olacak olayın cinnet olduğundan, değil mi? “Vallahi abi cinnet getirdim” mi dedi sonradan yoksa? Bilinçli cinnet!

Ardından geliyor bir bomba daha: “kan donduran namus cinayetinin detayları iddiaya göre...” Farkındaysanız “iddiaya göre” olanlar hep teknik detaylar. Emin olduğumuz şey, olayın “yasak aşk” nedeniyle gerçekleştiği, bir “namus” lekelenmesinin söz konusu olduğu ve evet, bütün bunlar birleşince de kocanın “cinnet” etkisinde mutfaktan bıçağı kapıp geldiği. Bu hususlarda soru işareti, açık kapı bırakılmamış. Seven erkek kıskanır, kıskanınca cinnet getirir ve öldürür. İki kere iki dört.

Ortada bıçaklanarak öldürülmüş genç bir kadın ve nesi olduğunu bilmediğimiz bir erkek, aralarında kadının kocası, onun erkek kardeşi ve amcasının da bulunduğu dokuz şüpheli var. Üçü cinayete karıştığı, altısı onların kaçmasına yardımcı olduğu için gözaltına alınmış durumda. Biz ne ile meşgulüz peki? Kadının kocasını aldatıp aldatmadığıyla. Ve bunu deşme amaçlı kurulan her cümle, cinayete kılıf uydurarak hem bu olayın faillerinin ekmeğine yağ sürüyor, hem de potansiyel kadın katillerini cesaretlendiriyor.

Halbuki konu bu derece hassasken elimizden çıkan her cümleye, her sözcüğe son derece dikkat etmemiz, farkında olarak veya olmayarak cinayetlere kılıf biçmekten vazgeçmemiz gerekiyor. Orada ne oldu, evdeki adam kimdi ve kadınla arasındaki mesele neydi, koca ne hissetti de karısını öldürdü, boşlukları doldurup kendince anlamlı bir senaryoya dönüştürmek medyanın görevi değil. Aşk, kıskançlık, aldatılmak, bunlar cinayet gerekçesi olamaz, aklımızda tutmamız gereken bu. Her “Aldatılan koca cinnet getirerek...” yazmaya yeltendiğimizde kendimize hatırlatmak için.