Bilim insanından “uydurma” bir bilgi

Medya kuruluşları, aşı gibi halk sağlığı ve ulusal güvenliği ilgilendiren konularda, yayınlarında yer verdikleri sansasyonel isimlerle ilgili hassas davranmaya çağrılıyor.

Bir televizyon kanalında programa konuk olan Prof. Dr. Canan Karatay, bazı ülkelerde “din bakımından” hiç aşı yapılmadığını ve İsrail’in de bu ülkelerden biri olduğunu iddia etti. Karatay’ın bu sözleri sosyal medyada tartışmalara yol açtı. Çocuk ve genç psikiyatristi Doç. Dr. Veysi Çeri, Twitter hesabından “Şimdi sormak istiyorum: Bir insan milyonlarca çocuğun hayatını ilgilendiren bir meselede nasıl böyle rahatça yalan uydurup, milyonların önünde bunu çekinmeden söyleyebilir?” diye yazdı.  Evet, soru buydu: Bilgiye inanılmaz bir hızla ulaşılması mümkün olan bir çağda, milyonlarca insanı ilgilendiren bir konuda, bir bilim insanı doğruluğu şüpheli bir bilgiyi paylaşmakta nasıl olur da sakınca görmez?  Küçük bir araştırma sizi doğru bir bilgiye götürebilir. İsrail’de aşı yapılmadığı iddiası doğru değil. İsrail’de aşı yapılıyor. Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) verilerine göre; İsrail, kızamığa karşı aşılanma oranları sıralamasında Macaristan, Lüksemburg ve Portekiz’in ardından 4’üncü sırada yer alıyor. 2019’da birçok hastalığa karşı aşılanma oranı İsrail’de yüzde 90’ların üzerinde. Ülkede sağlık alanında görev yapan bazı meslek gruplarının aşılanması da zorunlu hale getirildi. Ve birçok ülkede aşı karşıtlığıyla bağlantılı olarak gelişen kızamık salgınlarından, İsrail Sağlık Bakanlığı çocuklarına aşı yaptırmayan aşırı dinci ve çok küçük bir grup olan “Harediler”’i sorumlu tuttu. Buna karşın Dünya Sağlık Örgütü’ne göre de ülkedeki kızamık aşılama oranı hâlâ yüzde 98 seviyesinde. Ayrıca ülkenin sağlık politikası, bulaşıcı hastalıkların önlemesinde ve bu hastalıklara bağlı ölüm oranlarının kontrol altına alınmasında aşıların çok önemli bir yere sahip olduğunun da önemine işaret ediyor.

Sorumlu yayıncılık

Doç. Dr. Veysi Çeri, daha önce “söylediklerinin bilimsel gerçeği yansıtmadığı, uzmanlık alanı dışında kesin olmayan bilgileri kesinmiş gibi sunduğu, halk sağlığına zarar verdiği, bilimsel geçerliliği olmayan spekülatif bilgileri yaydığı” gerekçesiyle Türk Tabipleri Birliği Yüksek Onur Kurulu tarafından geçici meslekten men cezasına çarptırılan ve böylelikle halk sağlığını ilgilendiren meselelerde sabıkası olan bir kişiyi, halk sağlığı ile ulusal güvenliği yakından ilgilendiren aşı konusunda üstelik kendisinin uzmanlık alanı ile ilgili olmamasına rağmen ekranlara taşımanın, basın meslek ilkelerine aykırı olduğuna ve sorumlu yayıncılık ilkelerine de uymadığına işaret ediyor. Çeri, insanların hassasiyeti olan bir konuda “İsrail’de hiçbir aşının yapılmadığı” yönünde uydurma bir bilginin yaygınlaşmasının, bir komplo teorisinin, olası bir nefret söylemine dönüşmesi anlamına geldiğini belirtiyor. Peki, “ne demek gerekiyor” sorusuna Doç. Dr. Çeri şu yanıtı veriyor: “İnsan sağlığını ilgilendiren meselelerde daha hassas davranmaya, sansasyonel isimleri konuk etmekten olabildiğince sakınmaya ve meslek örgütlerimizle daha yakın bir işbirliği kurmaya davet ediyorum.”

Ve aslında belki de birçok bilim insanına göre hiçbir bilimsel dayanağı olmayan “aşı reddi”ni tartışmaya açmamak gerekiyor. Çünkü yanlış bir bilgiyi tartışmaya açtığınızda bunu meşru, yanlış olan bir şeyi “olabilir” hâle getirmiş oluyorsunuz.