Dünyanın en feci ahlaki sorunu

Dünya medyası yoksul ülkelerin aşıyı tedarik edememesini sadece satır aralarına sıkıştırdı, aşı alamayan yoksul ülkelere sessiz kaldı; çözüm önermedi, devletleri uyarmadı

Yoksul ülkeler, müthiş bir şaşkınlıkla dünyanın en zengin ülkelerinin aşıdan pay kapma savaşını izliyor. Koronavirüs aşısını kendi aralarında pay eden, ihtiyacından fazlasını alan, aşı tedarik sırasını bozan, hangi aşıyı alacağına bir türlü karar veremeyen, daha elindeki aşı bitmeden siparişlerdeki gecikmeleri kendisine problem eden ülkeler, acaba yoksul ülkelerin bu süreçte nasıl “unutulmuş” ve “yok” sayılmış olduklarının da bilincindeler mi?

Küresel dünyanın lider ülkeleri; eşitlik ilkesine uymayarak, üstelik ayrımcı politikalarla aşı üzerindeki tasarruflarını sürdürürken, en yoksul ülkelerde hastalık riski altındaki insanlar, doktorlarının dahi ulaşamadığı aşılara umutsuzca erişmeyi bekliyor. Oysa Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), aşının tüm ülkelere adil şekilde dağıtılması amacıyla küresel erişim programı oluşturdu. Buna rağmen sonuç alınamadı. Parayı bastıran aşıyı aldı. Üstelik aşı üreticileri, ellerindeki stokların ve kısa-orta vadede üretmeyi planladıkları aşıların büyük bölümünü, taahhütte bulunduğu ülkelere ayırdı.

Medya da sessiz kaldı

Öyle ki; 51 ülkede 42.2 milyondan fazla doz aşı uygulandığı sırada, yoksul bir ülkeye sadece 25 doz verilmesine DSÖ Genel Direktörü Dr. Tedros Adhanom Ghebreyesus isyan etti ve dedi ki; “Yoksul ülkelere aşı tedariki konusunda dünya, feci bir ahlaki başarısızlığın eşiğinde.”

Bu sadece zengin ülkelerin umarsızlığı değil. Dünya medyası da yoksul ülkelerin aşıyı tedarik edememesini sadece satır aralarına sıkıştırdı, aşı alamayan yoksul ülkelere sessiz kaldı; çözüm önermedi, devletleri uyarmadı. Aşının eşit ve adaletli dağıtılması için, ülkelere küresel dayanışma çağrısında bulunmak gibi bir telkini dahi olmadı. Oysa medyanın yoksul ülkelerin hakkını gasp eden aşıyı stoklayan zengin ülkelerin bu ahlaki olmayan tutumunu sorgulaması gerekirdi. Daha da önemlisi; yüksek gelirli ülkelerle aşı şirketleri arasında bugüne kadar haksız rekabete dayalı 60’a yakın ikili anlaşma yapılmasının hem hukuki yönden hem de ahlaki açıdan bir yaptırımının olması gerekmez mi? Üstelik potansiyel aşı dozlarının yarısından fazlasını rezerve eden zengin ülkeler, dünya nüfusunun sadece yüzde 14’ünü oluşturmakta.

Küresel sorundan zenginleştiler

Bir araştırmaya göre; aralarında Jeff Bezos, Elon Musk ve Bill Gates’in de olduğu dünyanın en zengin 10 kişisinin pandemi süresince elde ettiği kâr 540 milyar dolar. Koronavirüsten zengin olanların 9 ayda elde ettikleri bu kârla dünyadaki herkese 141.2 milyar dolarlık iki doz Kovid-19 +aşısı yapılması mümkün. Ama bunun için adım dahi atmıyorlar. Zaten ilaç şirketleri de daha fazla para veren ülkelere daha hızlı sevkiyat yapmakta kararlı. Ve bu ilaç şirketlerinin hiçbiri patent hakkının askıya alınıp aşıları başka firmaların da üretmesine izin vermiyor. Oysa aşıyı bulmaları için bu ilaç üreticilerine inanılmaz paralar aktı. Buna rağmen hükümetlerin küresel soruna, küresel çözüm üretemeyip bu ilaç firmaları karşısında ellerinin kollarının bağlı olması dehşet verici.

Korku adaletsizliği yarattı

Pandeminin yarattığı korku; zengin ülkelerin ahlaki olmayan eşitlik ilkesine uymayan aşırı milliyetçi uygulamalarının da önünü açtı. Öyle ki; dünya genelinde 7.7 milyar doz aşının yarısı en zengin ülkelere dağıtılırken, 128 ülkede henüz aşılama yapılmadı bile.

Dolayısıyla ben bir gazeteci olarak; aşı sıram geldiğinde, dünyanın en yoksul ülkesinde mesela Afganistan’da bir doktorun aşıya ulaşamadığını bilmenin utancını taşımak istemiyorum.

Ya siz?