Olağan şüpheliler!

ABD ve Çin, virüsün kaynağı konusunda birbirlerini suçluyor. Bilim dünyası, DSÖ’nün soruşturmasını güvenilir bulmuyor. Dünya medyası ise virüsü unuttu aşıya takıldı, artık sormuyor

Küresel çapta varlığını sürdüren ve milyonlarca insanın ölümüne neden olan Kovid-19’un kaynağını hâlâ bilmiyoruz. Kaynağı hayvan pazarı mı? Laboratuvar mı? Kaynağı bilmek neden önemli? Çünkü virüsün kökenini bilmek; gelecekte tekrar meydana gelme riskini azaltmanın ya da engellemenin yollarını belirlemek içindir. Dünya Sağlık Örgütü, tam da bu nedenle 13 kişilik bir ekiple virüsün ilk ortaya çıktığı Çin’in Wuhan kentine, virüsün kaynağını araştırmak amacıyla gitti. Üstelik bir yıldan fazla bir zaman geçtikten sonra ülkeye ancak giriş yapabildiler.

Çin, virüsün kaynağını araştırmak amacıyla ülkeye giriş yapmak isteyen Dünya Sağlık Örgütü’ne defalarca engel çıkardı. Oysa küresel çapta bir sorunun çözülmesine bir ülke katkı sunmak yerine neden engel olmak ister? Neden Kovid-19 vakaları hakkında ham verilerini paylaşmayı reddeder? Dünya medyası, bu tür sorulara “yön” veren dünya siyasetini yeterince ve yüksek sesle sorgulamadı. DSÖ de sessizce bekledi. Amerika “Çin virüsü” dedi. Çin “Amerika bu virüsü bize getirdi” dedi. Küresel çapta soruna, küresel çapta bir çaba gerektiğinin altını kimse çizmedi. Aksine; dünyayı hapishaneye çeviren virüsün sorumluları “unutuldu”, kaynağı belirlenemeyen “virüs aşısı” dünyanın gündemine oturdu. Aşı savaşlarıyla milyar dolarlar havada uçuştu; panikleyen uluslar, aşıyı bekleyen yoksul ülkeler, kitleler üzerinde yaratılan travmalarla yeni pazarlar oluştu.

Ve Dünya Sağlık Örgütü bir yıl sonra, virüsün kaynağına dair hayli “tuhaf” hatta “içi boş” bir rapor hazırladı. Çinli bilim adamlarının da yer aldığı uluslararası uzmanlardan oluşan bir ekip tarafından hazırlanan rapor hiçbir soruya yanıt vermiyor. Kovid-19, hayvan pazarlarından mı geldi? Emin değiliz. Bir laboratuvar ortamından mı geldi? Onu da bilmiyoruz. Üstelik Dünya Sağlık Örgütü, kendi raporunun daha fazla araştırmaya muhtaç olduğunu kabul ediyor.

Mesela DSÖ, virüsün bir laboratuvardan kazayla sızdığına ilişkin teoriyi sadece “olasılık dışı” olduğunu belirterek reddediyor. Ama virüsün hayvan pazarının yakınına taşınan laboratuvardan bir kaza sonucu sızdığı iddiasını araştırmadan böyle bir yargıya varması, Çin’in verdiği bilgilerle yetinmesi bazı bilim çevrelerince sert bir dille eleştirildi. Haksız da sayılmazlar. Laboratuvar kazası ortaya atılan diğer iddialar gibi sadece bir olasılıktır ve her olasılığı araştırmak soruşturmak zorundasınız.

Medyanın görevi

DSÖ raporunda, hayvan pazarından çıkma teorisi de ihtimal olarak kalıyor. Belirsiz. Koronavirüsün, insanlara yayılmadan önce muhtemelen yarasalarda ortaya çıktığı, sonrasında bir ara hayvan yoluyla insana bulaşma ihtimali üzerinde duruluyor. Ama ilk olarak nerede görüldüğü konusunda yeterli kanıt olmadığını ve virüsün pazara nasıl girdiği konusunda kesin bir sonuca varmadıklarını belirtiyorlar.

Hatırlarsanız; Trump yönetimi Çin’i salgınla ilgili bilgileri saklamakla suçlamış, DSÖ soruşturmasının da “tamamen bir aklama soruşturması” olacağını öne sürmüştü. Peki, Çin’in iddiaları araştırıldı mı? Onlar da virüsün kaynağı olarak, ABD’de 20 bin insanın ölümüyle sonuçlanan grip vakalarının kaçının koronavirüs olduğunun araştırılmasını istemişti.

Dünya medyasının görevi ABD ve Çin’in karşılıklı suçlamalarını yazmanın ötesinde soruların yanıtlarının da peşine düşmek olmalı. Yoksa dünyanın geleceğini biyolojik silahlarla yeniden inşa etmeye çalışan bu iki süper gücün sadece seyircisi durumuna düşeceğiz.