Belma Akçura

Belma Akçura

bakcura@milliyet.com.tr

Tüm Yazıları

SUÇLUYU ‘BARON’ YAPARSANIZ.. Suçun adı failin gücüne göre değişir

Uyuşturucu haberlerini okurken kelimelere fazla dikkat etmeyiz:

Bir sokak köşesinde yakalanan “torbacı”dır.

Tonlarca uyuşturucuyla anılan bir başkası ise “baron”.

Aynı madde.

Aynı suç.

Ama bambaşka bir dil.

Türkiye’de büyük uyuşturucu kaçakçılarına “uyuşturucu baronu” denmesi, hukuki değil, gazetecilikten çok popüler kültür kökenli bir alışkanlık.

Baron, feodal Avrupa’da toprak sahibi soylu, yani meşrulaştırılmış bir güç. Devletle çatışmaz; tersine sistemin parçasıdır.

Bu yüzden kelime, farkında olmadan şu çağrışımları taşır: Hiyerarşi, güç, İmtiyaz.

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Oysa uyuşturucu ticareti: Hukuk dışıdır. Toplumsal yıkım üretir. Şiddet, sömürü ve ölümle iç içedir.

Yani suçluya “baron” dediğimizde, suçun büyüklüğünden çok, gerçeği küçülterek suçluyu neredeyse güçlü ve dokunulmaz bir şahsiyete dönüştürüyoruz.

Ve tam da bu yüzden mesele yalnızca uyuşturucu değil, onu anlatma biçimimizdir.

★★★

1990’lı yılların Türkiye’sinde mafyanın uyuşturucuyla olan ilişkilerini yıllarca takip etmiş bir gazeteci olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim:

Uyuşturucu ticaretinin dünya tarihinde en istikrarlı tarafı şudur: En alttakiler değişir, en üsttekiler neredeyse hiç değişmez.

Çünkü küresel sistem, küçük suçluyu yakalar; büyük suçu yönetir.

Birleşmiş Milletler raporları, uyuşturucu ticaretinin küresel ölçekte yüz milyarlarca dolarlık bir ekonomi olmasının nedenini açıkça ortaya koyuyor.

Uyuşturucudan gelen para yalnızca sokakta el değiştirmez; bankacılık sisteminden geçer, offshore hesaplarda dolaşır, gayrimenkule, enerjiye, turizme, silaha dönüşür.

Bu zincirin en tepesindekiler ne torbacıdır ne de gemilerle uyuşturucu taşıyan tacirlerdir.

Onlara genellikle hiçbir şey denmez.

Latin Amerika’da yakalanan birkaç büyük isim, bu devasa sistemin istisnasıdır.

Yakalananlar “torbacı” ya da “tacir” olarak kalır; yakalanamayanlar ise iş insanı, yatırımcı, aracı, finansör kimliğiyle yoluna devam eder.

Bu yüzden “torbacı” vardır, “tacir” vardır; ama uluslararası uyuşturucu ticaretinin arkasındaki asıl aktörler çoğu zaman görünmezdir.

Haberin Devamı
Haberin Devamı

★★★

Suçun niteliğini ve örgütlenme biçimini tartışmak yerine, popüler kültürden ödünç aldığımız sıfatlarla kişileri öne çıkarıp, “Baron”, “Escobar”, gibi ifadelerle suçu değil, suçluyu merkeze alıyoruz.

Oysa bu ‘Baron’ dediklerimizin hiçbiri küresel uyuşturucu ekonomisinin kurucuları değil; büyük bir sistemin belirli hatlarında görev alan taşıyıcılar.

Ama medya dili onları olduğundan büyük, olduğundan güçlü ve neredeyse dokunulmaz gösteriyor. Böylece dilde yaratılan algıyla tacirler için var olmayan bir iktidar, farkında olmadan inşa ediliyor.

Batı medyasında da benzer haberler var; ancak kullanılan dil net: “Kaçakçı”, “organize suç lideri”, “şebeke yöneticisi” gibi ifadeleri tercih ediyorlar. “Drug lord” ifadesi ise daha çok anlatıyı süslemek için dizilerde, belgesellerde, film afişlerinde geçiyor.

Çünkü suçun soyluluğu olmaz. Dolayısıyla Gazeteciliğin işi hikâye anlatmak değildir. Gazeteciliğin işi, hikâyenin arkasındaki yapıyı ortaya çıkarmaktır:

Bu uyuşturucu nereden geldi? Parası nasıl dolaşıma girdi? Kim temizledi? Kim dokunulmaz kaldı?

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Bu sorular sorulmadıkça torbacılar bitmez, “baronlar” yenilenir; ama arkasındaki yapıya asla dokunulmaz.

Ve biz, her dönemde aşağıya “torbacı” yukarıya “baron” etiketini yapıştıran bir dilin içinde oyalanırken, uyuşturucu batağına saplanmış bir kuşağın gözümüzün önünde yok oluşunu izlemeye devam ederiz.

Çünkü biz suçun adını, failin sınıfına göre değiştiriyoruz.

Medya, “baron” diyerek suçu ifşa etmiyor. Suça bir unvan verip onu dokunulmaz kılıyor.