Çocukların kabusu "Krup"

9 Ekim 2021

Bir hastalık bitmeden diğeri başlıyor… 10 gün süren ilaç tedavisi ve dinlenme kızımı tam olarak iyileştirememişken, bir başka hastalıkla tanıştık; “Krup hastalığı”…

39 dereceye çıkan ateş, kızımın nefes borusundan gelen havlamaya benzer korkunç ses ve nefes alamamasının ardından kendimizi acil serviste bulduk. Son zamanlarda sıklıkla görülen viral bir hastalıkmış krup hastalığı.

Okulların açılmasıyla birlikte çocuklar arasında kolaylıkla bulaşan bu virüs, solunum yolu enfeksiyonuna neden oluyor. Özellikle bebekleri ve çocukları etkileyen hastalık, gırtlak, soluk borusu ve bronşlarda viral enfeksiyon sonucu ortaya çıkıyor. Bizi asıl acil servise götürmeye iten olay, gece kızımın uykusundan uyanıp, nefes alamaması ve soluk borusundan gelen korkunç sesti… Sonradan öğrendim ki; gribe benzeyen krup hastalığının en net belirtisi de buymuş. Kızıma bağlanan oksijen maskesi, ardından verilen buhar onu biraz olsun rahatlattı. Hastanede kalmaya gerek kalmadan gece evimize döndük. Ama şunu belirtmemde yarar var ki; bu hastalıkta hastanede yatışlar sıklıkla görülüyormuş. Hatta biz hastanedeyken aynı şikayetle gelen bir başka çocuğun geceyi orada geçireceğini öğrendik. Doktorlar panik olunmaması gerektiğini ama bu hastalığın ihmale de gelmeyeceğini anlattılar. Ağlama, ateş, huzursuzluk, boğuk ses ve seste kabalaşma, soluk alıp verme sırasında değişir bir ses çıkarma hastalığın belirtileri arasında…

Hastalığın şiddetine göre, 3-5 gün süren krup, geceleri daha belirgin hale geliyor. Öksürük, hapşırma ya da direk temasla bile kolaylıkla bulaşabiliyor. O nedenle bu şikayeti olan çocukların hastalık bitene kadar evde dinlenmesi gerekiyor. Çocuğu sakinleştirmek, temiz ve serin hava almasını sağlamak çok önemli. Bize verilen önerilerden biri, soğuk havalarda üstüne montunu giydirip pencereden 10-15 dakika nefes almasını sağlamak gerektiği oldu. Sıcak havalarda ise, buzdolabının kapağını açıp nefes almak çocuğunuzu rahatlatabilir.

Dedim ya, bir hastalık bitmeden diğeri başlıyor diye… Krup ile birlikte ilk kez “orta kulak iltihabı” ile tanıştık. Kulak enfeksiyonları, çocuklarda bu tip hastalıkların ardından sıklıkla ortaya çıkabiliyormuş. Ama ağrısını, acısını anlatmak imkansız. Bizim kız nazlıdır falan ama çektiği ağrı ve acı her halinden belli oluyor. Yani hastalıklardan bir türlü kurtulamadık sevgili okuyucularım. Bir iyiyiz, bir kötü. Bir soğuk, bir sıcak. Bir güneşli, bir yağmurlu. Aynı mevsimler gibi…

Yazının devamı...

Merhaba hastalıklar

27 Eylül 2021

Hayatımın en heyecanlı, en telaşlı, en garip hissettiğim dönemi. Okul hayatımız başladı. Daha doğrusu kreş hayatımız. Başladı ama ne başlayış…

Ben “alışacak mı, nasıl geçecek, beni özleyecek mi, ağlayacak mı ?” diye düşünürken bizim ki okul hayatına hemen adapte oldu. İlk gün elimi tedirginlikle bırakıp okuluna koştu, ertesi günler ise arkasına bile bakmadı. Alışma süreci konusunda çok şükür bir sıkıntı yaşamadık. Kızımın fazla sosyal oluşu, pandemi döneminde de uzun bir süre evde olması onu etkiledi sanırım.

Yemek konusu kızımın doğumundan itibaren bir sorundu bizde. Beren çok iştahlı bir çocuk değil. Yemek yedirmem her bir öğün için yaklaşık 1 saati buluyor. Abartmıyorum inanın. “Aman bugün de yemesin “ diyen bir anne de olamadım maalesef. E haliyle okulda böyle bir lüksü olmadığından verilen süre içinde yemeklerini yemek zorunda. Bizi en çok zorlayan konulardan biri işte bu yemek konusu. Umarım ona da en kısa sürede alışır.

Bugün asıl bahsetmek istediğim konu; hastalıklar. Okula başladık ama başlamamızla birlikte hasta olduk. Bir gün gittiysek, ertesi gün okula gidemedik. Mikroplarla ilk kez tanışma, bağışıklık sisteminin düşük olması bu hastalıklara daha erken merhaba dememize neden oldu. Burun tıkanıklığı, hafif burun akıntısı, halsizlik, huzursuzluk halleri… Tipik bir soğuk algınlığı. Doktorumuzla görüştükten sonra ilaç tedavisine başladık. Son günlerde sıklıkla görülen bir virüs varmış ki; “RSV” virüsü olarak biliniyor. Respiratuar Sinsisyal virüs de diyebiliriz. Soğuk algınlığına ve gribe benzer şikayetlerle ortaya çıkan bu virüs tedavi edilmediğinde akciğerleri tehdit ediyor. Özellikle bebek ve yaşlılarda hayati tehlikeye neden olan bu virüs, son yıllarda oldukça artmış. Kesin tanı için doktora gitmek şart ama dikkatli olmak da yarar var. Eminim benim bu yaşadığımı bütün anneler yaşadı ve halen yaşıyor maalesef.

Yakınlarım okul hayatıyla birlikte zor bir dönemin başladığını anlatmıştı ama bu kadar erken beklemiyordum. Çare yok biz de bağışıklığımızı güçlendireceğiz. Kendimize iyi bakma zamanı…

Yazının devamı...

Şimdi okullu olduk

6 Eylül 2021

Acısıyla, tatlısıyla bir yazı daha geride bıraktık. Kimi zaman yangınlar yandı yüreğimizde, kimi zaman umutla doldu kalbimiz. Ama hiç vazgeçmedik, vazgeçmedim… Onun bir gülüşü bütün duvarlarımı yıktı, yeniden canlandırdı adeta.

1 ay sonra 4 yaşını bitiriyor ve okullu oluyor… Ne ara geçti bu yıllar, ne ara okul çağına geldi hiç anlamadım. Anaokuluna başlıyor ama benim içimde bir heyecan, bir telaş ki sormayın. Sanki o değil, ben başlayacağım. Bir yanım 4 yılın ardından özgürlüğüme kavuşacağım için mutlu, bir yanım ondan nasıl ayrı kalacağım diye mutsuz. “Okulda ne yapacak, arkadaşlarıyla hemen kaynaşacak mı, nasıl bir öğretmeni olacak, beni özleyecek mi, ağlayacak mı, mutlu mu olacak…” Daha uzar gider bu liste...

Covid-19’dan hala tam olarak kurtulamadığımızdan onun korkuları da ayrı tabi. “Okulda maske takacaklar mı, takacaklarsa o çocuk bütün gün maskeyle ne yapacak, kapalı alanda ne kadar risk altında, aşı olsaydı daha mı rahat olurdum, eve birşey getirir mi, kendisi ne kadar güvende… “ Sizin anlayacağınız karmakarışık duygular içerisindeyim. Hatta bu sene anaokuluna başlatmasamıydım diye günlerdir içim içimi yiyor. Ben mi böyleyim yoksa her anne bu telaşları yaşadı mı benim gibi? Yazın bana lütfen. Çünkü bu kez benim sizden duymaya ihtiyacım var. Telaşlı bir hafta bizi bekliyor. Heyecan, korku, mutluluk, hüzün hepsi bir arada. İçim kıpır kıpır , kalbim ayrı bir çarpıyor bu Eylül…

Yazının devamı...

8 Mart hepimize umut olsun

8 Mart 2021

Yine kadına şiddet, yine vahşet. Bugün 8 Mart Dünya Kadınlar Günü... Ama okuduğumuz, izlediğimiz haberler yüreklerimizi acıtıyor...

İstiyorum ki; köşemde güzel anılardan bahsedeyim. Mutluluk olsun sayfamda. Bu yazıyı okuyanların yüzünde tebessüm olsun. Ama maalesef olmuyor. İnsan bu gördüklerine duyarsız kalamıyor...

Bir kız annesiyim. Kızımın ileride kendi ayakları üzerinde duran, güçlü, başarılı, mutlu bir kadın olduğunu görmek her anne gibi benim de tek hayalim. Bütün çabam, bütün emeklerim bunun için. Ne yapacağız peki? Nasıl dur diyeceğiz bu duruma?

Kızınız ya da oğlunuz fark etmez. Zengin olabilirsiniz ya da maddi durumunuz yeterli olmayabilir. Çocuğunuza bakacak imkanlarınız az olabilir. Hangi şartlarda olursanız olun bir anne ve babanın çocuğuna verebileceği en büyük miras; sevgidir.

Bugün bir oğlum olsaydı ona da kızım gibi önce sevmeyi öğretirdim. İnsanları, hayvanları, çiçekleri, ağaçları kısacası hayatı sevmeyi... Her şey aile de başlar. Bir çocuk anne ve babasında ne görürse öyle büyür. Sevgi alırsa sevgi verir. Sevgisiz büyümüşse de hayatı boyunca mutlu olamaz. Mutlu olmayı bilemez. Tek başına sevgi yine yetmez. Saygıyla birleşince anlamı olur o sevginin.

3,5 yaşındaki kızım şuan bile saygı istiyor bizden. Onu dinlememizi ve kararlarına saygı duymamız gerektiğini söylüyor. O daha 3,5 yaşında ama çok haklı. Çünkü bunun cinsiyeti olmadığı gibi yaşı da yok. Zor değil sevmek zor değil saygı duymak. Acıtmayın canımızı, kalbimizi kırmayın. Sevin ama severken boğmayın. Arkasında durun ama sıkmayın. Saygı duyun; kararlarına, fikirlerine, kendisine. Mutlu, cesur, sevgi dolu çocuklar yetiştirin. Zor değil bir kadını, bir canlıyı sevmek.

8 Mart Dünya Kadınlar Günü bugün kutlu değil “umut” olsun. Umudumuz olsun, hayallerimiz olsun. Çocuklarımızın gözünde yaş değil, mutluluk olsun...

Yazının devamı...

İlk aşkım

30 Ocak 2021

Kıskanıyorum... İtiraf ediyorum; ikinci plana atıldım. Varsa yoksa baba, ilgi alaka hep ona.

Yani kız çocuklarının babaya düşkünlüğünü bilirdim ama bizimki bu günlerde babasının peşinden hiç ayrılmıyor. Tamam hoşuma gidiyor tabi ki güzel bir baba kız ilişkisi görmek ama içten içe duruma bozulmuyor da değilim ne yalan söyleyeyim. Bu büyük aşkta pandemi sürecinin etkisi fazlasıyla büyük. Babanın evden çalışması bağları daha da güçlendirdi. Aman onların aşkı büyüsün de ben ikinci planda kalırım ne yapayım.

Kız çocuklarının babayla ilişkisinin psikolojik etkilerini araştırmak da şart oldu bu durumda. Uzmanlar, küçük yaşlarda aile bireyleriyle kurulan bağların, gelecekteki ilişkileri şekillendirdiğini savunuyor. Bir kız çocuğunun babasıyla kurduğu ilişki,ilerleyen dönemlerde erkeklerle olan ilişkilerini doğrudan etkiliyor. Öyle ki, eş seçimleri bile buna bağlı olabiliyor. Babası tarafından sevilen, bunu duyan ve hisseden kız çocuğunun kendine verdiği değer de inanın ona göre oluyor.

Yapılan araştırmalar, kız çocuklarının 3 yaşından itibaren babalarına daha yakın olmak istediğini ortaya koyuyor. Bu dönemde zaman zaman anneye karşı hafif bir kıskançlık da olabiliyor. Altın kural, sevgi aslında. Kızınızı sevin ama uzaktan değil kendisine bunu hissettirin. Verdiğiniz sözleri tutmaya çalışın. Sorunlarını dinleyin. Ağlamak istiyorsa bırakın ağlasın. Ona arada sıra iltifat edin. İltifat edin ki, değerli olduğunu hissetsin. Çabalarını destekleyin, üstünde fazla otorite kullanmaya çalışmayın. Bir denge tahtası gibi. Ne çok fazla disiplin kurun ne de çok fazla şımartın. Birlikte aktiviteler yapın. ( Oyun oynayın, resim yapın, birlikte dans edip şarkı söyleyin... ) En önemlisi de daima arkasında olun. Baba sevgisi de en az anne sevgisi kadar şart bir çocuk için.

Tabi günlerimiz böyle aşk dolu geçerken krizler de olmuyor değil. 3 yaş sendromundan daha önce de bahsetmiştim ama bizi bu kadar etkileyeceğini düşünmemiştim. Meğer 2 yaş sendromu hiç uğramamış bize. İnatlaşmalar, arada yükselen sesler, ağlama krizleri... ‘’ Hayır, onu ben yapacağım, ben yiyeceğim, ben giyeceğim” gibi diretmelerinden bahsetmiyorum bile. İşte böyle geçiyor bizim evde günler. Kimi zaman aşk ile kimi zaman ufak atışmalarla...

Yazının devamı...

Bizim evin papağanı

24 Aralık 2020

Zor bir yıl geçirdik. Korona hayatımızı yeterince ele geçirmişken, İzmir depremi, artan Kovid vakaları, bunlar da yetmezmiş gibi yeni çıkan virüs çeşitleri. 2020 nasıl geçti anlamadık. Üstümüzden tır geçti adeta... Oysa ne hayallerimiz vardı bu sene. Kızımı okula yazdıracaktım, orada yeni arkadaşlar edinecekti, oyunlar oynayacaktı, yepyeni şeyler öğrenecekti... Vardır bunda da bir hayır diyoruz ama 3 yaşındaki bir çocuğa evde tek başınıza yetmeniz mümkün olmuyor bazen. O kadar üzülüyorum ki. Çocukluklarını doyasıya yaşayamıyorlar.

Evde yaptığımız oyunlar, aktiviteler, resimler bir yere kadar oyalıyor onları. Bizim bu ara favori aktivitemiz “konuşmak”. Susmadan, yorulmadan, pes etmeden konuşmak. 3 yaşla birlikte merak ettiğimiz şeyler arttı, sorulan sorular çoğaldı. “Anne bunun rengi neden beyaz” dan tutun da “bunu neden buraya koydun”, “neden böyle yaptın” gibi çeşit çeşit soru geliyor her gün. Ne söylersem onu tekrar ediyor. Bir papağan gibi adeta...

Hayal gücü ise inanılmaz. Bir şey gördüğü zaman onu hemen taklit etmeye başlıyor. Burada bir virgül koymak lazım. Sizin ağzınızdan çıkan her kelime ve cümleyi tekrar edebildiği gibi çevresinde ya da televizyonda gördüğü bir şeyin hemen aynısını yapabiliyor. O nedenle söylediklerimize ve izlediklerimize iki kat dikkat ediyoruz artık. Yine de engel olamadığımız durumlar oluyor bazen. Geçen gün televizyon açıktı ve onun hiç de etkilenmeyeceğini düşündüğüm bir dizi oynuyordu. Dizide birden oyuncu kızımız başka bir kızın kafasına çantasını fırlattı. O sahne geçeli birkaç dakika olmuştu ki; Beren hanım tarafından kafama bir cisim uçtu. İşte o an uzmanların bu konudaki ısrarlarının ne kadar önemli olduğunu bir kez daha anladım. Bundan sonra kızımın yanında onu kötü etkileyebilecek hiçbir dizi veya program açmıyoruz. Belli çizgi filmlerini izleyebiliyor sadece. O da sınırlı bir süre tabi ki.

Bir de olmazsa olmaz sendromlarımız var. Biz “ne güzel 2 yaş sendromu bitti rahatladık” derken şimdi yenisi başladı. Meğer bunun bir de “3 yaş sendromu” varmış. Sanırım yaşları büyüdükçe sendromları da bir adım ileri gidiyor. Peki ne oluyor 3 yaş sendromunda derseniz aslında benzer şeyler.

-Mesela çocuğunuz bu dönemde kendini bir birey olarak kabul ettirmek isteyebilir. Sakin bir çocuğunuz varsa bu dönemde öfke nöbetleri olabilir. Örneğin; “onu yapma” dediğinizde size yüksek bir ses tonuyla cevap verebilir. Zaman zaman ağlama krizleri yaşayabilir.

-Evdeki eşyaları yere atabilir.

-3 yaşla birlikte çocukta yemek seçme dönemi de başlayabilir. Bugün yediğini yarın istemeyebilir.

-2 yaş sendromunda olduğu gibi kendi başına giyinmek, kendi yemek isteyebilir. Bir nevi kendi kendine başarma iç güdüsü.

Yazının devamı...

Elveda bez

10 Ekim 2020

Su gibi geçen 3 yıl... Biz artık 3 yaşındayız. Minik bebeğim büyüyor ve onunla birlikte ben de büyüyorum. Özellikle son birkaç ayda öyle hızlı gelişti, öyle değişiklikler oldu ki hayatımızda... Bunlardan en önemlisi; bezi bıraktık. Birçok ebeveyn için en önemli konulardan biridir; tuvalet eğitimi. Ben de nasıl alıştıracağım, nelerle karşılaşacağız diye tedirgindim. Ama bu konuyla ilgili hiç üstüne gitmedim. O ne zaman kendini hazır hissederse o zaman olacak diye düşünüyordum. Ancak tekrarlanan “idrar yolu enfeksiyonu” bu konuda biraz daha hızlanmam gerektiğini söyledi adeta. İdrar yolu enfeksiyonu ile bezi bırakmanın nasıl bir bağlantısı olduğunu düşünebilirsiniz. Ancak belli bir yaşa gelen çocuklarda beze yapılan tuvalet, bakteri üretebiliyor ve bu da idrar yolu enfeksiyonuna neden olabiliyormuş. Bu gerçekle yüzleştikten sonra biz de ilk adımı attık. İlk günler gündüzleri bez bağlamadım, geceleri yatarken bağladım. Bu konuda da herkes ikiye ayrılmış durumda. Kimileri ilk günler gece bez bağlamak gerektiğini, kimileri kesinlikle bağlanmaması gerektiğini söylüyor. Bu durum her çocuğa göre farklılık gösterse de iş yine biz ailelerde bitiyor.

-En öncelikli konu; endişelenmemek. Çocuğunuz siz ne verirseniz onu alır. Hele de bu yaşlarda. Siz bu konuyla ilgili endişe duyarsanız ve bunu çocuğunuza yansıtırsanız o da kendinde bir baskı hissedecektir. Sakin olun, ona anlatın. Herhangi bir “kaza” durumunda ona asla kızmayın.

- Tuvalet ile ilgili bütün bilgileri onunla paylaşın. Lazımlık ne işe yarar? Sifon nedir? Çocuğunuza bunları öğretin.

-“Başarısız” olduğu durumlarda çocuğunuza bez bağlamayın. Çünkü bu yeniden başa dönmenin dışında hiçbir fayda sağlamaz.

-Tuvalet alışkanlığına çocuğunuza bu konuyla ilgili kitaplar alarak da başlayabilirsiniz. Alıştırma külotları da bu dönemde işinizi kolaylaştırabilir.

-Tuvalet eğitimine yaz aylarında başlamanız hem sizin hem çocuğunuz için sürecin daha kolay geçmesini sağlar.

Başında da söylediğim gibi geceleri bu durum biraz daha zor olabilir. Yatmadan önce fazla sıvı almasını engelleyerek, geceleri kontrol edip, gerekirse ona sorarak ve ona zaman tanıyarak bu süreci başarıyla bitirebilirsiniz.

Her zaman söylediğim gibi sabır, sabır, sabır... Her şeyin anahtarı işte bu sihirli kelime.

Yazının devamı...

Antibiyotik ile tanıştık

9 Ağustos 2020

Gece 3-5 nöbetleri... Anne ve babalar yakından bilirler bu sancılı geceleri. Gündüzleri çok fazla uğramayan o ateş ne hikmetse hep gece kendisini gösterir. İşte geçtiğimiz hafta bizi de bu kez yüksek ateş vurdu.

Ateşin yükselmesine birçok neden etkili. Yaz aylarında çocuklarda sıklıkla görülen “idrar yolu enfeksiyonu” da onlardan biri. Gece çıkan 39.8 ateş ile kızımın poposundaki ağrı birleşince biz de direkt enfeksiyon ihtimalini düşündük. Çünkü birkaç gün önce havuza gitmiştik. Ertesi gün de menenjit aşısı olmuştu. Nitekim doktor görüşmeleri ve yapılan idrar testinin sonuçları bizi haklı çıkardı. Kızımın lökosit değerleri bir hayli yüksekti.

Lökosit değerlerinin yüksek çıkması vücutta enfeksiyon olduğunu gösteriyormuş. Doktorumuz tedavi için antibiyotik verdi. Biz de böylece 2.5 yıl sonunda ilk kez antibiyotik ile tanıştık. Basit bir “idrar yolu enfeksiyonu” diyorsunuz ama o kadar zor ve sancılı bir haftaydı ki anlatamam. Çocuğunuz her tuvaletini yapışında sancı ve acı çekiyor, ağlama krizleri yaşıyor. Bir yandan kabızlık başlıyor ki o apayrı bir sorun. İşin kötüsü sizin elinizden hiçbir şey gelmiyor. Genellikle kız çocuklarında daha sık görülüyormuş bu hastalık. O yüzden kız annelerinin 2 kat daha temkinli olmasında yarar var. Yaz aylarında yakalanma riski de oldukça fazla. Malum havuzlar, sıcak hava... Peki belirtileri ne derseniz, yüksek ateş, kabızlık, çocukta huzursuzluk, idrar yaparken ağlama, sık idrara çıkma, idrarın renk ve kokusunda değişiklik, poposunda pişik gibi belirtiler olabilir. Tabi ki kesin tanı için, idrar testi ve kültür şart. İdrar yolu enfeksiyonunu yabana atmamak gerek. Çünkü tedavi edilmediği takdirde böbreklerde kalıcı hasara neden olabiliyor. Bizim doktorumuz 1 hafta antibiyotik tedavisinin ardından kontrol amaçlı kültür testi istedi. Onun sonucunu şimdi merakla bekliyoruz.

Ah onlar hiç hasta olmasa keşke... Hep sağlıklı, hep iyi olsunlar istiyorsunuz ama mümkün değil tabi. Anne baba olmanın güzelliği bir başka da, zorluğu da inkar edilemez bir gerçek. Onunla birlikte ben de yepyeni bir hayata başladım. Her gün yeni bir şey öğreniyorum. Uçsuz bucaksız... Sonu olmayan bir kitap gibi... Sonu olmayan bir masal.

Yazının devamı...