Sait Hoca’mla ilk yılım!

1961’de Kalespor’dan İzmirspor’a geçip profesyonel olduğumda şanslıydım

1961’de Kalespor’dan İzmirspor’a geçip profesyonel olduğumda şanslıydım.

Necdet Abi (Elmasoğlu) o yıl işlerinin yoğunluğu nedeniyle, henüz 28 yaşında futbolu bırakmaya karar verdi.

Necdet Abi, 3 numaralı formasını bana armağan etti. Futbolda yetenekli olursunuz, lakin bazen talih yanınızda olmaz. Devamlılığa ulaşmak, her hafta takımın içinde kalmak bazen şans meleğinin yanınızda olmasını gerekli kılar.

İlk hocam Sait Altınordu’ydu; muhteşem bir insandı. Onun yaşam öyküsünün bir parçası olmak anları onunla paylaşmak olaylar karşısındaki duruşuna tanıklık etmek ayrıcalıkla talih karışımı, hayata dair bir öğretiydi.

Bir gün Sait Hoca’mla idman öncesi yalnız kaldık laflıyoruz. Hoca sordu, “Transferde ne kadar aldın?” diye... “5’i peşin 5’i vadeli 10 bin lira hocam” dedim.

“İyi para” dedi, gözlerini açarak!

Sait Abi haklıydı; onların zamanı tam amatörlük. Hele Sait Hoca gibi isimler takımlarının simgesiydi; para pul konuşmak, onların işi tavrı değildi.

Formayı karşılıksız kuşanmak yeterliydi.

***

1961-62 futbol sezonunun 10. haftasıydı, yanlış anımsamıyorsam.

İstanbul’a deplasmana gidiyoruz, Fenerbahçe ile oynayacağız. İnönü Stadı’na ilk kez çıkıyorum hem de Fener’e karşı...

Sait Hoca takımı dizerken kara tahtaya, “Sen bugün 3 numara değil, 10 numarayı giyiyorsun” dedi. Şaşkınım! “Hocam 10 numarayla ne yapacağım?” dedim.

Yanıt, kısa ve netti: “Lefter’e yapış!”

Çaresiz kuşandık 10 numarayı, maç boyunca onu sinir etmeden Lefter’e yapıştık.

Yetmedi; ardından Gürcan Abi (Berk) bir atağımızda lokum gibi bir pas uzattı. Tam da “al da at” türünden... Bana da sadece dokunmak kaldı.

Sait Hoca’mla ilk yılım

1950’li yıllarda İzmir Enternasyonal Fuarı ve lunapark, işte böyleydi. Fotoğrafta görülen iki büyük binanın önündeki cadde, bugün çok sayıda otelin yer aldığı Mürselpaşa Bulvarı’dır. (Altan Altın)

Profesyonel futbol yaşamımın ilk golüydü.

Savunmacıydım ama forvet oynadım, bir de gol attım iyi mi! Hem de Fenerbahçe’ye...

Sonra 12 yıl, 10 numarayı bir daha giymedim. İlk ve son oldu.

Bir başka ilk daha yaşadım o gün. Futbol hayatımın en oturaklı ilk küfürünü yedim; hem de Lefter Abi’den...

Madalya gibi taşıyorum hala. Bugün olsa saha karışır. Lefter Abi o! İlah gibi karşımda. Yüzüm kızardı, başımı önüme eğdim, arkamı döndüm yürüdüm.

Yani anlayacağınız küfür üstüne bir de özür dilemediğim kaldı Lefter Küçükandonyanis’ten...

O yıllarda büyüklere saygı programının öğrencileriydik.

Esin kaynağı kitaplar

Dünyanın tanıdığı buluşçuların çoğuna kitaplar esin kaynağı olmuştur.

Telefonu icat eden Alexander Graham Bell, Alman yazar Helmholtsun ‘Ses’ hakkında yazdığı bir eserden esinlenmiştir. (1876)

İlk güç kaynaklı uçağı bulan Wright kardeşler (1903) düşüncelerini bir kitabın yardımıyla gerçekleştirmişlerdir. Elektrik ilminin babası Frady’a da bir kimya kitabı esin kaynağı olmuştur.

Henry Ford, otomobil yapma fikrini bir Fransız yazarın makalesinden almıştır. Şimendifer frenlerinin bulucusu George Wetinghause bu buluşunu The Liwingage adlı İngiliz dergisine borçludur.

Okumaya ve öğrenmeye ayrılan zaman daima kendisini öder. (Herbert Gasson)

İnsanlar yurdu

Deniz amcanın elinden tut

Mahir amcanın boynuna sarıl

Berkin Çocuk.

Bir de gözlerinin içine bak.

Taylan, İbrahim, Hüseyin, Yusuf, Sinan amcalarının

Can dedeni hemen tanırsın

Saçı, sakalı ağarmış o küfürbaz

Şarabi eşkıya...

Yanaklarını öp o ak saçlı ihtiyarın

Zeytin ağacının dibinde oturan

diğer deden var ya? Nazım dedendir senin.

İyi bak ona da... Gözleri dolmuştur zaten seni gördüğünde.

Saçlarını okşayacaktır birazdan.

Behice annen

İnsanlar yurdundasın çocuk.

İyi bak onlara...

Amcalarına, teyzelerine, ablalarına, ağabeylerine...

İyilikleri anlatacaklar sana orada.

Güzellikleri, insanları, yaşamı.

Biz ise hep özleyeceğiz sizi...

(Sabri Şiriner-11 Mart 2014. Berkin Elvan’ın öldürülmesine üzerine)

Mini mizah

- Afrikaya ilaç göndermeye karar vermiştik. Fakat hepsinin üzerinde tok karnını yazıyordu.

- Psikoloğa gittim. Sorunlarım var dedim. Hepimizin var geçer dedi. Şimdi daha iyiyim.

- Doktor 3 ay ömrünüz kaldı diyince. Başhekimi yakınıyım dedim. 6 ay uzattı.

- Ben şaka yaparken gerçekleri söylerim; çünkü gerçekler, dünyanın en gülünen şakalarıdır.

- Saağa bir bilmece soracağım. Bil oni. ‘Sor da’

‘Kanadı var ucamaz, peteği var, bal yapamaz.

Bizimkinin yanıtı kısa:

Biçiim öyle arıya.

Roma neden yıkıldı?

- Roma’nın neden yıkıldığını soran birine Cicero şu cevabı verir: ‘Çok güzel konuştular. Fakat bilgisizdiler.’

- Cehaletle deha arasındaki gerçek fark nedir biliyor musunuz?

Deha’nın sınırları var. Cehaletin hiçbir sınırı yoktur.

(Whoopi Goldberg)

- Aptallar akıllılardan pek az şey öğrenirler. Ama akıllılar aptallardan çok şey öğrenirler.

(Marcus Porcius Cato)