
Dünya çapında bu kadar başarılı olup bu kadar mütevazı kalmayı başarmış sayılı sanatçıdan biri Gürbüz Doğan Ekşioğlu.
New Yorker kapaklarında gördüğümüz illüstrasyonlarından Instagram hesabında paylaştığı güncel illüstrasyonlara hepsinde aşkı, yalnızlığı, göçü, doğayı, insanın iç sıkıntısını anlatırken tek bir çizgiyle derinlik yaratıyor.
Evrensel olanı yakalarken yerelliğini de hiç kaybetmiyor.
Gürbüz Doğan Ekşioğlu, uzun yıllar New York’ta yaşadı, dünyanın en prestijli yayınlarına çizdi, sayısız ödül aldı.
15 yıldır ise İstanbul’da üretmeye devam ediyor.
Gündemi yakalıyor, zamanın ruhunu kaçırmıyor ama bunu yaparken moral bozmuyor.
Aksine, karanlık zamanlarda bile insana tuhaf bir huzur veren bir iyimserliği var.
Belki de bu yüzden sosyal medyada influencer kalabalığı arasında onun çizimleri ayrı bir yerde duruyor, onu takip etmek moral veriyor.
Şimdi ise Gürbüz Doğan Ekşioğlu’nun eserleri, yarın Ankara’daki Nurol Sanat Galerisi’nde açılacak olan yeni sergisiyle yeniden karşımıza çıkıyor.
‘Aşk Dediğin’ başlıklı sergi, Ekşioğlu’nun yıllardır üzerinde ustalıkla durduğu temayı, aşkı, hayatın merkezindeki kırılgan ama vazgeçilmez bir duygu olarak ele alıyor.
Sergi, 28 Şubat’a kadar Nurol Sanat Galerisi’nde devam ediyor.
Ankaralı sanatseverler kaçırmamalı!
Sanat dünyası Katar ve Meksika arasında kaldı
Aynı günlerde Doha’da açılan Art Basel Qatar ile Meksiko’da düzenlenen ZONA MACO, çağdaş sanat fuarlarının bugün neyi temsil ettiğine dair iki farklı cevabı yan yana koyuyor.
Art Basel Qatar, Art Basel’in 55 yıllık tarihinde Ortadoğu’daki ilk durağı.
Doha’nın Msheireb bölgesine yayılan fuar, daha ilk edisyonunda alışıldık Art Basel reflekslerini askıya alarak dikkat çekiyor. Geleneksel stant sisteminden vazgeçilmiş, yerine solo sanatçı sunumlarına dayalı, yavaşlatılmış bir deneyim öneriliyor.
M7 ve Doha Design District boyunca dağılan bu yapı, izleyiciyi tüketici hızından çıkarıp düşünsel bir ritme davet ediyor. Katılımcıların yarıdan fazlasının MENASA bölgesinden olması da dikkat çekici.
ZONA MACO ise Latin Amerika’nın en köklü ve en güçlü sanat fuarı.
Enerjisini kalabalıktan, hareketten ve çeşitlilikten alıyor. Meksiko’nun kaotik ama üretken ruhu, fuarın DNA’sına işlemiş durumda.
Uluslararası mega galerilerle genç Latin Amerikalı sanatçıları aynı çatı altında buluşturuyor.
Satış, networking ve keşif burada eş zamanlı ilerliyor.
İki fuar arasındaki temel fark tam da bu noktada belirginleşiyor. ZONA MACO, çağdaş sanatın ekonomik gerçekliğini olduğu gibi kabul eden, hatta bunu dinamizminin merkezine alan bir yapı sunuyor.
Art Basel Qatar ise pazarla arasına bilinçli bir mesafe koyuyor, ticareti reddetmeden, onu daha uzun vadeli bir kültürel ekosistemin parçası olarak konumlandırıyor.
Bu fark, Jenny Holzer’ın Doha’daki ‘SONG’ yerleştirmesinde sembolik bir karşılık buluyor.
Müze cephesine yansıtılan şiirler ve gökyüzünü kaplayan drone koreografisi, sanatın burada yalnızca alınıp satılan bir nesne değil, kamusal bir deneyim olarak ele alındığını gösteriyor.
ZONA MACO’da ise bu tür jestler daha sınırlı.
Odak, galeriler ve sanatçılar arasındaki doğrudan ilişkide.
Sonuçta karşımızda iyi ve kötü değil, iki farklı gelecek tasavvuru var. ZONA MACO, çağdaş sanatın canlı, rekabetçi ve enerjik yüzünü temsil ediyor.
Art Basel Qatar ise daha yavaş, daha düşünsel ve politik olarak konumlanmış bir model öneriyor.
Biri kalabalığın içinden güç alıyor, diğeri mekan ve bağlamdan.
Belki de bugünün sanat dünyası için asıl soru şu: Hangi model, bulunduğu coğrafyayı gerçekten anlatıyor?
Çünkü artık sanat fuarları sadece sanat eserlerini göstermiyor, nerede durduğumuzu da tarif ediyor.