‘Kadın mimar değil, mimarım’

Londra’nın Kraliyet Mimarlık Akademisi (Royal Institute of British Architects), kısa adıyla RIBA’dayız.

VitrA konuşmaları kapsamında Danimarkalı mimar Dorte Mandrup’u dinlemek üzere.

Eczacıbaşı Grubu’nun markası VitrA, RIBA ile iş birliği yapmış ve birlikte RİBA-VitrA konuşmalar serisini başlatmışlar, bu konuşmalarda çok değerli mimarları ağırlıyorlar.

Daha önce Kazuyo Sejima, David Adjaye, Kate Macintosh, Mass Design Group, Frida Escobedo, Daniel Libeskind gibi isimler konuk olmuş.

‘Kadın mimar değil, mimarım’


Hatta yabancı mimarların yanı sıra Emre Arolat gibi Türkiye’den değerli mimarlar da projelerini burada anlatmış.

Bu ayın konuğu Dorte Mandrup, Danimarkalı bir mimar, 60 kişilik ofisiyle özellikle İskandinav ülkelerinde çok özel projeler yapıyor.

Konuş-masında paylaştığı projelerin hepsi UNESCO Kültür Mirası Listesi’nde olan yerlerde.

Arktik coğrafyalarda ekolojiyi ve sürdürebilirliği dikkate alarak tasarlıyor projelerini.

‘Kadın mimar değil, mimarım’


En çok beğendiğim Grönland’da yaptığı The Icefjord Center ve Trilateral Wadden Sea World Heritage Partnership Center oluyor.

Dorte Mandrup, hayatı boyunca mimar olmak istemiyor aslında, önce doktor olmak istiyor, daha sonra tıp eğitimini yarıda bırakıp mimar olmaya karar veriyor.

Malum, kadın mimarlar denince dünyada sayılı isim akla geliyor, nedense mimarlık hâlâ erkek egemenliğinde.

Oysa Dorte Mandrup çok doğru bir şeyi savunuyor, “Ben kadın mimar olarak tanınmak istemiyorum, ben mimarım” diyor.

“Nasıl erkek mimarlara erkek mimar demiyorsak, kadın mimarlara da ayrımcılık yapmamalı ve kadın mimar sıfatını yüklememeliyiz” diye özetliyor.

Haksız mı?

Danimarkalı mimar ve Yeni Lokanta

Konuşma sonrası VitrA İngiltere Genel Müdürü Levent Giray ev sahipliğindeki yemeğe Yeni’ye, Yeni Lokanta’nın Soho’daki yerine gidiyoruz.

RIBA Başkanı Alan Jones ve Dorte Mandrup ile birlikte.

Danimarkalı mimar daha içeri girer girmez tanıyor Yeni’yi.

‘Kadın mimar değil, mimarım’



“İstanbul’da dik bir yokuşta var mı şubesi?” diye soruyor, logoyu hatırladığını söyleyerek.

Ardından ekliyor, “Nefis bir ekmek - tereyağı vardı” diye başlayarak Yeni Lokanta’nın isli tereyağını, meşhur mantısını anlatıyor bize.

Sonra diğer yemekleri de bir bir sıralıyor.

“İlk gittiğimde çok sevdim, sonra kızımla İstanbul’a gittiğimde onu da götürdüm oraya yemeğe” diyor.

Daha sonra şef Civan Er merhaba demeye geldiğinde heyecanla kendisine de anlatıyor İstanbul’daki Yeni Lokanta deneyimini.

Beğendiğimiz Danimarkalı bir mimarın Londra’da hem İstanbul’u hem de İstanbul’da doğmuş Londra’ya açılmış bir Türk restoranını övgüsünü dinlemek sevindirici.