Çağdaş Ertuna

Çağdaş Ertuna

cagdas.ertuna@milliyet.com.tr

Tüm Yazıları

Venedik Bienali’nde jürinin istifası doğru mu

Venedik her mayıs ayında sanatçıları, sanatseverleri, sanat kurumları temsilcilerini ve koleksiyonerleri bir araya getiriyor.

Bu yıl gündem her zamankinden daha tartışmalı.

Çünkü 61. Venedik Bienali daha kapılarını açmadan, jürinin topluca istifasıyla sarsıldı.

Peki bu karar doğru muydu?

Evet, ama eksik.

Jürinin pozisyonu netti, International Criminal Court (Uluslararası Ceza Mahkemesi) tarafından suçlamalarla karşı karşıya olan ülkelerin ödül değerlendirmesine alınmaması gerektiğini savundular.

Bu yaklaşım, sanatın etik sorumluluğu olduğu fikrine dayanıyor.

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Ancak Bienal yönetimi “kapsayıcılık” ve “sansüre karşı duruş” diyerek başka bir çizgide durdu.

Sonuç, tüm jüri üyelerinin istifası.

Burada asıl mesele şu, bienal bir sanat platformu mu, yoksa küresel siyasetin sahnelerinden biri mi?

Açıkçası artık ikisi de.

Bu yüzden jürinin kararı ilkeli ama gerçekliğe temas etmekte zorlanan bir tavır olarak kalıyor.

Çünkü Venedik Bienali, doğası gereği zaten ulusal pavyonlar üzerinden işleyen politik bir yapı.

Bu da demek oluyor ki, siyaseti kapıdan kovsanız, Giardini’den geri giriyor.

Bienal yönetiminin çözümü ise daha da ilginç, ödülleri halka bırakmak.

‘Visitors’ Lion’ ile karar izleyiciye devredildi.

Bu bir demokratikleşme mi, yoksa sorumluluktan kaçış mı?

İkisi de aslında.

Ama kesin olan şu, bu yıl ödüller kadar oylama davranışları da konuşulacak.

Tüm bu gürültünün ortasında sanata dönmek hala mümkün mü? Evet, hatta şart.

Bu yılın ana sergisi, Mayıs 2025’te hayatını kaybeden değerli küratör Koyo Kouoh’un ‘In Minor Keys’ başlığıyla daha sessiz, daha içe dönük bir ton öneriyor.

Gürültüden çok, fısıltıya kulak veren bir sergi.

Belki de tam da bu yüzden zamanın ruhuna iyi denk düşüyor.

Türkiye Pavyonu ise bu sessizliğin içinde güçlü bir yer tutuyor.

Nilbar Güreş’in ‘Gözlerinizden Öperim’ başlıklı sergisi, tekstilden videoya uzanan çok katmanlı bir dil kuruyor.

Göç, aidiyet ve toplumsal cinsiyet meselelerini gündelik nesneler üzerinden anlatırken didaktik olmaktan kaçınıyor.

Küratör Başak Doğa Temür ile birlikte kurulan mekânsal kurgu, izleyiciyi yönlendirmiyor, aksine yavaşlamaya davet ediyor.

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Bu da Bienal temposunda nadir bulunan bir şey.

Peki Bienal dışında ne görmeli?

Listenin başlarında Dayanita Singh’in Archivio di Stato’daki sergisi var.

Arşiv fikrini yaşayan bir organizmaya çeviriyor.

Lydia Ourahmane ise Venedik’in karanlık hafızasını Poveglia adası üzerinden yeniden kuruyor.

Arthur Jafa ve Richard Prince’in Fondazione Prada’daki karşılaşması ise Amerikan imge dünyasına sert bir bakış.

Bienal her zamanki gibi yoluna devam ediyor, tartışmalı, kalabalık ve çelişkili.

Hatırlatalım, Venedik Bienali 61. Uluslararası Sanat Sergisi, 9 Mayıs - 22 Kasım tarihleri arasında ziyarete açık.

Bu tarihlerde hem Arsenale ve Giardini’deki ana sergi hem de şehir geneline yayılan yan etkinlikler görülebiliyor.

Venedik Bienali’nde jürinin istifası doğru mu