Cansen Erdoğan (Avukat – Yazar)

Cansen Erdoğan (Avukat – Yazar)

cansen@leburo.com

Tüm Yazıları

Aylardır süren yoğunluk, kaos, karmaşa!

İçimdeki derin sızı, dinmeyen acı!

Herkese, her yere yetişme çabası, yeni düzen kurma telaşı…

Babamı son yolculuğuna uğurladığımdan beri hep koşturmaca, deli gibi çalışma, yasın içinde her şeyi düzene koyma gayretindeydim. Aldığım ağır sorumluluğun hakkını vermek, onun bayrağını layıkıyla taşıma arzusu içindeydim. Altı ay geçti, sistem yerleşti, düzen oturdu, işler yola koyuldu ve bir şey fark ettim; ben neredeydim!

Herkese, her yere yetişmişim de kendimi kaybetmişim!

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Yasımı çalışarak yaşamak, hatırladıkça canım yanmasın diye düşünmemeye çalışmak ve o arada da çılgın gibi koşturmaktan kaybolmuştum. Arkam karanlık, önüm bulanık, yolumu bulamıyordum. El yordamıyla buluyordum sanki yönümü, kimseyi görmüyor, duymuyordum.

Bu hislerle gittim Atina’ya!

1 Mayıs resmî tatildi, belki de iyi gelebilirdi bana, bu kısacık mola!

Atina’yı yazmıştım daha önce! Medeniyetin doğduğu, batı uygarlığının başlangıç meridyeni sayılan bu Tanrılar şehrini ve de hissettirdiklerini paylaştım sizinle!

Bu sefer Atina’nın içindeki küçük bir sokaktan bahsetmek istiyorum. Kaybettiğim beni, bulduğum yerden; Little Kook’tan!

Monastiraki Meydanından Psiri Mahallesine doğru dalgın dalgın yürürken rengarenk bir sokağın içinde buldum kendimi! Etrafımda Kurşun askerlerden, Noel babaya, geyiklere, tavşanlara kadar türlü karakterlerle yanlışlıkla bir masalın içine düşmüştüm sanki. Sinderalla, Yedi Cüceler ve Pamuk Prenses, Pinokyo, Winnie de Pooh canlanmış, karşımdalardı. Yaklaştıkça yan yana üç binanın onlarca renk ve resimle süslendiğini fark ettim. Çalışanların kıyafetleri de bir o kadar ilginçti; kimi prenses gibi giyinmiş, kimi Mary Poppins’ti. Little Kook’ta, tüm sokağı kaplayan panayır havasındaki mekanları, kafeleri, oyuncakçıları, hediyelik eşyaları ile yılın belli dönemlerinde, farklı temalarda tüm sokak baştan aşağı bir peri masalına dönüşüyor gibiydi.

Ben oradayken tema, ‘Alice Harikalar Diyarında’ idi! Alice’in resimleri, tavşanı, merakına yenilerek girip kaybolduğu delik ile ben de harikalar diyarında unuttum bir an her şeyi!

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Kaybolmak!

Zamanın sınırları içinde yolunu bulamamak!

İstediğinizi kaybedin sorun değil de kendinizi kaybetmeyin yeter! Çünkü kendini kaybetmiş birinin haritası olmaz. Peki kaybolmuş hissederken Alice masalında bulmam kendimi, enteresan değil mi?

Çok enteresan çünkü ‘Alice Harikalar Diyarında Sendromu’ diye bir sendrom varmış tıpta!

1955 senesinde John Todd isimli bir psikiyatrist tarafından keşfedilen bu sendromda kişi, beden ve nesne algısını kaybediyormuş. Bu durum da kişinin beş duyu organını etkiliyormuş. Literatüre de, ‘Alice gibi kaybolmak’ şeklinde girmiş. Kastedilen fiziksel olarak bir yerden uzaklaşmak değil, gerçekliğin sınırlarının bulanıklaştığı, mantığın askıya alındığı ve merakın rehberliğinde bilinmeze doğru atılan cesur bir adım! Lewis Carroll’un ölümsüz eseri Alice Harikalar Diyarında’da tasvir edilen bu durum, metaforik anlamda hayata, değişime ve kendi iç dünyamıza dair derin bir yolculuk aslında! Alice’in beyaz bir tavşanın peşinden giderek güvenli, tanıdık dünyasını bırakıp bir deliğin içine atlaması, hayata dair köklü değişiklikler yapmadan önce yaşanılan o "merak" ve "cesaret" anı! Kaybolmak da aslında alıştığımız kuralların işlemediği yeni bir alana geçiş! İşte o delikten aşağı düşerken etrafa bakmak, durumu kabullenmek ve "buradan nasıl çıkacağım" dan ziyade "ne göreceğim" diye düşünmek hatta bunun için heyecanlanmak gerekir. Düşünün, Alice'in en önemli özelliği, çılgınca meraklı olması ama aynı zamanda kibar ve sorgulayıcı kalabilmesi değil midir? İşte Alice gibi kaybolmak, kimliğinizi tamamen yitirmek değil aksine kim olduğunuzu anlamak için bir süreliğine ‘yolunuzu kaybetmektir’. Onun o absürt dünyasında, "Neredeyim?" sorusuna verecek cevabınız yoksa, Alice’in Cheshire Kedisi'nin dediği gibi; Her yerdesinizdir!

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Atina’da birkaç saatliğine yolumun düştüğü bu masal diyarında fark ettim ki;

İnsan bazen kendini, hiç tanımadığı şehirlerin sokaklarında bulmak için kaybetmeli!

En büyük hazine kendi içimizde ama onu bulmak için önce kaybolmak gerek sanki!

Haberin Devamı
Haberin Devamı

…………………………….*………………………….

                                                                    ANNE ADAYI VE KARTAL

Evinizde dadınız, hizmetçiniz, hamalınız, öğretmeniniz, şoförünüz, aşçınız, temizlikçiniz, avukatınız, doktorunuz, hastabakıcınız, en büyük hayranınız, en yakın arkadaşınız, sırdaşınızla yaşamak nasıl bir duygu olurdu düşündünüz mü hiç?

Nasıl havalı nasıl güzel geliyor değil mi kulağa?

Buram buram zenginlik kokuyor. 1.sınıf bir seviye, ihtişam!

Herkesin hayal ettiği bir yaşam!

Bir hayal diyorsunuz belki içinizden, olmayacak bir ihtimal! ‘Nerede bende o şans’ diyorsunuz belki, ancak bir masal!

Oysa neredeyse hepimizin elinde hatta hayatında bunlar! Bu lüks ile doğuyoruz da farkında olmuyoruz. ‘Nasıl yani’, ‘Nasıl oluyor’ diyorsanız, annenizin kıymetini hiç bilmiyorsunuz!

Annelik tam da bu demek! Sonsuz sevgi ile harmanlanmış gönüllü kölelik! Adanmış bir hayat, adanmış bir beden! Annenin karnından doğuyorsun, annenin kalbinde büyüyorsun!

Hep evladın gözünden anlattım anneliği, çocuğun diliyle yazdım anne sevgisini. Peki ya anneliği, anneden hiç dinlediniz mi? Annelik gibi ağır bir sorumluluk yüklenmeden önce, korkuyla karışık çaresizliği hayal ettiniz mi? O zaman efsaneye gelin hadi;

Bir gün hamile bir kadın ormanda gezinirken gökten süzülerek inen bir kartal, anne adayına yaklaşarak;

— ‘Nasılsın, insan annesi?’ diye sorar.

Bu garip karşılaşmadan şaşıran kadın, şaşkınlıkla biraz da çaresizlikle cevap verir;

— ‘Korkuyorum! Bebeğim yakında geliyor ve çok fazla sorum var. Ona en iyisini vermek, kolay, güzel bir hayatı olsun istiyorum. Ama doğru yolda olup olmadığımı bilmiyorum’

Kartal ona yaklaştı, bilge ve derin bakışlarıyla cevap verir;

— ‘Bir çocuk yetiştirmek asla kolay değildir. Mesele de rahatlık değil, tam tersidir. Yavrularım doğduğunda yuvayı yumuşacık tüyler ve pofuduk çimenlerle döşerim. Orada sıcaklığı, şefkati ve güvenliği bulurlar. Ama uçmayı öğrenme zamanı geldiğinde, tüm o yumuşaklığı kaldırırım. Geriye sadece dikenler kalır.’

Kadın kaşların çatarak sorar;

— ‘Dikenler mi? Nasıl kıyıyorsun onlara? Neden yavrularının hayatlarını zorlaştırıyorsun?

Kartal, anne adayının gözlerinin içine bakar ve sakince cevaplar;

— ‘Çünkü rahatsızlık değişimi teşvik eder. Dikenler, onları boş durmaktan alıkoyar. Merak eder, arar, hareket ederler, böylece büyürler. Rahatlık, onlara hiçbir şey öğretmez. Uçmayı sağlayan, çabadır!’

Kadın, bir süre sessiz kalır. Düşünür biraz ve usulca sorar;

— ‘Peki ya düştüklerinde? Onların düşmelerine seyirci mi kalırsın?’

— ‘Hayır!’ der kartal, hafifçe gülümseyerek. ‘Onları havaya fırlatırım. Evet, ilk başta düşerler, rüzgâra kapılırlar. Ama ben orada beklerim. Yakalayıp tekrar tekrar denerim ta ki kendi kanatlarını bulana kadar! Ve bir gün...

Uçarlar!’

Annelik zor zanaat, insan da olsa kartal da! Mevzubahis yavrusu olursa eğer,

Koyar canını ortaya, dünyayı yıkar, yakar!

Anneler Günü Kutlu Olsun!

………………………..*……………………..

 GİZLİ FORMÜL 

‘Kahvaltının mutlulukla bir ilgisi olmalı’ diyorlar ama eksik kalıyorlar. Bence seyahatin de güzel yemenin içmenin hatta alışverişin bile mutlulukla ilgisi var!

Yıllardır bir mutluluktur gidiyor. Mutluluğun ne olduğu, nerede bulunduğu aranıyor, ona ulaşmak için tavsiyeler veriliyor, yöntemler deneniyor. Küçükken başka cevaplar veriliyor mutluluğun ne olduğuna dair, büyüyünce başka hele yaşlanınca bambaşka!

Mutluluğun ne olduğunu, mutsuzluğun ne olduğunu bilince anlıyor insan!

Mutsuzluk, güneşli günler değil, aksine ardı arkası kesilmeyen güneşli günler! Yağmur yağmazsa güneşin kıymetini nasıl bilecekler? Peşinden gidebilecekleri, uğruna kavga edebilecekleri bir amaçları yoksa neyin hazzından, keyfinden bahsedecekler?

İstanbul’u terk edip Bodrum’a, Çeşme’ye, Urla’ya yerleşen beyaz yakalılarla ilgili yakın zamanda bir araştırma yapılmış ve çıkan sonuç hayli şaşırtıcıymış. Yerleşenlerin yüzde seksenlik bir kısmı, antidepresan kullanmaya başlamış. Enteresan değil mi?

Büyük şehrin kaosundan, trafiğinden, geçim derdinden kaçıp sakin bir sayfiye yerine gidenlerin, daha mutlu daha keyifli olacağı düşünülür. Oysa mücadele, bir çaba, emek, uğraş olmayınca depresyon geliyor güldür güldür! Mutluluğun gizli formülü bu işte; Tutunmak hayata pençelerinle, mücadele etmek tüm benliğinle!

Bir de gençken çok fark edilmeyen ancak zamanla tecrübe edilen bir şey daha var mutluluğa dair. Çok basit ama aynı zamanda da çok zor olan bir yetenek; beklememek!

Beklemeyince, ummayınca, vazgeçince hafifliyor hayat! Ağır bir yük kalkıp gidiyor üzerinden. Kendinle kalınca, kimseden de beklentin olmayınca, oluruna bırakınca kolaylaşıyor hayat!

Her şeyi kontrolünde sandığın ama yanıldığını defalarca anladığında, her şeyin elinde olmadığını anladığında, rüzgâra karşı durmadığında, bazen kadere güvenip vitesi boşa aldığında, hayat da iniyor sırtından, gülümsüyor sana. Sürekli kendini anlatmak zorunda kalmadığında, insanları anlamaya çalışmadığında, buluttan nem kapmadığında, anlamsız kavgalardan kaçındığında, kapın çalınıyor işte; mutluluk kapında!

Önce ben diyebildiğinde, kendine döndüğünde, o kadehi kendi şerefine kaldırdığında perde açılıyor, sahne seni çağırıyor. Gidemem dediğin yerden gittiğinde, yapamam dediklerinin içinden geçtiğinde, kendine yolculuk ettiğinde, herkesin geçtiği o kalabalık yollardan geçmeyip sana özel patikalardan yürüdüğünde yaşam farklılaşıyor. Düş kuracak şeylerin varsa mutluluk sana illa geliyor.

Ezcümle mutluluk, hayatla mücadelede gizli, beklememekle ilgili!

Öyle tabiatın gizemi, evrenin sırrı falan da değil yöntemi;

Mutlu olmak istiyorsanız şu iki şeyi yapacaksınız;

Ya isteklerinizi azaltacaksınız ya şartlarınızı zorlayacaksınız!

………………………………….*………………………………………….

HAFTANIN EN’LERİ;

Haftanın Karnavalı;  ‘Kakava’ başladı! Edirne’de baharın en renkli ve en eğlenceli kutlaması olarak kabul edilen, Roman kültürünün de simgesi sayılan ‘Kakava Şenlikleri’, müzik, dans ve asırlık ritüellerle kenti panayıra çevirdi. 'Baba Fingo' efsanesi etrafında şekillenen bu büyülü atmosfer, yerli ve yabancı yüzlerce turisti de şehre akın ettirdi. Baharın gelişi, doğanın uyanışı ve bereketin simgesi olarak kabul edilen Kakava, Romanlar'ın Hıdrellez'i olarak kabul ediliyor! Onca kötü haberin, karanlık günlerin, savaşın, afetin ardından böyle güzel günlerin gelmesi, kutlanması, sadece ağaçlarda değil yüreklerde de baharlar açtırıyor. Ne çok hasretiz böyle kutlamalara!

Haftanın Davası; Amerika Birleşik Devletleri’nin New Mexico eyaletinde görülüyor! New Mexico Başsavcısı tarafından ‘Meta Platforms’a açılan davada, Facebook, Instagram ve WhatsApp platformlarının, gençleri bilinçli şekilde bağımlı kılacak biçimde tasarlandığı ve çocukları cinsel sömürüden yeterince korumadığı iddia ediliyor! Mart ayında toplanan jüri, Meta’nın genç Facebook ve Instagram’ın güvenliği konusunda yanıltıcı beyanlarda bulunduğu gerekçesiyle şirketi 375 milyon dolar tazminat ödemeye mahkûm etti. Davanın ikinci aşamasında, Meta’nın kamu yararı ihlali yapıp yapılmadığına karar verilecek. Karar olumlu olursa Meta’yı ciddi tedbirler ve cezalar bekliyor! Valla bence dava da doğru karar da! Gençlik zıvanadan çıktı, çocukluk Allah’ emanet! Bu gidişata bir dur diyen olması geleceğe dair olumlu bir işaret!

Haftanın Galası; Moda dünyasının en önemli etkinliklerinden biri sayılan Met Gala! Metropolitan Sanat Müzesi'nde düzenlenen gecede ünlü isimler, 'Costume Art' (Kostüm Sanatı) teması ve 'Fashion is Art' (Moda Sanattır) 'dress code'u doğrultusunda adeta şov yaptılar! Her biri bir sanat harikası kostümler giyen ünlüler, milyonluk kıyafetleriyle dünyayı kendilerine hayran bıraktılar! Kan, is, barut görmekten kirlenen gözlerimiz, birkaç saat için bile olsa bayram yaptı. Daha ne isteriz!

Haftanın Planı! Birçok gencin hayatını değiştirecek gibi gözüküyor! Plan, sigarada kimlik dönemi! Sağlık Bakanlığı verilerine göre dünyada en çok sigara içilen ikinci ülke olan Türkiye’ye sigara ile savaşta Japonya modeli getirilmesi planlanıyor! Özellikle küçük yaştakilerin sigaraya başlama yaşının alarm seviyesinde olduğunu belirtilen Bakanlık, Japonya’daki gibi kimlikle sigara satışı yapılması konusunda çalışmaların başlatıldığını belirtti! Ziyadesiyle yerinde bir karar bence, ne kadar geç o kadar iyi diyorum, bu kararın hızla hayata geçmesini tüm kalbimle diliyorum!