ASKIDA HAYAT

Her şey dijitalleşiyor; İletişim, ulaşım, eğitim, tıp, ticaret! Çok hızlı ilerliyor teknoloji, hayatın her alanına köklü temellerle yerleşiyor. Geçenlerde katıldığım G-3 Zirvesinde bizzat şahit oldum buna. Pırıl pırıl gençler, onlara destek olan girişimciler, teknolojik gelişmelerle yeni bir çağın, farklı bir dünyanın kapısının aralandığını gösterdiler.

Her şey dijitalleşirken, teknolojiye yatırım yapılırken insan olduğumuzu hatırlatan en önemli şey olan ‘İyilik yapmak’, bu çağın neresinde kaldı acaba? O da modern çağın soğuk yalnızlığına, bencilleşen insan kalabalığına kurban mı gitti yoksa?

Neyse ki o sırada “Askıda” projesi geldi aklıma. Hani şu askıda ekmek, askıda kahve, askıdaki ne gire hayatımıza. Bilgi üniversitesi ve Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı'nın düzenlediği yarışmada ödül almış bu sosyal girişim çalışması, maddi durumu yetersiz öğrencilere yardım sağlamak için başlamış aslında. Başlangıcı çok eskilere hani zorsak Osmanlı’ya kadar uzanıyor da ben güncellenmiş halinden bahsedeceğim burada. Sistem çok basit aslında; Misal üç kişisiniz, dört tane simit alıyorsunuz. Üçünü arkadaşlarınızla yiyorsunuz kalan bir tanesini de askıda bırakıyorsunuz. Maddi imkanı uygun olmayan öğrenci, isterse öğrenci kimliğini göstermek suretiyle simidi ücretsiz olarak alıp yiyebiliyor. “Sevmek fiilinden sonra gelen, dünyanın en güzel fiili, yardım etmektir” mottosuyla yola çıkılan proje sadece yiyecek-içeceklerle sınırlı değil. Ürünler, kıyafetler, etkinlikler, konserler, biletler derken çok geniş bir yelpaze askıya takılıveriyor. Sizi bilmem ama ben bayıldım bu projeye, hızla da ilerliyor üstelik. Toplum olarak sadece okuyarak değil okuyana destek olarak da gelişeceğimiz kesin.

Dedim ya proje kartopu ilerliyor yuvarlana yuvarlana diye, her sektör kendi askısını takıyor böylece. Misal İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin faturalarını ödemekte zorlanan vatandaşlara yardım maksadıyla hayata geçirdiği proje Askıda Fatura Projesi. Ünlü restoran markalarının Askıda Yemek Projeleri, tekstil firmalarının Askıda elbise, Organizasyon şirketlerinin ve sanatçıların Askıda Konser, Askıda Tiyatro- Sinema Biletleri…

Özellikle “İyilik, gizli yapılmalı, bir elin verdiğini öteki el bilmemeli” düsturuyla büyümüş bizler için ne kadar doğru bir uygulama. Yaptığın iyiliğin, astığın şeyin birini mutlu edeceğini bilmek kadar güzel bir his var mı acaba? Gerçi malum ekonominin hali yüzünden herkes sıkıntıda, kimse de yaşama keyfi kalmadı ya bir de Askıda Hayat çıksa da şu süreç geçene kadar biz dursak başkaları şu zamanı yaşasa!

Kabul edin, hiç de fena olmazdı aslında :)

…………………………………………………*…………………………………………………………..

Gökyüzüne saldığım, kuyruğunda umutlarım;

Mutluluk nedir diye sorulur ya hep benim cevabım hep bellidir; Kalbimin titremesidir, gökyüzünde süzülen mavi bir uçurtmanın elimdeki ipidir. Çocukluk hayallerimi uçurtma yapıp gökyüzüne salarım mutlu olduğumda, kuyruğuna da umutlarımı bağlarım.  

Hoppalaa! Şimdi nereden çıktı bu uçurtma mevzusu diye sorarsanız hemen cevaplayayım; Bu hafta yani 14 Ocak Dünya Uçurtma Günü’ymüş. Laf aramızda uçurtma için seçilen gün de pek gülünçmüş. Tabi ya karda, kışta, yağmurda uçurtma mı uçurulur? Uçurulmayacaksa niye o güne konur?

Neyse ben yazayım buraya, siz bahar niyetine okuyun. Bahar gelince bir uçurtma da benim için uçurun. Ya bakın gene dağıttınız konuyu, hadi dönüyoruz başa; Konumuz uçurtma, sevmeyen var mıdır onu acaba?

Çin efsanesine göre uyanık bir Çinli, rüzgarlı havada şapkasının uçmasını engellemek için bir iple kafasına bağlayarak tarihte bilinen ilk uçurtmayı yapmış. Peki benim iflah olmaz romantik tabiatım buna inanır mıymış- elbette ki hayır :) Eski Hint mitolojisinde, genç bir adamın, görüşmesine izin verilmeyen sevgilisine mesaj ulaştırmak için uçurtmayı yaptığı söyleniyor. Bak buna aklım eriyor :)

Üstelik Hindistan'ın en ünlü geleneklerinden biriymiş Uçurtma Festivali ve aynı zamanda kışa veda niteliğindeymiş. Festival zamanı her yer tatil olur, insanlar evlerinin çatılarına çıkarak uçurtma uçururlar, şarkılar söyleyip dans ederlermiş. Madem bizim ülkede de ocak ayının 14’ünde kutlanıyor, niye böyle tatiller, eğlenceler olmuyor, insan merak edermiş :)

Zeytinin yağını çıkarmak için uğraşıp o yağı sonra zeytinin üstüne dökmek kadar garip olan şu hayatta, uçurtmayı özgürlükle özdeştirmek de bence o kadar saçma. Heyecan de, huzur de, sıcacık bir mutluluk de uçururken yaşattığı hisse ama özgürlük deme! Yahu ne kadar yükselirse yükselsin, süzülsün isterse bulutların üstünde, ipi senin elinde! Çektin mi iner işte, ne özgürlüğünden bahsediyorsun söylesene!

Neyse günün anlam ve ehemmiyetini bozdum iyice. Uçurtma Günü kutlanırken birçok atölye uçurtma yapmayı öğretiyor, uçurtma günleri düzenleniyor. Öğrenin- yapın- katılın ve de uçurtmaların rüzgarla değil rüzgara rağmen uçtuğunu hatırlayıp feyz alın! :)

……………………………………*…………………………………………………..

Kor ona” bana koymaz! ;

Covid-19 tahtını alkışlarla Omicron varyantına bırakırken sağ bekten atağa geçen influenza ile yılların liberosu grip maçı zorluyor. Tribünler ayakta, taraftarlar hastanede! Günlü yetbişbin’e ulaşan vaka sayılarıyla dışarıda kıyamet kopuyor!

Geçen akşam bir bilimadamının;’ Grip olan kendini Covid’li saysın’ söylemi dikkati alınırsa ülke bitmiş, okeye dönüyor. Her iki kişiden biri grip zaten o zaman ne oluyor?

Semptomları farklıymış, Başağrısı her üçünde de varken boğaz ağrısı Omicron’da yokmuş. İshal sadece Covid-19’da varken hapşuruk bir tek onda yokmuş. Öyle karışık ki beyinler yanmış, kalan sağlar bizim olmuş!

Bir anda gene yükselişe geçen bu mendebur virüs, gene dünyayı yerle bir etti. Ülkeler kapandı, tedbirler alındı, alarmlar çalındı. Bu kaosa, bilinmeze yolculukta hatırlatma dozlu aşılar piyasaya çıktı ama hala aşı olmamakta direnen bir kısım vardı ki neyin kafasındaydılar anlamak imkansızdı. “Kor ona, bana bir şey yapmaz” mantığıyla yaşayan ayaklı cehalet, yoğun bakımlarda yer arıyor, bulamıyor, iş işten geçiyor. Tabi bu bitmeyen virüsten, çoğalan varyanttan mutlu olanlar da yok değil. Geçen gün bir arkadaşım; ‘Valla ben iyi tarafından bakıyorum, karım artık seyahat etmek istemiyor. Hiçbir şey satın almıyor çünkü kalabalığa girmemek için alışveriş merkezine gitmiyor. En güzeli de tüm zamanını ağzı kapalı bir maske içinde geçiriyor, valla içimden hiç bitmesin bu durum geçiyor’ deyince anladım durumu. Lakin benim böyle bir tesellim yoktu ve olaylara iyi tarafından bakmaktan boynum tutuldu! Zaten halk da ikiye ayrılmış durumda; Korona olanlar, Psikolojisi bozulanlar! Evde kalsak Bakırköy, dışarıda olsak Tahtalıköy, değnek bile iki uçlu utanmış gel gör!

Olun aşılarınızı da sıkmayın kimsenin canını! Valla kendinize acımıyorsanız etrafınızdakilere acıyın! büyüktür vebali, almayın kimsenin ahını!

…………………………………….*………………………………………………

HAFTANIN EN’LERİ;

Haftanın Vahşeti; Genç bir meslektaşımın acımasızca katledilişi oldu. İstanbul Barosuna kayıtlı 29 yaşındaki avukat Dilara Yıldız, eski nişanlısı Oktay Dönmez tarafından yemek yedikleri restoranda tabanca ile ateş açılarak öldürüldü. Dilara Yıldız şehir dışında olduğu zaman kapıyı zorlayarak eve giren ve içeride tek başına 10 gün kalan Dönmez, mal varlığına el koymak için Dilara Yıldız'ın başına silah dayayıp senet imzalatmaya çalışmış. Yıldız ise o durumdan kedisini kurtarmak için Dönmez'i ikna ederek polis karakolunun yakınındaki bir restorana getirdi ve cinayet de bu restaurantta gerçekleşti. Bitmeyen kadın cinayetleri, yitip giden gencecik kadınlar ve onca acıya rağmen hala çıkarılmayan kanunlar, cezalar!

Cinayeti işleyenler barbarlar ama bu kanunun çıkmasına engel olanlar vicdansızlar!

Haftanın Rüyası; Demeyelim de 67 yılın rüyası desek daha doğru olur. Bingöl'ün Yedisu ilçesinde yaşayan 77 yaşındaki Nafiye Caz, çocukken gördüğü rüyanın etkisiyle 67 yıldır sadece kırmızı renk kıyafetler giyiyor. 10 yaşındayken rüyasında gördüğü yaşlı ve sakallı dede, Caz'a ölene kadar kırmızı kıyafet giymesini söylüyor. Gördüğü rüyadan çok etkilenen Caz, o günden bu yana tüm giysilerinde kırmızıyı tercih ediyor. O dede, niye kırmızı olduğunu söylemiyor ama şarkıcı Hande Yener söylüyor; “Sana kırmızı çok yakışıyor!” :)

Haftanın İstifası; Fatih Terim’den geldi! Üst üste mağlubiyetler, gençleştirme projeleri derken yaş da kemale ermişti zamanı da gelmişti. Hoş ne zaman başarısız olup gönderilse bir şekilde mağdur ilan edilip kahraman olarak dönüyor. Ne diyelim yolu açık olsun, ömrü uzun!

Haftanın Şakası; Paylaşılamadı! Evet evet doğru duydunuz, ‘Allah diyen aslan’ esprisi, ünlü komedyenler Doğu Demirkol ve Cem Yılmaz arasında paylaşılamadı! Demirkol, sosyal medyada yaptığı paylaşımla o espriyi yıllar önce ilk kez kendisinin kullandığını belirtti ama şaka benim tapulu malım değil, herkes kullanabilir diyerek ortamı germedi. O halde, bu duruşuyla benden bir aferin’i haketti! :)

CANSEN ERDOĞAN