Çarpan Etkisi

Yılın bu zamanları alışveriş merkezleri ne kadar dolu olurdu önceden. Yeşil-kırmızı bir masalın içinde Noel babalar karşılardı gelenleri. Uzun kasa kuyrukları olurdu, hediye telaşından yorgun düşmüş insanların yüzünde keyifli tebessümler. Yılın en heyecanlı, en yoğun, en keyifli ayı, umut demekti herkes için, hediye demekti.

Ama bu sene pek de öyle değil. Virüs korkusunu tam olarak üstümüzden atamamışken bir yandan da fahiş zamlarla sarsıldık. Doların yükselmesi, Türk Lirasında domino etkisi yaptı ve her sektör, yaptığı yüzde yüz zamlarla piyasanın anasını ağlattı. Öyle ki iş çığırından çıktı, herkes birbirinden bağımsız kendi fiyatını yarattı. Hal böyle olunca yılbaşı coşkusu da maalesef eskisi gibi olamadı. Doların artmasının Türk Lirasındaki domino etkisi yerine keşke paranın piyasada dolaşmasının sektörler üzerindeki domino etkisini görseydik dedim içimden hem de ekonomiye dair çok sevdiğim şu hikayeyi düşünürken;

“O yıl ağustos ayında bir türlü dinmek bilmeyen yağmurlar tatil kasabasındaki esnafı çok zor durumda bırakmıştı. Rezervasyonlar iptal olmuştu ve ekonomisi sadece turizme bağlı olan kasaba halkının ağzını bıçak açmıyordu. Yağmurun hızla boşaldığı bir gün kasabanın küçük otelinin kapısı açıldı ve içeriye elinde küçük çantası ile bir yolcu girdi. Resepsiyondaki otel sahibine “Odanız var mı?" diye sordu. Otelci heyecanla çarpan kalbinin sesini bastırmak istercesine "Bir bakayım efendim" dedi ve bomboş olduğunu zaten bildiği odalardan birini işaretleyerek "Şansınız var bir tane oda buldum kaç gün kalacaksınız?" dedi. Adam "Henüz bilmiyorum, işim bitince gideceğim, bir gece bile kalacağım belli değil size bir gecelik ücreti depozito olarak bırakayım odayı ayırın" dedi ve kendisinden istenen 200 Lirayı ve valizini bırakıp işini bir an evvel bitirebilmek için otelden çıktı. Otel sahibi adam otelden çıkar çıkmaz elindeki 200 Lira ile koşarak yandaki dükkana gitti ve bozulan ekmek kızartma makinesinin yerine yenisini aldı. Yeni bir satışın heyecanı ile dükkan sahibi hemen bakkala olan borcunu 200 Lira ile ödedi. Uzun zamandır alacağından ümidini kesmiş olan bakkal da otelciden aldığı 200  Lirayı hemen toptancıya götürdü ve eksik malzemeleri dükkanına aldı. Toptancı o gün evinde çalışan marangozun haftalığını nasıl ödeyeceğini kara kara düşünüyordu ki 200 Lira eline geçince hemen evinin yolunu tuttu marangoza ödeme yaptı. Marangoz işini hemen bitirdi ve koşarak 200 Lirayı akşam eşinin doğum günü için sürpriz yapmak üzere kuyumcuya gitti ve gümüş bir takı aldı. Kuyumcu 200 Lirayı alır almaz arkadaşları ile bir- iki kadeh yuvarlamak için meyhaneye gitti ve önce geçen haftadan kalan borcunu ödedi. Meyhaneci hafta sonu şarkı söylemesi için 200 Lirayı şarkıcı kadına verdi. Şarkıcı kadın üç hafta önce oteli kullanmıştı ve otele borcunu ödeyemediği için eve giderken sokak değiştiriyordu. Tabi o da koşarak 200 Lirayı hemen otele götürdü ve otelciye borcunu ödedi.

Malum 200 Liranın bu trafiği, yaklaşık beş saat kadar sürmüştü ve otelci sevinç içerisinde parayı tam kasasına koyuyordu ki işini bitiren yolcu otelin kapısından girdi ve; "Kusura bakma, işim bitti gece kalmayacağım. Verdiğim depozitoyu geri ver" dedi. Otelci çaresiz 200 Lirayı geri verdi ve sabahki gibi tamtakır kasasının yanında televizyon seyretmeye devam etti ama yeni ekmek kızartma makinesi aldığı ve şarkıcı kadından alacağını tahsil ettiği için memnundu.

200 Liralık banknot geldiği gibi kasabadan gitti ama beş saat içerisinde 1600 Liralık fayda yarattı.

Gerçekdışı gibi gözükse de bu hikayenin aynısını yaşıyoruz her gün, onlarca defa. "Multiplier Effect" (Çarpan etkisi) deniyormuş buna. Ekonominin işleyişini ne güzel değil mi aslında. Eğer otelcinin iş yapabileceğine olan güveni olmasaydı ve alışverişe gitmeyip parayı kasasına saklasa idi banknot yine kasabadan geldiği gibi gidecekti ama aradaki sekiz kişinin işi çözülmeyecekti. “Güven" ekonomilerin büyümesi ve sürdürülebilmesi için en önemli şeydir. Biraz cesaret ise para kazanmanın en gerekli maddesidir. O yüzden 2022’den dileğim, memlekete önce sağlık-huzur-mutluluk sonra da güven ve cesaret getirmesidir! J

………………………………………………………………….*…………………………………………………………..

Buluşun Böylesi;

Tıp ilerliyor, teknoloji gelişiyor diye sevinirken, yeni icatlarla hayatımız kolaylaşacak diye ümitlenirken bazı bilimadamlarının buluşları, akılları, mantığı fazlasıyla zorluyor. Onca emeği bunu icat etmek için mi harcadın be adam diye gidip sorasım geliyor. Bunlardan biri de İsviçre’de intihar etmek isteyenlerin intiharlarını kolaylaştırmak için üretilen ve geçenlerde piyasaya sürülen Sarco isimli 3D baskılı kapsül, büyük infial yarattı. Kapsülün içerisine girenler, 30 saniye içerisinde oksijensiz kalarak hayatını kaybediyor. İnsanları intihara teşvik edeceği endişesiyle ayağa kalkan halk, bu buluşa büyük tepki gösterdi. Tabi ki buluşu gerçekleştirenler, ötanazi yanlısı bir grup ve insanların kendi hayatları üzerinde tasarruf hakkı olduğunu savunuyorlar. Kapsülü kullanabilmek için önce akli dengenizin yerinde olduğunu tespit eden online bir testten geçiyormuşsunuz ve testi geçince bir şifre alıyormuşsunuz. O şifre ile kapsülün içine girip hızlıca bilincinizi kaybedip ölüyormuşsunuz.

Ya insanların ömrünü uzatmak için çareler bulacaklarına hatta masallardaki ölümsüzlük kavramı için uğraşacaklarına, ölümü çabuklaştırmak için uğraşıyorlar. Bu bir grup insana da İsviçre gibi bir ülke onay veriyor, destekliyor. Gerçi dünyadaki her şey şaşırırken, yeni bir düzen inşa edilirken ve bildiğimiz değerler altüst olurken bilimadamlarının da pek normal kalması mümkün değil tabi. Ne diyelim Allah hepimize, cem-i cümlemize en çok da yaratıp üretene, bilim için kendini heder edenlere akıl fikir ihsan eylesin, firar eden akılları da geri getirsin!

……………………………………………………..*…………………………………………………………………….

Hak Var mı ki Gününü Kutluyoruz?

10 Aralık yani Cuma günü, “Dünya İnsan Hakları Günü”ymüş, enteresan! İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'nin 1948'de Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda kabul edildiği günmüş. Beyanname 500'den fazla dile çevrilerek, dünyanın en çok çevrilen belgesi unvanına sahip olmuştur.  Öyle ki tüm dünyada törenlerle kutlanıyormuş. Hakkın olmağı bir zamanda, hakkın verilişini kutlamak da ne bileyim! İnsanı robotlaştıran, düşünmekten- sorgulatmaktan-konuşmaktan yoksun bırakan bir dünya düzeninde bugünü kutlamak tuhaf geliyor valla. Bence kocaman bir ütopya!

Neyse belki de bugünü hakkıyla kutlamanın ihtimalini sevmişizdir biz, ihtimal gerçekleşirse kendisini de severiz J

…………………………………………………..*………………………………………………………………………….

HAFTANIN EN’ LERİ;

Haftanın hareketi; 2022 yılı bütçe görüşmelerinde kürsüye çıkan Kemal Kılıçdaroğlu’ndan geldi. Dövizle borçlanmanın milletin alınterini yoksaymak olduğunu anlatan Kılıçdaroğlu, konuşmanın harareti sırasında o malum el hareketini yaptı, ortalık karıştı. Bir kısım, milletin meclisinde yapılan bu hareketin sadece oradaki milletvekillerine değil 83 milyona saygısızlık olduğunu ileri sürerken bir kısım da bunun o anlık bir refleks olduğunu ve o hareketin yapılma kastı olmadığı görüşündeydi. Belki kasıt yok evet, refleks olduğu da belli ama millet meclisi kürsüsünde çok dikkatli olmak gerekir, hem diline hem beline çok sahip çıkmak gerekir. Ağırdır o kürsü çünkü, sorumluluğu da vebali de…

Haftanın Selamı: Zonguldak’tan verildi. Aldatıldığını iddia eden eşinin kendisi ile ilgili sözlerine karşı cevap hakkını kullanmak için Esra Erol’un programına bağlanan Fehmi Pazarlı’nın, stüdyoda adet kıyamet koparken; “Kestane balının diyarı Zonguldak’tan selamlar” cümlesiyle söze başlaması, gündeme oturdu. Bal satışlarının çok arttığını ve siparişlere yetişemediğini söyleyen Pazarlı’nın tabir-i caiz ise ağzından bal damlamış baksanıza :)

Haftanın Vahşeti;  Gaziantep’in Şahinbey ilçesi Kahvelipınar Mahallesi’nde yaşayan Yunus Göç'ün, 2 aylık bebeği Cihan Göç’ü öldüresiye dövmesi ve bebeğin beyin kanaması geçirmesine sebebiyet vermesi oldu. Yazarken bile parmaklarımın titremesine engel olamadığım bu korkunç olayda hain ve psikopat babanın tutuklanmış olması dahi içimi soğutmuyor. Dilerim bu yaptığı yanına kar kalmaz ve öyle 2-3 yıllık hapis cezasıyla kurtulamaz.

Haftanın Konuşması; 47. düzenlenen Altın Kelebek Ödül Töreni'nde “Pantene Yıldızı Parlayanlar” kategorisinde ödül alan Melis Sezen’in ödülünü aldığı sıradaki konuşması olay oldu. Sezen ödülü alırken konuşmasında; ‘Bunu tutuyorum çünkü elimde şu an. Çok heyecanlıyım, kusura bakmayın lütfen. Artık inmem lazım" cümleleriyle izleyen herkesi şaşırttı. Bir oyuncuya daha doğru cümlelerle teşekkür etmek yakışırdı diyorum ve huzurlarınızdan ayrılıyorum.

CANSEN ERDOĞAN