İNCİNMİŞİZ 2022, BİLEREK GEL !

Yılın son yazısını yazıyorum şaka maka. Gitti gidecek, bitti bitecek, sana söz yine baharlar gelecek derken 2022 kapıya dayandı işte. Tuhaf ama belki de ilk kez yeni bir yılın heyecanı yok içimde. Bu Corona illeti sadece ciğerlere değil ruhumuza da mı nüksetmiş ne! Ama moral bozmak yok, silkinip kendimize geliyoruz. Bakıp da geriye, hatırladıkça yaşananları, neler atlatmışız biz, bunu da atlatırız deyip yola devam ediyoruz.

2021’i tek kelime ile özetle deseler, mücadele derdim. Koca yıl mücadeleyle geçti çünkü, hem bireysel hem küresel. Boğaziçi Üniversitesi’ne atanan rektöre karşı öğrencilerin ve öğretim görevlilerinin aylarca süren mücadelelerini hatırlayın. Amerika’da kongre binasını Coachella Festivaline çevirip basan Trump taraftarlarının mücadelesini de! Nijerya’da mahsur kalan Türk gemicilerinin kurtarılması için verilen mücadeleyi unutmak mümkün mü ya da yazın ülkenin en güzel ormanlarını küle çeviren yangınlara karşı verilen topyekün mücadeleyi! Aşı karşıtlarına karşı verilen mücadeleyi saymıyorum bile lakin sportif mücadelelerimizi unutmayalım lütfen; Baskette Anadolu Efes’in Avrupa Şampiyonluğunu, Tokyo olimpiyatlarında voleybolda, okçulukta, bokstaki madalya bolluğunu!

Bir zamanların meşhur kamu spotu; “Haydi çocuklar aşıya” mutasyon geçirdi. Bu sefer aşılanan  sadece çocuklar değil bütün memleketti. Bir zamanlar nüfus sayımı olacağı zaman, Pazar günü saat 17:00’ye kadar evde oturacağız diye karalar bağlayan biz, üç hafta kapandık eve. Neymiş efendim, büyük lokma ye, büyük söz söyleme!

2021’i zirvede bırakıyoruz. Gerçi bu zirvede bırakma işini biraz yanlış anlıyoruz ama ne yapayım zirve, zirvedir işte. Dolar kuru, şahlanan yükselişle zirveyi gördü mesela. Altın, altın olalı böyle itibar görmedi, zirvede süzülüyor hala. Fahiş fiyatlar o kadar yüksekte ki aşağısı görünmüyor valla. Velhasıl üzerinden 2020 yılı gibi karanlık bir yıl geçmiş nesil olarak bu yılı hakir görmüyorum ama bağrıma da basamıyorum. Daha iyisini yapabilirdi sanki hoş o da bir önceki yılın şokundan kurtulamamıştı ki! Aslında 2021, fırtına sonrası enkazları toplamakla geçti gibi. Gerçi son zamanlarda hayatımıza giren Omricon, rüzgar ekti- fırtına biçti. Bizi yine acil servis kapılarına dikti. Anlaşılan o ki bu musibet Covid, bitti demeden bitmeyecekti.

Geçen yıl bu zamanlar 2021 ile karşılaştığımızda; ‘İncinmişsin’ demişti :)

Şimdi benim bir çift lafım var yeni yıla;

Ateşini ölçtür, HES kodunu al öyle gir hayatımıza,

Geleceğin varsa göreceğin de var, bunu aklından çıkarma!

2022 sana emanet, aman diyeyim Noel Baba! :)

………………………………………….*…………………………………

İnsan görünümlü hayvanlardan korkun !

Tam yeni yıl moduna gireyim, bir an için tüm tatsızlıkları, sıkıntıları unutayım diyorum, kendimi hazırlıyorum ama illa bir şey oluyor ve tüm umutları altüst ediyor.

Gaziantep'te dört yaşındaki Asiye Ateş’in, geçen hafta pitbull cinsi iki köpeğin saldırısıyla ağır yaralanması üzerine Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın sokak hayvanlarıyla ilgili yaptığı çağrı, hararetli bir tartışma başlattı. Sokak hayvanlarının yerinin sokaklar değil barınaklar olduğunu belirten Erdoğan, bununla ilgili yerel yönetimlere talimat göndererek hayvanların barınaklara yerleştirilmesini istedi.

Bu durum, sosyal medyada binlerce kişinin desteklediği #SokakHayvanlarıSahipsizDeğildir hareketini fişekledi. Hayvanseverler ayağa kalktı, ortalık karıştı. İnsanlar tepkilerinde çok haklıydı. Barınakların hali malum, sonu ölüm. Ne yazık ki bazı belediyelerin fırsat olarak algıladığı bu talimatla sokak hayvanları için sürgün ve katliam kaçınılmaz olacak. Hayvanlar sokaklardan yaka paça toplanmaya başladı bile. Ayakları bağlanıp gözlerinde korkuyla birer birer gitmeye başladılar ölüm yolculuklarına!

Yapmayın ya, yazık değil mi bu ağzı dili olmayan masum canlara! Barınaklara terk etmek mi çözüm, ölümlerini izlemek mi çare Allahaşkına! Onca kadın cinayeti varken ortada, küçücük kızların hem dedesi hem babası hem tecavüzcüsü hem de katili olan adam serbestçe dolaşırken etrafta öncelik sokak hayvanlarında olmasaydı daha mı iyiydi acaba?

Babam hep ‘Hayvan sevmeyen insan sevmez’ derdi. Yıllar, haklılığını gösterdi. Hayvan sevmeyenler hep mutsuz kişilerdi. Üstelik sadece başkalarını değil kendilerini de sevememişlerdi. Etrafımdaki kişileri, çevremi buna göre seçtim hep, hayvan sevmeyenleri hep eledim. Vicdandı çünkü o canlıları sevmek, merhametti. Ve ben vicdanı olmayan merhametsizleri etrafımda hiç istemedim.

Sokakları hayvanlardan temizleyecekseniz işe insan görünümlü hayvanlardan başlayın hani iki ayaklı olanlardan. Dişisine eziyet eden, yavrusunu dövüp tekmeleyen bazen sakal çoğu kez bıyık bırakanlardan. Bunları halledin, hapsedin hatta kısırlaştırın diğerlerine sonra sıra gelir.

Ha bir de aman almayın mazlumun ahını, çıkışı malum aheste ahestedir!

………………………………………..*…………………………………

Zenginlerin fakir edebiyatı;                                                                                                

Yılın son günlerinde gündem, ünlülerin keskin açıklamalarıyla dopdolu. Bazıları oldukça derin, felsefi ve eksiksizken bazıları da ziyadesiyle gereksiz.

Tam da tahmin ettiğimiz gibi konuyu Hülya Avşar’ın simit polemiğine getireceğim. Aslında getirmemek için direndim de arkasından saz arkadaşları pardon başka sanatçı beyanatları gelince tutamadım kendimi, iki kelam da ben edeyim dedim.

Mevzuyu hatırlayalım, ekonomideki çalkantılı süreçle ilgili; "Gerekirse simit yenecek ama bugünleri de kolay atlatacağız" sözleriyle oldukça eleştirilmiş, birçok caps’e de konu olmuştu Avşar kızı. Bunun yankıları devam ederken sanatçı Ahmet Özhan’ın; “Gerekirse bir ekmek yerken bunu yarım ekmeğe düşüreceğiz” demesi, olayı mizahi boyuta taşıdı. #gerekirse hashtag’i ile yüzlerce yorum, sosyal medyayı panayır alanına döndürdü. ‘Gerekirse makarnaya permasan değil, eski kaşar dökeceğiz’, ‘Gerekirse işe arabayla değil atla eşekle gideceğiz’, ‘Gerekirse taşı kaynatıp suyunu çorba diye içeceğiz’lere uzanan paylaşımlar, mizah gündemini epeyce salladı. Hülya Avşar ve Ahmet Özhan’ın bu açıklamaları, pandemi sürecindeki tam kapanma zamanında Hacı Sabancı ve annesi Arzu Sabancı’nın yalılarının bahçesinden denize nazır ‘Evde Kal’ paylaşımlarını hatırlattı. Cumhurbaşkanı söylüyor, sağlık bakanı söylüyor zaten bunu, basın destekliyor sizin böyle bir açıklama yapmanız şart mıydı, hele de herkes evde bunalmışken yalıdan paylaşıma gerek var mıydı?

Bu ünlü zenginlerin, dar gelirlilere yoksullara akıl vermesini, şunu yapın- bunu yapın demesini bir türlü anlamıyorum. Sizin ‘gerekirse’ yaptığınız şeyi onlar mecburen yapıyor zaten. Gerekirse simit yiyeceğiz diyen kişinin ertesi gün serme kahvaltıyla poz vermesini, yarım ekmek yemeyi önerenin villaları, dükkanları, altınları olması fazlasıyla manidar. Deniz manzaralı odada, sıcak çikolata içerken evde kal demek kolay da bunu asgari ücretle çalışıp tek göz odada yaşayan üç çocuklu işçi nasıl yapar!

Velhasıl her zaman derim; Kimse kimseye akıl vermesin hele ki kalanı kendisine yetmeyecekse, boşuna riske girmesin!

…………………….…………*………………………………

HAFTANIN EN’LERİ;

Haftanın Partisi; Bir doğumgünü partisi. Hem de tertemiz delirmiş birinin doğumgünü. Kendisini "Mesih" ilan eden Eski Refah Partisi İstanbul Milletvekili Hasan Mezarcı, Noel'de kendi doğum gününü kutladı. Bu kimdi hatırlar mısınız, hani zamanında ulu önder Atatürk’e veled-i zina demişti de aleyhine aylarca miting düzenlenmişti. İşte hangi akla hizmetse bir dönem Türk milletinin vekilliğini yapmış bu zat-ı hasta, Mesih olarak yaşgünü kutlamakta. Hayır müritleri de ayrı vaka; Sen gel koskoca Mesih'in doğum gününü ev yapımı pasta, çay, çerezle, balonla kutla! Allah kimsenin aklını almasın inşallah!

Haftanın Kapanışı; Artan vakalar sebebiyle üniversiteler cephesinde oldu. Covid-19’un mutasyon geçirmiş hali ‘Omicron’un hızla yayılması ve bulaşıcılığının çok fazla olması sebebiyle başta Koç Üniversitesi olmak üzere birçok üniversite, online eğitime geçti. Öğrencilik hayatının belki de en keyifli dönemi, bir nesil için ne yazık ki çöpe gitti!

Haftanın Finali; Türk televizyonlarında belki milyonuncu kez tekrarını izlediğimiz Aşk-ı Memnu’nun final bölümü vardı yine. İnanılır gibi değil ama yine gündem olmuş basında, tt olmuş Twitter’da. Ya anlayamıyorum üzerinden geçmiş 13 yıl, her sene, en az üç kere tekrarı veriliyor, her seferinde oturuyor gündemin tepesine. Final sahnesini milyonuncu kez izlemek suretiyle Behlül’ün Bihter’i seçeceğini, Bihter’in kendisini öldürmekten vazgeçeceğini düşünenler olduğuna yemin edebilirim ama ispat edemem :)

Haftanın vahşeti; Gaziantep’te küçücük kız çocuğu Asiye’nin bir pitbull tarafından uğradığı saldırıydı. Küçük kız, kafasına aldığı ısırıklar sebebiyle hayati tehlikeyi hala atlamadı. Anlayamadığım şu, beslenecek onca cins köpek varken bakımı yasak olan pitbull cinsini beslemenin ne manası vardı. Tehlike göz göre gelirken bunu görmezden gelmek, inatlaşmak Azrail ile neyi kafasıydı! Allah’ım sen herkese akıl fikir ver ama bazılarına biraz fazla ver!

CANSEN ERDOĞAN