Sonra aldatıldık, kandırıldık demeyin, kimse size inanmaz!

Maşallah bu hafta gündem yine pek hareketli. Ama herkesin konuştuğu, ahkamların kesilip konu komşuya dağıtıldığı bir konu var ki değinmeden geçemeyeceğim vallahi. Her devrin, her dönemin polemiği zira kendisi; Yaşlı adam- Genç kadın ilişkisi!

Son dönemde oynadığı Sadakatsiz dizisiyle adından sıkça söz ettiren ünlü tiyatrocu Burak Sergen’in üç yıllık nişanlılık döneminden sonra henüz birkaç ay önce evlendiği eşi Nihan Ünsal tarafından aldatılması ve bunun basın organları tarafından da belgelenmesi, gündeme üst sıradan yerleşti. Daha Mehmet Ali Erbil’in taciz vakasını hazmedememişken bu olay da tuz biber ekti.

Bu dünyanın başına gelmiş en büyük sorun antropoz, vallahi de öyle billahi de öyle. Sadece ülkecek değil global olarak muzdaribiz bu durumdan. Bitmiyor anacım bitmiyor, bu adamların uçkur derdi bitmiyor, işin kötüsü hepsini de teneşir paklamıyor. Yaşlanma sürecine giren beyler, genç hanımlarla ilişki derdindeler. Hayatının sonbaharına yaklaşan bir erkek ve ilkbaharını süren bir kadın. Arkadaş çevreleri, zevkleri, yaşamdan beklentileri, hayata bakış şekilleri birbirlerinden çok farklı. Erkek, kadının neredeyse babası yaşında, bu ilişki de mutluluk mümkün mü acaba?

O halde linç tayfa hazır olsun, geliyorum sakınmadan lafımı, bodozlama!

Olmaz öyle şey efendim, inanmıyorum ben böyle aşka! İlk günler iyi hoş, ruhu genç- olgun adam, ruhu olgun –genç kadın peki ya sonra? Genç kadın gezmek, eğlenmek, dans etmek isteyecek yaşı gereği, adama bu fazla hızlı gelecek. Kadın şık kıyafetler giyip dışarda yemek içmeyi tercih edecek, adamın enerjisi zamanla buna yetmeyecek. Sorunlar baş gösterecek, adamın genç kadına verdiği sınırsız kredi kartları, para tomarları dahi bir süre sonra yetmeyecek. Sonuç, her iki taraf için de hüsran; Erkek, sevdiği kadının hareketli hayatına uyum sağlayamamanın ezikliği ve acısını, kadın ise erkeği sevse bile onun kendisine ayak uyduramamasının ve bunun hayatını olumsuz etkilemesinin sıkıntısı yaşayacak.

Ortak konuları olamayacak, eskilerden bahsetme şansları bile olmayacak. Adamın izlediği filmler, dinlediği müzikler de kadın muhtemelen henüz doğmamış olacak. Adamın heyecanla bahsettiği leblebi tozlarını, Heidi ve Clementine çizgi filmlerinin müziğini hiç bilmemiş, Adile Naşit’in ‘Uykudan Önce ’sini hiç izlememiş olacak. Yahu bunlar aralarında ne konuşacak?

Peki o zaman niye birlikte oluyorlar?

Adamınki belli, ikinci baharı yaşamak. Erkek için yaşlanmaktan ve yaşlılık depresyonundan kurtulmanın en kolay yolu, genç, hayat dolu bir kadınla beraber olmak. Genç kadınlar ise kendilerinden büyük erkeklerle beraber olmaktan hoşlanıyorlar. Çünkü yaşıtlarında bulamadıkları olgunluk ve tecrübeyi, görmüş geçirmişliği bu erkeklerde buluyorlar. E tabi böylece zenginlik ve statü, beraberinde de lüks ve görkemli hayata da hayır diyemiyorlar. ‘Kart Finans’ larını sadece cüzdanlarında değil, yataklarında, hayatlarında taşıyorlar.

Davul bile dengi dengine çalarken siz neyin derdindesiniz beyler, hanımlar?

Sonra aldatıldık, kandırıldık demeyin, kimse size inanmaz!

Kul azmayınca hak yazmaz, kendi düşen ağlamaz!

…………………………………………….*…………………………………………………………

Kafiyeden Taşan Adam!

Bir de başka tür adamlar var ki ne dizelere sığar ne bestelere. Aruzlara sığmaz onlar, kafiyelerden taşarlar. Bunlardan birisi de sevdası İçin hapse giren, akıl hastanesinden rapor alan bir İzmir beyefendisi. Kendisi şiirlerin efendisi ama hayatı bir roman. Mahallesindeki kitapçı İhsan sayesinde bulduğu her şeyi okuyan, Nazım Hikmet hayranlığı yüzünden hapse atılan, büyük aşkı Vacide’yi hiç unutmayan-unutturmayan büyük üstat Atilla İlhan’ dan bahsediyorum evet, bu hafta vefatının16.yılında hala özlem ve hayranlıkla andığımız büyük şair, senarist, yazardan!

80 yıllık ömrüne sığdırdığı 80 sıfat ile biz onu en çok şiirleri ile tanısak da romanları, senaryoları, gazeteciliği, eleştirmenliği, fikir adamlığı ile yüreklere kök salmıştır. Liseden beri başına dert olan şiirleri ile şiirlerinde kendinden bir parça bulan herkesi de dert sahibi yapmıştır :)

Hem kalben hem aileden sanatçı; Kızkardeşi, Sadri Alışık’ın eşi, ünlü tiyatrocu Çolpan İlhan. Yeğeni de Kerem Alışık. Atilla İlhan, edebiyata zirveden giriş yapmış aslında. Henüz 21 yaşındayken amcasının ondan habersiz gönderdiği Cebberoğlu Muhammed isimli şiiriyle Cahit Sıtkı Tarancı’nın birinci, Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın da üçüncü olduğu şiir yarışmasında ikincilik ödülünü kazanmış. Sonrasında da onu Hüçüncüsünde yakalanmış ve kendi tabiriyle fena halde bir sonbahar akşamı dünya ile vedalaşmış.

Ah be Atilla İlhan! Gittin ama biz hala yazdığın “O mahur beste çalar, Müjganla ben ağlaşırız” şarkısını söylüyoruz efkarlı zamanlarda. “Ben sana mecburum” şarkısıyla anlatıyoruz sevgimizi karşı tarafa. Biz hala seni okuyor, seni dinliyor, seni yaşıyoruz. Çünkü dediğine aynen katılıyoruz;

Ayrılık da sevdaya dahil !”

Nurlarda uyu büyük usta, seni hiç unutmuyoruz !

…………………………………………………………….*………………………………………………………

‘Formula’nın Formülü !

Sizi bilmem ama milliyetçiliğimin tavan yapıp beni ağlattığı zamanlar, milli müsabakalar ve uluslararası organizasyonların ülkemizde yapıldığı zamanlar. Bu hafta da etaplarından birinin ülkemizde yapıldığı Formula 1 Grand Prix heyecanı vardı İstanbul’da. Bir zamanlar dutluk olan yerlerde, usta rallicileri izlemek büyük keyifti valla. Bizim zamanımızda efsane Schumacher vardı, Hamilton yarışırdı uçarcasına. Birinciliği Valtteri Botas kazandı, tahminler ters köşeye yattı.

Yalnız birkaç mecra hariç, Formula 1 ülkemizde istenen coşkuyu yakalayamadı. Siz deyin pistlerin yerinin uzaklığı, ben diyeyim Türk pilotların olmayışı. Ama galiba en çok da biletlerin fahiş pahalılığı. Yahu zaten millet çekimser yaklaşıyor bu spora, niye bir de fahiş yapıyorsun biletleri sanki inadına. Bir de seçilen mevsim de yanlış bence, ılık bahar ayları dururken, niye ekimde yaparsın ki yağmur çamur, soğuk başlamışken. Tabi bu arada laf aramızda mevzu da ters bizimkilere, dön dolaş,  sürekli aynı yere gel. Dönüp dolaşıp aynı yere geleceklerse niye onca masraf :) Hem önceden yerel kanallarda, şifresiz, ücretsiz izlenirdi rahat rahat. Şimdi yayın, paralı kanallarda, izleme de yanında yat :)

Aman canım hayatın kendisi bir yarış zaten, önemli olan katılmak deyip geçiyoruz!

Gitmesek de görmesek de Formula 1 yapılıyor ülkemizde, gururu ile ne güzel yaşıyoruz !

……………………………………………………….*………………………………………………………………

HAFTANIN EN’ LERİ ;

Haftanın En Tatsız olayı; Hiç kuşkusuz Tamer Karadağlı ile 58. Altın Portakal ödüllerinde en iyi kadın oyuncu ödülünü alan Nihan Yalçın arasında yaşananlardı. Nihal Yalçın’ın konuşması bitmeden yanına gelerek ödülü eline tutuşturması ve arkadan yaptığı mimikleriyle gündem olan Karadağlı hakkında halk, fikir olarak ikiye ayrıldı. Bir grup yaptığının çirkin ve ayıp olduğunu düşünürken diğer grup kendisine hak verdi. Valla ne olursa olsun bir bayana, büyük bir ödül kazanmış sanatçıya yapılan bu davranışı çirkin karşılıyorum. Bildiğiniz gibi Oscar törenlerinde de kazananlar, yıllardır vermek istedikleri mesajlarla ödüllerini teslim alıyorlar. Seslerini duyurabilmek için belki de en önemli mecralar buralar- ki Nihal Yalçın da kadınlarla ilgili mesaj vermiştir. Ben olayı, güzide bir atasözümüzle kapatayım Sayın Tamer Karadağlı; “Nazar etme ne olur, çalış senin de olur!”  :)

Haftanın Yeniliği; Aslında haftanın demeyelim de son zamanların en çözüm getiren buluşlarından biri Türkiye Kart oldu. Farklı şehirlerin kendi içerisinde kullandığı toplu taşıma kartlarının tek bir ulaşım kartı olan ‘Türkiye Kart’a dönüşmesini sağlayan projenin, günlük hayatı kolaylaştıracağı düşünülüyor. Örneğin İstanbul’da alınan bir kartla Antalya’daki toplu taşıma araçlarına da binilecek. Hem kağıt yığınından hem masraftan tasarruf. Fikir güzel, yürüyelim arkadaşlar!

Haftanın İmzası; Küresel sıcaklık artışının 2 derecenin altında tutulması, iklim değişikliklerine uyumun ve direncin arttırılması, düşük sera gazı emisyonlu kalkınma sağlanması ve gıda üretiminin zarar görmemesi gibi ciddi hedeflere yönelik imzalanan Paris İklim Sözleşmesi, nihayet Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde onaylanarak yürürlüğe girdi. Adana’da çok sıcak diye güneşe ateş edildiğini hatırlarsak küresel ısınma konusunda ülkecek nasıl bir yol izleyeceğimiz konusunda merakım, hayli yükseklerde :)

CANSEN ERDOĞAN