93 Muharebesi

93 Muharebesi diye anılan 1877-1878 Osmanlı-Rum savaşı nelere ve nelere mal olmuştur eski Rumeli Türklerine... Babaannem o savaşta yedi yaşındaymış.
Bağlarını, bahçelerini ve belki bir gün döneriz diye anahtarını sundurmanın üstüne sakladıkları dayalı döşeli evlerini bırakarak, bir sabah vakti arabalarla İstanbul’a doğru düşmüşler yollara...
***
93 Muharebesi’nde Rumeli’den İstanbul’a göç edenlerin bir bölümü Bergama’ya yerleştirilmiştir. O yüzden babaannem Bergama’da büyümüş, yine bir göçmen çocuğuyla Bergama’da evlenmiş, babam da Bergama’da gelmiş dünyaya...
İslimyeli Hacıgözümler ailesinin savaşla un ufak olduktan sonra Bergama’da yeniden biçimlenmeye çalışan parçacıklarının çektikleri sıkıntılarla yaşadıkları serüvenler, benim de çocukluğuma görünmez damgalar vurmuştur.
***
93 Muharebesi’yle başlayıp sonu gelmeyen savaşların yığdığı sıkıntılar, bizim kuşağın ev içi eğitimlerinde de birçoğumuzun ruhsal yapısını korselik etmiştir.
Taksiler, lokantalar, büyük mağazalar, şık güzel, pahalı şeyler “Bize göre değil” hududunun ötesindeki bir dünyaya aitmiş gibi gösterilmiştir bizlere...
Bu koşullanma, savurganlık tutumluluk ölçülerinden çok, kendini iyi şeylere layık görmeme gibi bir yaşam sönüklüğü getirmiştir çoğumuza...
Böyle bir programlanmanın zevk ölçülerini de kısırlaştırması yüzünden, en az olanaklarla dahi bir yaşam estetiği kurulabileceğini zamanında görememiş, estetiği dahi “Bize göre değil” hududunun ötesinde bırakmışızdır.
***
93 Muharebesi’nin acılarını yarım yüzyıl sonra dahi ödemeye farkına varmadan hep birlikte devam ettik.
Sade babaannem değil, annemin babası da aynı savaşın gazabına uğrayarak, önce Kırım, sonra Viyana’dan kopup gelmişlerdendi.
Anıları anlatmayı sevmezdi ama, katıldığı savaşlarda patlattığı topların gümbürtüsünü, sabahtan akşama yankılanır dururdu köşkünde.
***
Mavi gözlerini devirerek, bağırmaya başladığı zaman, herkes kaçacak delik arardı. Ben ilk torunu olduğum için, beni çabucak yetiştirip, adam etmeyi koymuştu kafasına.
Daha okula başlamadan bana uzun pantolonlu, yelekli takım elbiseler diktirmiş, kravat bağlatmaya başlamış ve beş yaşındayken de kerrat cetvelini ezberletmeye kalkmıştı.
Kerratı yeterince öğrenemediğim için de önce bir odaya kilitlemiş, sonra da bacaklarımdan tutup, ikinci katın penceresinde aşağıya sarkıtmıştı. Canı biraz fazlaca tez bir adamdı rahmetli...
***
Otuz beşinde içkiden ölmüş kocasıyla, peş peşe yitirdiği dört evladının yasından bir türlü kendisini kurtaramayan ve dünyaya buzlu bir cam gerisinden bakan, 93 Muharebesi’nden arta kalmış çileleri dirençli stoik bir babaanne ile katılmadığı savaş kalmamış öfkeli bir büyükbabadan başka, bir de anneannemin yedi göbek İstanbulluluktan gelme, yumuşak ama bencil ve kulisçi kişiliği arasında, hangi ütüye göre ütüleneceğimi şaşırmanın yanık buruşukluğunu, ayrıca yaşamın kendisini de ütülemeye kalkınca, doğal olarak tepemden dumanlar çıkmaya başladı. Durup dururken içimin kararıverdiği, yaşamın tadını şaklatmaya karşı gereksiz yere üşüme duyduğum ve gençliğimin nasıl çarçur olduğunu düşündüğüm zamanlarda,
- Ah derim, ah o gözü kör olasıca 93 Muharebesi...