Ayaklanmalar

Ortadoğu’daki karışıklıklarla birlikle, din ve mezhep kavgalarının içerdeki yansımalarını da görüyoruz.
Ormanlık alanlarda poturlu, cübbeli bir cemaat tarafından kılınan toplu bayram namazları; sert nutuklar atılan gösteri yürüyüşleri televizyonlardan, gazete haberlerinden evlerin içine de başını uzatıyor.
Ve ekranlardan izler, olduğumuz bu görüntüler de bizi sık sık tarihin derinliklerine doğru götürüyor...
*
Sultanahmet Camii’ne adını vermiş olan Padişah I’inci Ahmet, 14 yaşında tahta çıkmış, 28 yaşında da ölmüştü. (1617)
O sıralarda Kadızade Mehmet Efendi diye bir hoca “Şeriat elden gidiyor” vaazlarıyla camileri, saraya karşı kışkırtmaya başlamıştı.
Birtakım yeniliklere eğilimli olan II’nci Osman’ın yeniçerilerin de ayaklanmasıyla ırzına geçilip, öldürülmesinden sonra 11 yaşındaki IV’üncü Murat çıktı tahta.
IV’üncü Murat’ın tütünü yasaklayıp, yasağa uymayan binlerce kişiyi idam ettirmesi, büyük ölçüde Kadızade’nin etkisiyle olmuştur.
*
Gelelim 1700’lü yıllara...
Tüketim ve keyifli yaşamların iyice geliştiği Lale Devri...
1725’te Rus Çarı deli Petro, Tebriz’i ele geçirdi.
Bundan yüreklenen İranlılar da Osmanlı sınırlarına saldırıya geçtiler.
*
III’üncü Ahmet yeni savaşlara girmenin astarı yüzünden pahalıya mal olacağını biliyordu. Savaşa gitmeye tümden boş veriyormuş gibi görünmek de hoş değildi.
Tarihte kimsenin aklına gelmemiş bir iş yapıldı.
Savaşa gitmeden savaşa gidiyormuş gibi görkemli bir tiyatro hazırlandı.
*
Bu tiyatroyu “Suikastlar ve Ayaklanmalar Tarihi” şöyle anlatıyor:
“Bir yanda padişahın tuğları çekiliyor; III’üncü Ahmet, çevresindeki uzun sorguçlu, silahlı muhafız takımının ortasında at üstünde gidiyordu. Arkada sarayın ileri gelenleri padişahın kılıcını, yedek sarığını, abdest ibriğini taşıyordu. Halkta savaş ilanı düşüncesini uyandırmak için her çareye başvurulmuştu. Fakat Kadıköy’e gelindiğinde, alay dağılmış, herkes kasırlara ve Boğaziçi’ndeki yalılara dönmüş, yeniden zevk ve sefa âlemlerine dalınmıştı. Bu aldatmacanın foyası çabucak ortaya çıkmış, halkın kızgınlığı iyice artmıştı.”
*
İki ay boyunca İstanbul Kadısı Zülali Hasan Efendi ile Ayasofya Vaizi Ispirzade Ahmet Efendi, öncelikle Vezir-i Azam Nevşehirli Damat İbrahim Paşa’ya karşı cemaati büyük bir ayaklanmaya hazırladılar.
Ayaklanmanın öncüsü gibi görünen Patrona Halil, gerçekte bu bir çift sarıklı siyasetçinin kuklasıydı.
*
1800’lü yılların başında III’üncü Selim devleti çağdaşlaştırmak için “Nizam-ı Cedit” yani “Yeni Düzen” girişimlerini başlatmış ve modern bir ordu kurmaya kalkmıştı.
Ve camilerde hemen padişahın aleyhinde şu tür vaazlar başlamıştı:
“Askere setre pantolon giydirip, imanına halel getiren, önlerine muallim diye Frenkleri düşüren padişaha elbette Allah yardımını çok görür.”
*
Boğaz’daki hisarlara Trabzon dolaylarından getirilmiş 2000 “yamak asker” Kabakçı Mustafa’nın öncülüğünde ayaklandı.
*
“Ey ahali, meramımız Nizam-ı Cedit belasını kaldırmaktır. Başka niyetimiz yoktur, Müslüman olanlar, kendilerini ocaklı bilenler bizimle beraber olsunlar...”
*
Sonunda III’üncü Selim, yenilik girişimlerini durdurarak tahttan çekildi.
Ama yine de hançerlenerek öldürülmekten kurtulamadı.
Görünen o ki, tarihimizdeki değişimlerin hiçbiri, önceden üretim “biçimlerini” değiştirmek gerektiğini bilmiyor.
Sadece üst yapı kurumlarıyla yaşam görüntüsünü değiştirmeye sıvanıyorlardı.
*
Ortadoğu’da yükselen olaylarla birlikte artan gösteriler, tarihteki eski olaylara doğru ister istemez bir çağrışım şandeli yaratıyor insanda...