Beslenmemiş organ

Konuştuğumuz her Kürt, ısrarla barış sürecinin başarıya ulaşmasını istiyor. Ama kaygı da çok. PKK’lıların çekilmeye başlamasıyla birlikte illerinde yeni karakol noktaları inşa edilmeye başlanmış. Hakkârililer, kendilerini ‘kandırılmış’ bulmaktan korkuyorlar

‘Sürgün yeri’..
DBP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş böyle dedi Hakkâri için.
Ne yalan söyleyeyim. Haklı. Dağların arasında sıkışıp kalmış bir şehir. Ulaşması bile zor. Hakkâri’ye geçit veren tek yolun üzerinde de bölge trafik kontrol noktası var. Demirtaş’ın konvoyuyla giriyor olmasaydık, üstümüz aranmadan giremeyecektik.
Şehrin merkezinde ise üzerinize çöken baskın duygu, mahrumiyet. Yollar çok kötü. Binalarda, gözün görebildiği her yerde öyle bir kalkınmamışlık hali var ki, başka yerde doğup büyümüş olmam içimi sızlatıyor.
Türkiye’nin en geri kalmış ili Hakkâri. Demirtaş diyor ki, ‘Devlet burayı, çatışmalar başlamadan önce de tehdit olarak gördüğü için, kara kaplı defterde tuttuğu için, geri bıraktı’.
Vatan bir vücut, bölgeleri de yaşamsal organlarıysa...
Bölgelerden birine giden ana damarın üzerine biri elini bastırsın... Kan gitmesin... Hücrelere oksijen taşınmasın. Ne olur? İşte Hakkâri’ye bu olmuş.
Elin kimin olduğu hiç önemli değil. Ha devlet, ha dış güçler, ha iç güçler... Bir şekilde bu hastalıklı ortamdan beslenen eller, o damarın içindeki kanı azaltmış da azaltmış. O bölgenin organları çalışmıyor. Bu vücut tam performans nasıl göstersin?
Göstermediği için bugün bu noktadayız zaten.
İşte bu nedenle konuştuğumuz her Kürt, ısrarla barış sürecinin başarıya ulaşmasını istiyor.
Hakkâri’de umut var. Ama kaygı da çok. Devlete pek güven yok. PKK’lıların çekilmeye başlamasıyla birlikte illerinde yeni karakol noktaları inşa edilmeye başlanmış. Her yerde karakol. Hakkârililer, kendilerini ‘kandırılmış’ bulmaktan korkuyorlar. Konuştuğum kadınlar, koyun otlatmaya giderken arandıklarını, dönüşte bir daha arandıklarını sızlanarak anlatıyorlar.
Güvenlik protokolü böyledir belki. Ayrıca karakollarla ilgili ihaleler, benim bildiğim, çok önce yapılmış oluyor ve sadece bu aylarda inşa ediliyor.
Sistem, protokol, bürokrasi... Bunlar içine ‘insan inisiyatifi’ katılmadan, hantal, soğuk ve mesafeli. Bölge insanı, PKK çekilirken istiyor ki devlet de insani yüzünü bir göstersin Hakkâri’de. Hükümetin bir telefonuna bakar, insani inisiyatif kullanmak. Karakol inşaatlarını göze sokmamak ya da çok gerek olduğunu hissetmedikçe insanların aranmamasını sağlamak...
Bakan Muammer Güler ne demişti: ‘Onların adımı, bizim bir sonraki adımımızı belirleyecek’. İlk adım çekilmeydi. Selahattin Demirtaş, PKK’nın çekilmesi konusunda net. ‘Bu, şartlı bir çekilme değil’ diyor. Ne olursa olsun, dönmeyecekler. Devlet sözünü tutmazsa, savaşı siyasi zeminde yürütecekler. Bütün kamuoyunun, Türk, Kürt herkesin barış istediğinin çok farkındalar. Aynı kamuoyunun devlet üzerinde de baskı unsuru olacağını düşünüyorlar.
Vücudun sağlık araması gibi.
Ülkenin barış arayışı, artık geri dönülmez bir safhada.
Ve bu arayış, Türkiye, vücudunun tüm bölgeleri sağlığına kavuşmuş bir şekilde tabana kuvvet koşmaya başlayıncaya kadar bitmeyecek.

‘Kadınlık’ta bir olmak...
Güneydoğu gezilerinde ilk kez bir durakta bu kadar çok kadın var, siyaset içinde olan. Geldiğimiz andan itibaren BDP Hakkâri ve Van il eş başkanları Esmer ve Figen Hanım, özellikle ben, Serpil Çevikcan ve Ayşegül Sönmez’i yani kadın gazetecileri yalnız bırakmadı.
Barış annelerinin çadırına ziyarete gittik.
Eline mikrofonu alıp da konuşan kadınları dinleyip de kalbinizin acımaması mümkün değil. ‘Karşı taraf’ da değil onlar. Neredeyse hepsinin ailesinde hem dağa çıkan var, hem de asker olan. Bir oğlunu şehit vermiş, diğerini dağda kaybetmiş anneler bunlar. Hepsi olduklarından en az on beş yaş daha yaşlı duruyor. Kolay mı?
Geldik diye mutlular. Kalabalıkta, görmediğim eller hep saçımı okşuyor, hep bir şeyler ikram etmek istiyorlar. ‘Ne olur’ diyorlar... ‘Ne olur, kadın olarak siz bizi anlayın’.
Bakışlarımız arasında görünmeyen bir köprü kuruluyor sanki, nereden geldiğimizin önemi kalmıyor, insanlık bir yana, esas ‘kadınlık’ta buluşuyoruz.
Çünkü biliyoruz... O evlat, bir ceninken içimizde ne olup bittiğini. Onu kanımızla canımızla nasıl beslediğimizi. Ellerimiz kenetleniyor. Derken bir kadın bana ‘Defne Hanım, değişti mi görüşleriniz, ben sizi televizyonda çok izlerdim. Bu konularda bize serttiniz’. Diyorum ki ‘Sözünü ettiğiniz, ‘terörist’ demekse... Benim için bomba hala bomba. Benim için, sivil ölümlere neden olan, özgürlük savaşçısı olamaz ki. Yitip giden herkes birinin evladı değil mi?’ Kızmıyorlar bana. Aksine... Elimi tutan eller bırakmıyor. Kelimeler, dil başka olsa da.
Bugün, aynı şeyi söylüyor, aynı şeyi istiyoruz çünkü.

Beslenmemiş organ

BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Van ziyaretinden sonra Hakkâri’de de Milliyet ekibine ev sahipliği yaptı. Demirtaş, Milliyet Yayın Yönetmeni Derya Sazak ve Milliyet yazarları halkla ve sivil toplum temsilcileriyle bir araya geldi.