‘AB, ABD ve hatta Rusya Akdeniz’de çatışma istemez’

Akdeniz, yarı kapalı, dünyadaki deniz ve okyanusların yüzde birinden küçük ama dünya deniz ticaretinin dörtte birinin geçtiği bir suyolu. Bu anlamda, Türkiye ile Yunanistan arasında yaşanan Navtex krizi, 1993’te iki ülke arasında yaşanan Kardak’tan çok daha büyük bir kriz. Avrupa Birliği (AB) ve ABD’nin tansiyonu düşürmek için verdiği diyalog mesajları ve krizi çözme yönündeki diplomatik çabaları da ağırlıklı olarak bunun için.

‘AB, ABD ve hatta Rusya Akdeniz’de çatışma istemez’



“Mavi Vatan” doktrinini literatüre sokan isim, emekli Tümamiral Cem Gürdeniz, “AB, ABD ve hatta Rusya’nın burada bir çatışmayı istemeyeceğinin” altını çiziyor. Gürdeniz, şöyle devam ediyor:

“ABD bölgeden geri çekiliyor. Geri çekilirken de burada post-hegemonik dönemin dengelerini kurmaya çalışıyor. ABD Yunanistan-Türkiye çatışmasını teşvik ederse, Türkiye’nin NATO ve AB ile bağları toptan kopma noktasına gelir. ABD’nin kenar kuşağın çökmesine izin vermesi kolay değil. Yunanistan’ı aklı selime davet edeceğini düşünüyorum. Rusya’nın ise dış ticaretinin yüzde 65’i bu sulardan geçiyor. Bu kadar kritik bir suyolunda, Rusya da buranın tehlikeli bölgeye ya da askeri bölgeye dönüşmesini, gemi sigorta primlerini 3-4 katına çıkaracak bir gerilim istemez.”

‘AB, ABD ve hatta Rusya Akdeniz’de çatışma istemez’


Rus aşısı yaptırır mısınız?

Bu hafta Rusya, koronavirüse karşı etkili bir aşıyı bulduğunu ilan etti. Rusya Sağlık Bakanlığı aşıya onay verdi. Ancak aşının etkinliği ve güvenilirliğine dair endişeler var. Klinik deneylerde sadece yüzde 10 başarıya sahip olduğu, 30 bin kişinin üzerinde denenmesi gereken aşının 50’nin altına kişide denendiği iddiaları da bu endişeleri artırdı. Bu da haftanın sorusunu gündeme getirdi. “Rusya’nın aşısını yaptırır mısınız?” Bu soruyu, sokakta İstanbullulara sorduğumda, “Yaptırırım” diyen çıkmadı.

Aşıya da Putin’e de güven yok

“Aşının çok kısa sürede ortaya çıkması”, öne çıkan endişeydi. Dünya Sağlık Örgütü, tüm tartışmalara rağmen hala insanların “onay” beklediği merci. “Aşıyı Türkiye yapmış olsaydı, yaptırırdım!” diyenler de vardı. Buna karşılık Rusya’nın bulduğu aşıya pek güvenilmiyor. Rus Lider Vladimir Putin’in “Kızıma da yaptırdım” açıklamasıysa inandırıcı bulunmamış. İşte cevaplar:

‘Kanıtlanması lazım!’

“Yaptırmam. İnsanlarda deneyecekler ama başarılı olacak mı olmayacak mı? Sonuçta çok kısa sürede oluşturulmuş bir aşı. Bana pek güven vermiyor.”

“Güvenmiyorum. Kendi ülkem yapsa daha iyi olur.”

“Rusya’nın aşısına güvenmiyorum. ABD yapsa yaptırırım...”

“Dünya Sağlık Örgütü onay verecek, ondan sonra yaptırırım. Bu aşı da bu kadar kısa sürede bulunmaz.”

“Putin ‘Kızıma yaptırdım’ diyor. Hangi kızına yaptırdı? Kızına başka aşı yaptırmadığı ne malum?”

“Politik bir yarış, bilim insanlarının söylediği önemlidir, politikacıların değil!”

“Ne kadar doğru, ne kadar yanlış onu bilsek... Gerçekten bulunmuşsa, ben vurulmayı tercih ederim. Ama gerçek mi yalan mı bilmiyorum!”

“Kanıtlanması lazım, ancak o zaman düşünülebilir. Keşke bulmuş olsalar...”


Parçalara ayrılan Lübnan

Beyrut Limanı’ndaki patlamanın ardından halkta biriken öfke, Lübnan’da geçen Ocak ayında göreve gelen hükümeti düşürdü. Ama Lübnanlılar için artık siyasette isimlerin değişmesi yeterli değil. Ancak Lübnan siyasetini rehabilite etmek de o kadar kolay değil. Bunun sebebi, Lübnan’ın Fransız sömürgesi altında mezhepsel bir devlet olarak yaratılması, bu mezhepsel ayrımın siyasal sisteme yansıması (Cumhurbaşkanı Marunilerden, Başbakan Sünnilerden, Meclis Başkanı Şiilerden seçiliyor), kökleşmiş ailelerin kuşaklar boyu siyasetteki etkileri, 1948’de İsrail kurulduktan sonra ülkenin iç dengelerine giren Suriye gibi bölgesel ve ABD gibi uluslararası güçler... Uzmanlar, bugün hali hazırda Şii İran ve Sünni Suudi Arabistan’ın nüfuz mücadele alanı olan Lübnan’ın geleceği için umutsuz.


‘AB, ABD ve hatta Rusya Akdeniz’de çatışma istemez’


Beyrut 2020


1975-1990 arasındaki iç savaşı bitiren ve “aşamalı şekilde mezhepsel temele dayanmayan bir yapıya gidilmesini” öngören Taif Anlaşması’nın işlemediği artık son saldırı ile daha iyi görüldü. Ancak yeni bir sistem üzerinde de Tahran ve Riyad’ın uzlaşısı imkansıza yakın.

Lübnan’ın bu acıklı ve karmaşık tablosunu en iyi anlatan, sosyal medyada paylaşılan ve onlarca parçanın bir araya getirilmesi ile bir şehrin kurulduğu zeka oyununun görseli ve “Beyrut 2020” yazısıydı. Peki Lübnan, ihtiyacı olan şekilde, tüm parçaları yeniden, bu kez doğru bir şekilde bir araya getirebilecek mi? Uzmanlara göre bu, sancısız olmayacak.

‘Sistem çökmüş’


İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi ve ORSAM Başkanı Prof. Dr. Ahmet Uysal, bunu teyid eder şekilde konuşuyor:

“Kota üzerine kurulmuş sistem bugün çökmüş durumda. Çünkü bir grup gücü ele geçirince, diğeri dışlanıyor. Bu sistem kalkmalı. Dış müdahale olmasa, belki Lübnanlılar bir araya gelip yapabilir ama yaptırmıyorlar. Bunu kim yapacak? Bir devrim olması lazım. Sancısız değişim mümkün değil. Ama maalesef bu değişim Ortadoğu’da genelde sancılı oluyor. Lübnan ciddi bir bedel ödeyecek gibi görünüyor.”

Lübnan’da mezhep dağılımı

Nüfus: 6.8 milyon (Tahmini, son resmi sayım 1932’de)

Resmi mezhep sayısı: 18 

Şii: Yüzde 32
Maruni: Yüzde 23
Sünni: Yüzde 20
Dürzi: Yüzde 5.7

Parlamentoda din/mezhep dağılımı

128 milletvekili var;

Müslüman: 64 (27 Sünni, 27 Şii, 2 Alevi, 8 Dürzi)
Hristiyan: 64
Maruni: 34,
Rum Ortodoks: 14,
Grek Katolik: 8,
Ermeni Ortodoks: 5,
Ermeni Katolik: 1,
Protestan: 1,
Diğer: 1)