Avrupa duy sesimizi

Avrupa duy sesimizi

       HOFBURG Sarayı'nda Avusturya Cumhurbaşkanı Klestil, Demirel'e ve Türkiye'den gelen konuklara seslenirken, AB üyeliği konusunda sıcak mesajlar veriyor:
     "Türkiye'nin ileride Avrupa Birliği'ne üye olmak için ne kadar enerjik bir çaba gösterdiğini bilmekteyim. Sizler de benim şahsen Türkiye'nin bu arzularını büyük sempatiyle karşıladığımı bilmektesiniz. Türkiye'nin Avrupa'nın ayrılmaz bir parçası olduğu benim için şüphe götürmeyen bir gerçektir.
       Türkiye'nin AB geleceği, bugün çok daha sağlam temellere dayanmaktadır.
       Avrupa Birliği'nin Türkiye'yle ilgili stratejisinin ülkenizin Avrupa Birliği'ne yaklaştırılması açısından yararlı olduğunu düşünüyorum. Önemli olan unsur, Avrupa Birliği'ne aday olan Türkiye'ye de aynen diğer adaylar için geçerli olan somut kriterlere göre değerlendirileceği güvencesini verebilmektedir."
       Avusturya ile Türkiye, 20. asrın başına kadar yüzyıllar boyu eski imparatorlukların sınırdaş iki ülkesi... Mozart'ın Viyanası'nda, cumhurbaşkanlarının konuşmalarının arasına ülkelerin milli marşları konulmuş.
       Kemanların seslendirdiği İstiklal Marşı saraydaki herkesi büyülüyor.
       Avusturya Cumhurbaşkanı Thomas Klestil, iki ulusun imparatorluktan modernleşmeye geçiş sürecindeki dönüşümü, Birinci Dünya Savaşı'ndaki olumsuzlukları paylaşmış halkların "kader birliği" şeklinde vurguladıktan sonra Türkiye Cumhuriyeti'nin Atatürk döneminde takip ettiği yolun iki ülkeyi şimdi Avrupa ekseninde yeniden birleştirdiğini anlattı.
       Bu değerlendirmeler son derece içtendi ve iki yıl önce Türkiye'yi ziyaret etmiş Klestil'in dostluk duygularını içeriyordu. Cumhurbaşkanı Demirel de konuşmasında benzer açılar yakalamıştı.

       Süleyman Bey, Öcalan'ın İtalya'ya sığınma çabaları nedeniyle Avrupa'nın masaya sürdüğü "Kürt kartı"nın Avusturya gezisini gölgeleyebileceğini seziyordu. Nitekim, Cumhurbaşkanı Klestil'in yemeği için saraya geldiğinde hayli durgundu.
       Sonradan öğrendik:
       Avusturya Meclis Başkanı, Demirel'e "Kürt sorunu"nu açmış ve "Neden siyasi çözüme yanaşmıyorsunuz?" diye sormuştu.
       Cumhurbaşkanı Demirel'in yanıtı ise netti:
     "Siyasi çözüm nasıl olacak? Teröristle masaya oturup ne vereceksiniz? Toprak mı? Acaba Avrupa'da hangi ülke, ayrılıkçı akımlar karşısında topraklarının bölünmesine razı olmuştur?
       Türkiye böyle bir düşünceyi asla kabul edemez. Avrupalı dostlarımıza tavsiyemiz, insan hakları bahanesinin arkasına sığınan terörist örgüte ve onun binlerce insanın kanını döken liderine kucak açmasınlar."
       Evet Türkiye, Avrupa Birliği sürecinde insan hakları ve demokratikleşme konusunda dile getirilen görüşlerin ve beklentilerin çok daha şiddetlisiyle karşı karşıyadır. İtalya'nın Apo'yu iade etmek yerine "terörden vazgeçmesi koşuluyla, sığınma hakkı tanımaya hazırlanması" Türkiye'yi bir anda, "o halde siz de bir şeyler yapın" telkiniyle ve Kürt sorununun uluslararası platformlarda siyasallaşmasıyla karşı karşıya getirdi.
       Bu ortamda Avrupa Birliği süreci de ister istemez yeni gündem maddeleriyle donatılmış olacak.
       Avusturya Cumhurbaşkanı Klestil'in , Türkiye'nin Avrupa'nın bir parçası olabilmesi için göstermesi gereken çabalar sıralamasında "insan hakları, demokrasi ve hukuk devleti" konularını sayması rastlantı olmasa gerek.
       Cumhurbaşkanı Demirel, bu konudaki örtülü eleştirileri yanıtlarken soğuk savaş ertesi dünyanın karşılaştığı sorunlar arasında "etnik terör, ırkçılık, uyuşturucu kaçakçılığı" gibi kavramları yeni tehditler olarak sıraladı.
       Etnik ayrımcılığa dayalı terör, Türkiye'de 15 yılda 30 bin insanın yaşamına maloldu.
       Apo'nun İtalya'da verdiği sözün bir an için gerçekleştiğini varsayalım; "PKK silahı bırakırsa, 2000'lerin Türkiye'sinde kan dökülmesi son bulur mu?"
       Öcalan yolun sonuna geldi, o ya da bir başkası "terörle Kürt sorununu uluslararası platforma taşıdık, ama çok kan döktük ve kendi ülkemizde nefret kazandık" eleştirisini yapıp PKK'yı savaş makinesi olmaktan çıkarırlarsa, gelişmeler belki daha olumlu yöne çekilebilir. Aksi halde Türkiye'de Apo olayına duyulan tepki, toplumu tehlikeli bir tepkiselliğe itecektir.
       Avrupa Birliği Türkiye'yi güvenli bir partner ve yalnız coğrafi değil, kültürel bir mozaiğin parçası olarak görüyorsa, Kürt sorununu etnik bir ayırımcılık şeklinde taşımaktan vazgeçmelidir. Demirel'in Viyana'daki Hofburg Sarayı'nda Avusturya nezdinde Batı'ya verdiği mesaj bu oldu.
       Dileriz anlarlar...
       Türkiye'nin insan hakları ve demokrasi konusunda atacağı adımların, Kürt sorununu da içerecek biçimde Avrupa'yla aramızdaki anlayış birliğini geliştireceğine inanıyoruz.
       Bu yapılamazsa, Batı'ya verdiğimiz mesajlar, fanatik taraftarın galibiyet maçları sonrasındaki sloganından öteye geçmez:
     "Avrupa duy sesimizi... "





Yazara E-Posta: d.sazak@milliyet.com.tr