Dersimiz Cumhuriyet

Dersimiz Cumhuriyet

       CUMHURİYET'in 75. yıldönümü kutlamaları, bir ulusun ortak paydası olan değerlerin istenirse unutulmaz bir şölene dönüşeceğinin göstergesi oldu.
       Milyonların gönüllü katılımıyla "özlediğimiz Türkiye" tablosu adeta yeniden yaratıldı.
       Böyle coşku yüzyılda bir görülür.
       Asrın başında yıkılmış bir imparatorluğun küllerinden Mustafa Kemal'in önderliğindeki Ulusal Kurtuluş Savaşı'yla başı dik çıkan Türkiye insanı, yeni bir çağa da Cumhuriyetçi kuşakların geleceğe güveni ve yüksek moraliyle giriyor.
       Anadolu'yu kaplayan duygu selini, ekran başındaki insan da, sokağa dökülen halk da yüreğinin derinliklerinde hissetti.
       Herkes birbirinin bayramını kutladı.
       Çocuklar, gençler geceyarısına kadar meydanlardaydı.
       Şarkılar, marşlar söylendi. Danslar edildi.
       Askeri, sivili, işçisi, polisi, aydını, emekçisi el ele, kol kolaydı.
       Memleketimden insan manzaraları, Nazım gibi duyarlı olanlara yeni şiirler yazdıracak kadar coşkuluydu.
       Anıtkabir doldu boşaldı. Atatürk sevgisiyle Anıtkabir'e koşan insan sayısı 2 milyonu aşmış.
       Kızılay Meydanı, Taksim ve Kadıköy'deki yürüyüşler, geçmiş bayramlara özgü fener alayları milyonlarca kişiyi buluşturdu.
       Pankartlar açıldı "Gelin canlar bir olalım" diye...
       Geçit törenlerinde nutuklar atıldı, "nice 75 yıllara" dileğiyle...
       Yabancı konuklar davet edildi. Pek çok ülkenin devlet başkanlarından gelen mesajlar; dostluk bağlarını pekiştirmenin ötesinde, çağdaş Türkiye'nin oluşumunda "devrim" ateşini yakan Mustafa Kemal'e duyulan hayranlığı içeriyordu.
       Örneğin Clinton, ABD'nin Türkiye'nin müttefiki olmaktan gurur duyduğunu açıkladı.
       Almanya'nın yeni Başbakanı Schröder de, Türkiye'nin Avrupa ailesine giden yolda ilerleyeceğine olan inancını ifade etti.
       Ankara'da Cumhuriyet kutlamalarına katılan Orta Asya cumhuriyetleri devlet başkanlarının mesajları da anlamlıdır.
       Aliyev başta olmak üzere, hepsi Türkiye'nin uluslararası platformdaki güçlü konumunun altını çiziyorlardı.
       Azerbaycan Cumhurbaşkanı'nın bu arada, Bakü - Ceyhan petrol boru hattıyla ilgili stratejik mesajlar vermesi de önemlidir.
       Asrın şöleniydi, yaşanan.
     "Yaşasın Cumhuriyet!" diyen herkes kendisini sokağa atmıştı.
       Susurluk'tan bu yana, halkın böylesine büyük katılımı ve coşkusuna tanık olmamıştık.
     "Bir dakika karanlık" eylemleri bir tepkinin, Cumhuriyet yürüyüşleri ise bir sahiplenmenin ifadesiydi.
       Dünkü gazetelerde Rıdvan Budak'ın fotoğrafını gördüm.
     "Yaşasın Cumhuriyet, yaşasın DİSK" diye ellerini çırparken, gözlerinin içi gülüyordu.
       Elinde balonu, babasının sırtında yürüyüşe katılan çocuktan Anıtkabir'de bayrak sallayan muharip gazi dedeye kadar herkes bu heyecan seline kapılmıştı.
       Ne türban eylemleri, ne de futbol fanatiklerinin gösterisi... 29 Ekim'de yaşadıklarımız bir kasırga gibi hepsini ezdi geçti.
     "Cumhuriyet, fazilettir" diyenler Ağrı Belediye Başkanı'nın utanç verici sözleri karşısında mahçup olsalar da, hava korsanının uçak kaçırma girişimi can sıksa da, 29 Ekim 1998 mutlu bir zaman dilimi olarak belleklere kazıldı.
       Daha görkemlisi için, Cumhuriyet'in 100'üncü yıldönümü kutlamalarını beklemek, görmek gerekiyor.
       Peki, Türkiye böylesine iyimser bir topluluğu, milyonlarca insanı caddelerde, meydanlarda coşkuyla buluşturmayı beceriyor da, bu insanları mutlu bireyler olarak barış ve refah içinde yaşatmayı niye başaramıyor?
       75 yıllık Cumhuriyet niye hala işsizlik, enflasyon, hakça bir gelir dağılımı, daha çok üretim, bilimde, teknolojide ilerleme gibi kronik sorunların üstesinden gelemiyor?
       Niye siyasal İslamcılar ülkeyi ayrı bir yöne çekmeye çalışıyorlar? Niye Kürt sorunu var diye kan dökülüyor?
       Ve tüm bunların üstesinden gelmesi gereken siyasi iktidarlar, ülkenin geleceğinde söz sahibi partiler Ankara'daki şahsi çıkarları ve rant hesapları yüzünden sürekli güç ve güven kaybediyorlar.
       Cumhuriyet'in 75. yıldönümü için Türkiye genelinde ayağa kalkan, yollara sığmayan insan selini gördükçe yüzde 20'nin yüzde 80'e tahakkümü tuhaf gelmiyor mu?
       Demek ki, bu insanlar "kararsız" değil!
       Türkiye'nin ezici çoğunluğu; laik, demokratik, insan haklarına dayalı özgürlükçü bir rejim istiyor.
       Cumhuriyet coşkusu bu kararlılığın ifadesidir. Yeter ki, siyasi partiler bundan ders almayı bilsinler... Bu halk, onların aralarında bölünüp, Türkiye'nin aydınlık geleceğini karartmaya izin vermeyecektir.




Yazara E-Posta: D.Sazak@milliyet.com.tr