Kavga

NTV’de Can Dündar’ın Nükhet İpekçi’nin babasının kanlı gömleğiyle çıktığı programın ardından siyasi cinayetlerin aydınlatılması amacıyla TBMM’de yeni bir komisyon kurulması önerisi tartışılırken, Meclis’ten ‘kavga çıktığı’ haberi geldi. O dakikaya kadar, Uğur Mumcu’nun eşi TBMM Başkanvekili Güldal Mumcu’nun ve CHP Grubu’nun da Abdi İpekçi’den Doğan Öz’e, Kemal Türkler’den Ahmet Taner Kışlalı’ya uzanan suikast dosyalarının açılması düşüncesine sıcak bakacaklarını savunuyorduk.
Meclis’i Güldal Hanım yönetiyormuş ve ‘tartışmalı’ oturuma ara verildiğinde odasında baskına uğramış. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Mumcu’nun odasına kadar giderek, ‘sarhoş’ olduğu öne sürülen CHP’li Çetin Soysal’a söz verilmesini eleştirmiş. Bu durumu yasamaya baskı sayan Mumcu, Cemil Çiçek’in de devreye girmesiyle oturumu açmaya güçlükle ikna edilebilmiş.
‘Canlı Gaste’, 12 Eylül öncesi öldürülen Savcı Doğan Öz’ün eşi Sezen Öz’ün Ecevit’e sunulan ‘Kontrgerilla’ raporuyla devam ederken, gece yarısı patlayan ikinci kavga haberi ekranlara geldi.
Bu defa MHP’li eski Sağlık Bakanı Osman Durmuş’un, Başbakan’ın eşi Emine Erdoğan’ın GATA’da Nejat Uygur’un ziyaretine ‘başörtülü’ diye gidemeyişini konu etmesi üzerine kıyamet kopmuş.
Eski bir parlamento muhabiri olarak, denizcilerin ‘mükemmel fırtına’ beklentisi gibi ‘esaslı’ bir kavganın ekrana geleceği sezgisiyle görüntüleri beklemeye başladık.
Osman Durmuş’un, “Sizi beyaz gömlekliler sizi! Peygamber anılan bir başbakanın eşini nasıl kabul etmezsiniz?” sözleri Başbakan’ı çileden çıkarmaya yetti.
Eşlere sataşılmasın, laf atılmasın, tamam.
Peygamber benzetmesinin neresi hakarettir?!
En çarpıcı görüntü Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın ceketini çıkararak kavgaya soyunmasıydı. Gözlüğünü de bir kenara bıraktı. Kalabalığa daldı.
Oysa bir Sağlık Bakanı’nın, kürsüde kıpkırmızı olan ve yükselen tansiyon ve öfke nedeniyle ‘kalp krizi’ bile geçirmesi olası Başbakan’ın ‘sağlığına’ özen göstermesi ve topluluğu yatıştırması gerekmez miydi?
Recep Akdağ’ın, o kargaşada ‘muadili’ eski bakan Osman Durmuş’u hedef seçerken, ‘devlet malına zarar gelmesin’ diye -TBMM üyelerinin gözlük, çene diş protezi gibi masraflarının tamamı karşılanmıyor olsa gerek!- kavgadan hasarsız ayrılma düşüncesi isabetliydi.
Çetin Altan, 1960’larda TİP milletvekili iken, ‘Komünistler Moskova’ya’ diye saldıran 100-150 AP’li tarafından linç edilmek istenmiş; başına inecek bir tabanca kabzasından üzerine kapanan Yunus Koçak sayesinde kurtulmasına karşın, aldığı yumruk darbeleriyle bir gözünü kaybetme noktasına gelmişti.
Güney Kore tadında olmasa bile kavgalar Meclis’in tuzu biberidir.
Çetin Altan’ın sözünü kesmeye çalışan başkana verdiği yanıt tarihe geçmiştir:
“Bir Fransız ihtilalci der ki, biraz yüksekte bulunmanız marangoz hatasıdır!”