Susurluk bilançosu

Susurluk bilançosu

       SUSURLUK skandalından geriye ne kaldı?
       Bugün 3 Kasım.
       Kazanın yaşandığı 1996 sonbaharından bu yana akılda kalanları sıralarsak, ölenler dışında tek mağdurun kamyon şoförü Hasan Gökçe olduğunda birleşebiliriz.
     "Kalan sağlar bizimdir..." ***"siyasetçi - polis - mafya" üçgenindeki kahramanları bırakınız hesap vermeyi, her geçen gün el üstünde tutulmakta, "Türkiye sizinle gurur duyuyor" diye omuzlar üstünde taşınmaktadırlar.
       Bu zevattan herhangi birisi, adaylığını memleketinden değil de, Susurluk'tan koysa, "banko" kazanır.
       Susurluklular alınmasın!..
     "Temiz toplum" özlemi çeken halkımız da umutsuzluğa kapılmasın. Türkiye, ne yazık ki toplumsal hafızası zayıf bir ülke...
       Susurluk'un ardından "Kurşun atan da, yiyen de birdir..." diye neredeyse destan yazanlar, ilk seçimde pekala yeniden işbaşı yapabilirler.
       Susurluk'u da sadece "ayranıyla meyşhur" şirin bir ilçemiz olarak takdim edebilirler.
       Artık bunlara alıştık.
       Siyasal kirlenmenin ve çürümenin boyutlarının parti adresi tanımadığı bir ülkede, mafyanın, çetelerin "organize" biçimde iktidarları içerden kemirmesi, olmadı örgütlenip seçimi kazanması bile olasıdır.
       Şaibe tarihi****, Türkiye'de hala pekçok kurum bu kirlenmenin dışında kaldığı ve kendisini koruyup kollayabildiği için, henüz tüm kaleler düşmüş değil.
       Üstelik bir fırsat var. Erken seçimde bu aklanmayı toplumca başarabiliriz.
       Cumhuriyet törenlerindeki coşkuyu yabana atmayalım.
       Susurluk skandalı üzerine, "Sürekli aydınlık için, bir dakika karanlık" diye yollara dökülen de aynı yurttaşlar değil miydi?
       İstenildiği zaman bu "inisiyatif" gösterilebiliyor.
       Dün CHP'li Fikri Sağlar'ın bir değerlendirmesi vardı. Sağlar, Susurluk'u en fazla kovalayan ve Meclis ****kamyonlarında görev yapmış bir milletvekili olarak şunu söylüyordu:
     "Susurluk koduyla tanımladığım mafya - gladio - tarikat düzeni, hiçbir kılıf ve hamasi nutukla gizlenemeyecek denli halk ve Türkiye karşıtı bir olgudur. Bu düzen milli değil, gayri milli ve gayri insanidir. Tarihi ters çevirme girişimidir. Çünkü o, halkımızın ve ülkemizin çıkarlarına ve insanlık tarihinin doğal gelişim çizgisine aykırı bir süreç olarak yapılanmıştır. Bu nedenle çöküşü kaçınılmazdır, gelişmeler bu yöndedir. Bu düzenin gladio ayağı, faili meçhul cinayetler, yurtiçi, yurtdışı provokasyon ve sabotajlarıyla; tarikat ayağı, cumhuriyeti yıkma özlemlerinin açık açık sergilendiği faaliyet ve söylemlerle; mafya ayağı ise, bu oluşum içindeki güçlerin uyuşturucu ticaretindeki rolleri ve son kasetlerde görüldüğü üzere, ülkemizin ve tüm halkımızın ekmeğine ve yarattığı birikimlere yönelik yağma girişimleriyle açığa çıkmıştır."
       Sağlar'a göre; üçüncü yılına girerken Susurluk bilançosu, halkın lehine, çetelerin aleyhine olmuştur.
       CHP'li milletvekili, bu iyimserlikten hareketle, geleceğe dönük şu beklentiyi dile getiriyor:
     "Önümüzdeki dönem bu düzenin ve O'nun yaratıcısı olan sağ zihniyetin tasfiyesine tanıklık edecektir. Bunun ilk adımı, halkımızın ilk seçimlerde tüm sağ partilere vereceği yanıt olacaktır. Bu yanıtın bir başka ifadesi ise, sol iktidar demektir. Solun iktidarı bu nedenle kaçınılmaz ve zorunludur. Çünkü; çetelerin, mafyanın ve tarikatların tasfiyesi ancak sol güçbirliği ve sol iktidarla mümkündür. Mafya - gladio - tarikat düzeninden hesap sormanın başka bir yolu ve formülü yoktur."
       Sağlar'a hak veriyoruz.
     "Sistem"in kendisini aklamasının yolu, artık "örtbas" edilemeyecek skandalların tarafı olan kişi ya da kuruluşların aklanmasından geçmektedir.
       Siyasiler, bunu yapamamış, mahkemelerdeki davalar da uzadıkça uzamıştır.
       Bu durumda, görev seçimde halka düşecektir.
       Susurluk kazası bu açıdan da unutulmamalıdır.
       Çete soruşturmasının tüyler ürpertici boyutu DGM iddianamesinde yazılıdır:
     "Türkiye'de katliam sanığı olarak aranan silahlı eylemci (Çatlı) ile bu kişiyi yakalamakla görevli üst düzey bir emniyet müdürü (Kocadağ), polis memurları ve bir milletvekilinin (Bucak) bir arada olmasının, ruhsatlı silahların yanısıra, suikast ve gizlice cinayet işlemekte kullanılan **** silahları ve mermileri yanlarında bulundurmalarının, basit bir tatil gezisi veya başsağlığı ziyaretiyle izah edilmesi inandırıcı görülmemiştir."
       Evet, Susurluk sıradan bir kaza değildi.
       Üzerine bir bardak soğuk ayran içilerek geçiştirilemez.




Yazara E-Posta: D.Sazak@milliyet.com.tr