Türkiye ile Rusya geriliminde İran nerede?

17 Şubat 2020

2 Şubat’ı 3’üne bağlayan geceden bu yana Türkiye ile Rusya arasında, İdlib’deki yeni durumun oluşturduğu gerilim var. Askeri olarak sahada, siyasi olarak masada. Tansiyonu düşürmek için 8 Şubat’ta Ankara’da başlayan asker, diplomat ve istihbaratçılardan oluşan heyetlerin görüşmelerinden somut sonuç çıkmadı. Yine de konuşmaya devam ediliyor. Bugün de Türk heyeti Moskova yolcusu.

İdlib meselesinde günlerdir süren hengâmeden bir, iki adım geriye çekilip etrafa baktığınızda ise sahada aktörlerden birinin sesinin pek duyulmadığını fark etmek mümkün. Astana sürecinde Türkiye ve Rusya gibi bir aktör olan İran’ın... İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif’in 6 gün önceki “İran kardeş komşular Türkiye ve Suriye diyaloğunu kolaylaştırmaya hazır” dediği yani bir nevi arabuluculuk önerdiği tweetini saymazsak, ortada dikkat çekici bir siyasi değerlendirme yok.

Ancak İdlib gözlemcilerine göre; siyaseten dikkatleri üzerine çekmemeye çalışan Suriye rejiminin diğer destekçisi, sahada son derece aktif. Hâlihazırda çatışmalar batı Halep’te, İran’ın Afganistan, Pakistan, Yemen, Irak gibi farklı ülkelerden getirdiği Şii milislerin konumlandığı bölgelerde yoğunlaşmış durumda.  

Esirgenmeyen desteğin nedeni

Yakın zamanda İdlib’de bulunun bir saha araştırmacısı; “İran, işi Türkiye ile Rusya’ya bıraktı, kendisi rejimin yanında, üzerine düşeni sahada yapıyor. Aralık - Ağustos arasında, Suriye ordusunun İdlib Şafağı-1 adını verdiği operasyona İranlılar 28 Temmuz’a kadar dâhil olmadılar. Ne zaman dâhil oldular, Morik düştü zaten. Fakat bu sefer, operasyonun başından bu yana Suriye ordusuna tam destek verdiler. Hiçbir şekilde siyasi mülahazaya girmediler. Ama Suriye’den askeri desteği hiçbir şekilde esirgemediler” diyor. Açık ki Türkiye ile Rusya’nın karşı karşıya gelmesi İran’ın işine geliyor. Çünkü aralarında “Hangimiz Şam’a daha yakın” rekabeti var. Rejim yenilirse ortada rekabet edilecek bir şey de kalmayacak.

21 Şubat’ta sandık kuruluyor

İran, sınırları dışında siyasi mülahazaya girmeksizin varlığını pekiştirirken, içerde de hayli dinamik bir süreç yaşıyor. Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’nin öldürülmesi ve Ukrayna uçağı trajedisinin ardından, 21 Şubat cuma günü genel seçimler için sandık başına gidiyorlar. Devrim Rehberi Hamaney sonrasının şekillendirilmesi için, muhafazakârlar ve reformcular arasındaki mücadelede bir başka safha gerçekleşiyor da denilebilir.

İran Araştırmaları Merkezi (İRAM) İç Politika Koordinatörü Mehmet Koç’a göre; Hamaney ve muhafazakârlar, sistem ile uyumlu çalışacakları belirleme listesinde atamayla yapılacak bütün değişiklikleri yaptı, sıra seçimle iş başına geleceklerin dizaynında. Genel seçimler ilk aşama. Bir buçuk yıl sonra da Cumhurbaşkanlığı seçimleri var.

Yazının devamı...

Baskı sadece İdlib’e değil

10 Şubat 2020

Suriye Rejim Ordusu’nun, Rusya desteği ile Türk Silahlı Kuvvetleri unsurlarına saldırısının ardından yükselen tansiyonu düşürmek için bir kez daha üçayaklı diplomasi devreye sokuldu. Yani askerler, diplomatlar ve istihbaratçılar. 8 Şubat cumartesi günü Ankara’da iki tur halinde yapılan ve yaklaşık 3 saat süren toplantı yüz yüze görüşme zincirinin ilki oldu. Devam edecek. Hatta Ankara’dan Münih’e uzanacak. Nasıl olacağını anlatmadan önce “Türkiye’nin İdlib hassasiyeti ve ısrarı” konusunda bir kaç notu aktarmakta fayda var.

Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı bölgelerine de tehdit

İdlib’deki durum, Türkiye’yi iki açıdan ilgilendiriyor: İnsani ve güvenlik. Rejim sahada siviller için güvenli alan bırakmadıkça, Türkiye’nin sınırlarına göç baskısı artmakla kalmıyor, ‘terör riski’ de oluşturuyor. Bir güvenlik kaynağı; “Rejim İdlib’de yarattığı tablo ile istikrarlı bölgeleri de hedef alıyor. Orada oluşturulan baskı Afrin, Cerablus ve El Bab’ın istikrarını da bozuyor” diyor. Yani, Türkiye’nin yeniden yaşam belirtileri göstermesi için uğraştığı Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı bölgeleri de risk altında. BM İnsani İşlerden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Mark Lowcock’un geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklama biraz daha fikir verebilir. Lowcock; İdlib’den kaçan 144 bin sivilin Türkiye’nin kontrolündeki Afrin, Azez ve El Bab’a gittiğini açıkladı.

Münih’te Astana mümkün

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Putin’in telefon görüşmesi sonrasında Ankara’da kurulan İdlib masasının nasıl Münih’e uzanacağına gelince... Münih; 14 - 16 Şubat’ta 56. kez Güvenlik Konferansı’na ev sahipliği yapacak. Ünlü Hotel Bayerischer Hof’ta düzenlenecek konferansa katılım teyidi veren isimlere bakıldığında, martta gerçekleşme ihtimali beliren Astana toplantısına hazırlığın burada yapılması da, Fırat’ın hem doğusundaki, hem batısındaki durumun konuşulması neredeyse kesin. Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar ve Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun katılması planlanan konferansa, Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov ve İran Dışişleri Bakanı Zarif de katılım teyidi verdi. Ayrıca ABD Dışişleri Bakanı Pompeo ve Savunma Bakanı Esper de Münih’te olacak. Kaynaklar, Bakan Akar’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan ile 13 - 14 Şubat’taki Pakistan seyahatine eşlik etme ihtimali bulunduğunu not düşse de her iki bakan için ikili görüşme planları yapılıyor. Dolayısıyla İdlib Suriye müzakeresi doğal olarak Münih’e uzanıyor.

Erdoğan, Pakistan yolcusu

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın başta İdlib olmak üzere dış politika mesajlarını vereceği bir başka dış durak Pakistan olacak. Keşmir sorunu tartışmasız değerlendirilecek. Ancak Suudi Arabistan - Pakistan ilişkilerinin, daha doğrusu baskısının üzerinden geçileceğine de kuşku yok. Türkiye’nin yakın ilişki ve işbirliği içinde olduğu Pakistan, Suudi Arabistan’ın ekonomik baskısı altında. Ülke hatırlanacağı gibi aralıkta Malezya’daki Kuala Lumpur Zirvesi’ne Endonezya ile birlikte baskı nedeniyle katılamayan iki ülkeden biriydi. Türkiye bunun nedenini çok iyi biliyor. Suudi Arabistan’da 4 milyon Pakistanlı çalışıyor. Erdoğan bir konuşmasında, “Bunları geri göndeririz yerine Bangladeşlileri alırız diyorlar” demişti. Ayrıca, Pakistan Merkez Bankası’ndaki mevduatın çekilmesiyle de tehdit ediliyor. Yani, Pakistan ekonomik zorlukları üzerinden baskı altına alınıyor. Ancak geçtiğimiz günlerde Pakistan Başbakanı İmran Han, Malezya’ya gitti ve konferansa ‘yakın dostlarının ümmeti böleceğini düşünmesi’ nedeniyle katılmadığını, üzgün olduğunu söyledi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan bu konuda bir kaç söz duyacağımıza kuşku yok.

 

Yazının devamı...

Gözler Cidde’de

3 Şubat 2020

ABD Başkanı Donald Trump, sözde Yüzyılın Barış Planı’nı açıklarken salonda üç ülkenin ABD büyükelçisi vardı. Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) büyükelçisi Yusuf el-Uteybe, Bahreyn elçisi Abdullah bin Raşid Al Halife ve Umman elçisi Huneyne el-Mugıyriyye. Bu katılım en az Trump kadar, İsrail Başbakanı Netanyahu’yu da memnun etti ki büyükelçilere özel olarak teşekkürü ihmal etmedi. Suudi Arabistan elçisi orada olmasa da şüphesiz var gibi kabul edilmiştir. Oysa bu dört ülke, Filistin ile birlikte hem Arap Birliği’nin hem de İslam İşbirliği Teşkilatı’nın üyesi. Ancak çıkarları, ekonomik ve askeri bağımlılıkları nedeniyle ortaya koydukları tavır, izledikleri politika artık neredeyse kanıksanmış durumda.

Türkiye’nin net karar beklentisi

Sözde planın açıklanmasının ardından gözler doğal olarak bu ülkelerin de üyesi olduğu iki platforma çevrildi. Önce Arap Birliği, Filistin’in çağrısı üzerine Kahire’de olağanüstü toplandı. Toplantı sonunda ortaya çıkan bildiri, Türkiye’nin yukarıda adı sayılan ülkelerin yaklaşımı nedeniyle duyduğu kaygıyı gideren bir tepkiyi ortaya koydu. Arap Birliği, Trump’ın planını tamamen reddettiğini ve hiçbir şekilde dikkate alınmayacağını kesin bir dille duyurdu. Şimdi Türkiye ve onunla birlikte Filistin’in yanında olanlar benzer bir bütünlük, kararlılık ve netliği İslam İşbirliği Teşkilatı’ndan (ITT) bekliyor.

ITT Dışişleri Bakanları da bugün Açık Katılımlı Acil İcra Komitesi toplantısı için Cidde’de toplanıyor. Türkiye’yi temsilen Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun katılacağı toplantıda Trump ve Netenyahu’nun planına ilişkin takınılacak tutum ve Filistin konusu ele alınacak. Çavuşoğlu, toplantı sonunda iyi bir metnin ortaya çıkması için Filistin’e güçlü destek veren ve plana tepkisini net ifade eden Malezya ve Kuveyt Dışişleri Bakanları ile de ayrıca görüşme planlıyor. Bu arada twitter hesabından New York Times’da çıkan “Filistinliler her hayır dediklerinde kaybediyor” başlıklı yazıyı paylaşan BAE Dışişleri Bakanı Abdullah bin Zayid ve arkadaşları bakalım toplantıda neler söyleyecekler ya da acaba bir şey söyleyebilecekler mi?

Avramopoulos arabulucu mu ya da olur mu?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Cezayir temaslarından sonra gazetecilere açıklamasında Yunanistan - Türkiye ilişkilerine dair sözlerindeki bir ifade dikkatimi çekti. Sözlerde hem bir hatırlatma vardı aslında hem de tuhaf bir çağrışım yaratıyordu. Önce çağrışım... Elazığ depreminin yaşandığı gece posta kutuma 23.34’de düşen Cumhurbaşkanı’nın günlük program duyurusunda, Erdoğan’ın 25 Ocak saat 16.00’da Avrupa Birliği, Göç, İçişleri ve Vatandaşlık Komiseri Dimitris Avramopoulos’u kabul edeceği bilgisi vardı. Tuhaftı çünkü; Yunan politikacı artık o görevde değildi. Bir yanlışlık olmalı diye düşünürken fazla geçmedi, 00.24’de gönderilen yeni duyuruda bu program yer almadı. Hata oldu herhalde diye düşündüm. Ancak sadece iki gün sonra Erdoğan, şöyle diyordu: “Yunanistan ile aramızda ortak bir dostumuz var eski belediye başkanlarından. ‘Benden mesaj istiyorsan söyle Yunanistan tarafına, bizimle uğraşmasın. Bizim Yunanistan ile uğraşma diye bir derdimiz yok.’ NATO’da ben Miçotakis’e de söyledim, dedim ki; ‘Birbirimizle uğraşmayalım, eğer uğraşmazsak bizden size en ufak zarar gelmez.’”

Kadirşinas dost

Yazının devamı...

Zamanın ruhunu yansıtan tur: Cezayir, Gambiya, Senegal

27 Ocak 2020

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Cezayir, Gambiya ve Senegal ziyareti, hem Libya krizi, hem de Türkiye’nin Afrika politikası açısından daha yakından bakmayı gerektiriyor. Erdoğan’ın turunun ilk ve en önemli ayağı Cezayir. Libya krizinde Cezayir, Tunus ile birlikte en çok etkilenen ülke. 2015 yılına kadar Libya’da taraflar arasında yoğun arabuluculuk rolü üstlendi. Cezayir geçtiğimiz yılı, 20 yıl yönetimde kalan Abdülaziz Buteflika’ya yönelik uzun süren kitlesel protestoların eşlik ettiği çalkantı ve belirsizlik içinde geçirdi. 2019 Aralık ayında eski Başbakan Abdülmecid Tebbun cumhurbaşkanı seçilmesiyle ülkede siyasi tablo netleşti. Böylece, iç meseleleri nedeniyle yeterince enerji sarf edemediği Libya dosyasını tekrar ele alma imkânına kavuştu. Tebbun’un yemin töreninde ‘Trablus kırmızı çizgimizdir’ demesi Cezayir’in dış politikaya tekrar ağırlık vereceğinin işareti olarak yorumlandı.

‘İnce işçilik’

Türkiye bir süredir, Cezayir ve Tunus’un Libya konusunda işletilen mekanizmalara dâhil edilmesinde ısrarcı. Dolayısıyla buna bağlı olarak Cezayir’deki gelişmeleri de yakından izledi. Bu anlamda deyim yerindeyse Türkiye inci işçilik sergiledi. Erdoğan’ın ziyaret takvimi bunun göstergesi oldu. Öncelikle Erdoğan’ın ziyaret rotası başta; Fas, Gambiya ve Senegal olarak planlanıyordu. Ancak, kısa süre önce ziyaret takviminde Fas’ın yerini Cezayir aldı. Cezayir’in yeni büyükelçisi Mourad Adjabi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a güven mektubunu 2 Ocak’ta sundu. 6 Ocak’ta ise Türkiye’nin yeni büyükelçisi Mahinur Özdemir Göktaş, Cezayir Dışişleri Bakanı Sabri Bukadum’a güven mektubunun örneğini takdim etti. Aynı günün akşamı Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun uçağı da, yeni kurulan hükümeti tebrik ve Libya konusunu ‘enine boyuna ele almak için’ Houari Boumediene Havalimanı’na indi. Tebbun’un göreve gelmesinden ardından büyükelçi Göktaş güven mektubu sunan ilk büyükelçi, Erdoğan da ziyaret eden ilk devlet başkanı oldu.

Konferans notları

Erdoğan ve Tebbun, bu ziyaretten önce, geçtiğimiz hafta Berlin’de Libya toplantısında buluştu. Tebbun, Berlin’de, Libya’da taraflar arası diyalog sürecine ev sahipliği yapmaya hazır olduklarını açıkladı. Hemen ardından da Libya’nın 6 komşusunun; Mısır, Tunus, Sudan, Çad, Nijer ile Mali dışişleri bakanlarının katıldığı “Libya’ya Komşu Ülkeler Konferansı”nı düzenledi. Ev sahibi Bakan Bukadum’un, “Libya’ya komşu ülkeler, diğer girişimlerle rekabet içerisinde değil. Ancak herkesle paylaşacağımız görüşlerimiz var” ifadesi dikkat çekici. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ziyareti de, hem bu görüşleri almak, hem de Türkiye’nin yaklaşımının, Libya konusunda etkinliği artacağı anlaşılan Cezayir’e aktarılması açısından önem taşıyor.

İyi ilişki örnekleri

Erdoğan’ın ikinci durağı Gambiya, üçüncü durağı Senegal. Türkiye’nin iki ülke ile de iyi ilişkileri var. Her iki ülke de 15 Temmuz darbe girişiminden sonra FETÖ ile mücadeleye kararlı destek vererek Afrika kıtasında öne çıktı. Gambiya kıtada FETÖ okullarını kapatan ilk ülke. Cumhurbaşkanı Erdoğan daha önce, Senegal için de “kara gün dostu olduğunu 15 Temmuz’da ispat etmiştir” dedi. Senegal ile yakın ilişkinin bir başka göstergesi ülkenin en yüksek devlet nişanının Erdoğan’a verilmiş olması. Son dönemde Ankara’ya FETÖ’nün ülkedeki bazı okulların Maarif Vakfı’na devrini engellemeye çalıştığı bilgisi ulaşıyor. Dolayısıyla FETÖ başlığı ziyaretlerde öne çıkıyor. Ancak öte yandan her iki ülkenin de komşusu Mali ve orada da Fransa’nın askeri varlığı, yürüttüğü operasyonların etkileri oluyor. Bu etkilerin de üzerinden geçilmesi muhtemel.

3. zirveye hazırlık

Yazının devamı...

‘İnce ayar’ yılına girildi...

21 Ocak 2020

Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak; bugüne kadar yaptığı değerlendirme toplantılarında ‘tekniğe’ ağırlık vererek, basın kuruluşlarının ekonomi servislerinden isimler, piyasa yorumcuları ve akademisyenlerle bir araya gelirken, bu kez ‘siyasete’ de yer açtı. Medya kuruluşlarının Ankara temsilcileri de ilk kez bu tür bir toplantıya davet edildi. Ancak Albayrak’ın mesajlarını siyaseten yine de ‘sınırlı’ tutmaya çalıştığını söylemek gerek.

Seçim söylemi

Örneğin, 2023’ten önce olası bir seçimin ekonomiye ne şekilde etkisi olabileceğine dair soruya, 5 senede 8 seçim geçiren Türkiye’nin ‘seçim yorgunluğuna’ vurgu yaparak yanıt verdi. Seçim söyleminin ancak kişisel bir hesap olabileceğini belirterek, “Hayırlı bir talep olduğunu düşünmüyorum” dedi. İç ve dış riskler, olağanüstü askeri gelişmeler ya da krizler gibi bir çok stres noktası için de hemen hemen aynı değerlendirmede bulundu; “Çoklu senaryolara her zaman hazır olmak gerek. 2020 çok ilginç başladı. Küresel riskler her zaman masanın üzerinde. Tedbir mi, teyakkuz mu derseniz, sürekli tekayyuz halinde olmamız gereken bir süreçten geçiyoruz. Riskler bertaraf olmadı, hep vardı ve olacak” sözleri aslında tüm toplantı boyunca çizdiği fotoğrafın özeti niteliği taşıyordu.

500 yıllık ekosistem

Öte yandan Bakan Albayrak, ekonomi ve finans alanında alınan kararları, atılan adımları 5 -6 yıldan bu yana değişim sürecine giren eko - sistemin gereği olarak değerlendiriyor. Albayrak, “500 yıllık eko-sistem özellikle Asya özelinde değişiyor. Türkiye bu değişimin ortasında. Daha önce 1. Dünya Savaşı döneminde pasifize edildiği süreçten 180 derece farklı olarak bu kez sürece yaklaşıyor” derken bir kaç kez 500 yıllık eko sistem vurgusu yaptı. Albayrak bu süreci, partiler ve siyaset üstü gördüğünün de altını çizdi, “Değişim tamamlanmadı. Daha yeni başladık” dedi. 2018 -2019’u zor iki yıl olarak tanımlarken, 2020 için ‘ince ayar’ yılı ifadesini kullandı. 2020’nin çok daha iyi bir yıl olacağını belirtti ama “Değişimin paydaşları açısından uyum sağlanması kolay olmayacak, zorluklar olacak bir yıl” değerlendirmesini yaptı.

 

Yazının devamı...

Türkiye, Avrupa’da kapışılıyor!

16 Ocak 2020

2019’da turizmde yüzler güldü. 2020’nin çok daha iyi olacağının sinyalleri şimdiden geliyor. Kültür ve Turizm Bakanı Ersoy, “Türkiye paket turlarının satışı artıyor. Bütün pazarları geri kazanıyoruz. Brexit de lehimize” dedi.

Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Avrupa’nın bir çok ülkesinde Türkiye’ye yönelik paket tur satışlarında artış yaşandığını belirterek, “Bütün pazarları geri kazanıyoruz” dedi. Cumhuriyet tarihin en büyük tanıtımını yaptıklarını kaydeden Ersoy, İngiltere’nin Brexit sürecinin Türkiye’yi olumsuz etkilemeyeceğini belirtti. Ersoy, “3-4 ay öncesine göre sterlin- euro paritesi sterlin lehine düzeldiği için durum lehimize” diye konuştu. Tarihi eser kaçakçılığını önlemek için önemli bir adım attıklarını kaydeden Ersoy, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü bünyesinde bulunan “Kaçakçılıkla Mücadele Şubesi”nin daire başkanlığına seviyesine çıkartılacağı ve daha fazla uzman kadronun kaçakçılığa karşı mücadele vereceğini açıkladı.

Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Uluslararası Utrech Turizm Fuarı’nı ziyaret etti. Ziyaret öncesi uçakta gazetecilere konuşan Ersoy, gündeme ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. Ersoy, özetle şöyle konuştu:

KONAKLAMA VERGİSİ: Erken rezervasyon satışları iç pazarda geçtiğimiz senenin üzerinde. Satışı çok etkilemez.

BDDK KARARI: (BDDK’nın havayolları, seyahat acenteleri ve konaklama ile ilgili yurtdışına ilişkin harcamalarda taksit sınırının 6’dan 3’e indirmesi) Sadece yurt dışı turları kapsıyor. Yurt dışına 9 milyon insan çıkıyor. Çok azı turisttik amaçlı, daha çok akraba ziyareti ve ticaret için çıkılıyor.

PAZARLARI GERİ KAZANIYORUZ: (Türkiye satışlarında Avrupa’da ciddi bir artış oldu mu?) Ortalama yüzde 15. Orta Avrupa’dan yüzde 25. Bizim için Orta ve Doğu Avrupa çok önemli. Polonya, Romanya, Sırbistan, Çekya... Buralarda tanıtımı ağırlaştırmaya başladık. Buralardan artışın nedeni, işsizlik oranının çok düşmesi. İşsizlik diye bir şey kalmadı. Gelirleri gerçekten artıyor. Bunlar AB’nin hızla yükselen yıldızları. Bu ülkeler bizim geliştirilecek pazarlar listesinin de başındalar. Almanya’da yüzde 15 artış var. Fransa yüzde 30 artıyor. Rusya 7 milyon 17 bin kişi ile birinci sırada, Almanya 5 milyon 27 bin, Bulgaristsan 2 milyon 713 bin İngiltere 2 milyon 562 bin. İran 2 milyon 142 bin. Baktığınız zaman Rusya’da yüzde 15, Almanya 11.16, Bulgaristan 6, İngiltere 5.69 pasta payları. Bütün pazarları geri kazanıyoruz. Güvenlik endişeleri vardı. Ortadan kalktı. İkinci olarak Cumhuriyet tarihinin en yoğun tanıtımını yapıyoruz. Etkili tanıtım yapıyoruz. 2018’de 18 milyon dolar tanıtıma harcanırken bu sene 75 milyon dolara yakın. 2020’de 180 milyon dolar hedefliyoruz. Bütün mecraları kullanmaya başladık. Artık tek tip mecralarda tanıtım yapmıyoruz.

Yazının devamı...