Sağlığa bütünsel yaklaşım

14 Şubat 2021

İnsan vücudu muhteşem bir sistemler bütünüdür. Vücut içinde fonksiyon gösteren bütün sistemler birbiri ile ilişkilidir. Örneğin bağışıklık sistemimizin sağlık işlemesi sinir sistemi, üreme sistemi ,sindirim sistemi gibi tüm sistemlerin sağlıklı olması için kilit rol oynar. Yeni sağlık anlayışı, vücudu bütün olarak görmeyi hedeflemekte ve başta bağışıklık sistemi olmak üzere tüm sistemleri bir arada değerlendirerek tedavi planlamayı uygulamaktadır.

Son yıllarda çok fazla hayatımıza giren, "fonksiyonel tıp, holistik tıp,  wellbeing " gibi yaklaşımlar farklı enstrümanları kullanıyor olsalar bile aynı şarkıyı çalmak istiyorlar. Zihnin ve bedenin etkileşim halinde olduğu ve sağlıklı olmanın hem zihnen hem de bedenen olması gerektiği vurgulanıyor. Her bir bireyin tek ve eşsiz değerlendirilerek ihtiyaçlarının ele alınması gerektiği, hastalığı nasıl tedavi edileceği yanı sıra bunu doğuran nedenleri de sorgulayarak parça bütün ilişkisi formatında bir disiplini savunuyor.

Geçmiş yıllardan konsültasyon günümdü. Kan şekerlerim dengesiz gitmeye başlamış, hızla kilo almaya başlamıştım. Kapıdan içeri girdiğimde, doktorum önce fizik muayenemi yapmış sonra tedavi planımı yeniden düzenlemişti. İnsülin dozlarım artmış , insülin direncimi kırmak için de ek bir ilaç vermişti. Fakat kapıdan çıktığımda bir gariplik vardı. Söylediği beslenme planını, egzersizi yapacak motivasyonum yoktu. Sonra bir referansla sağlıklı yaşam danışmanı ile tanıştım. Kapıdan içeri girdiğimde, hayatında şu an neler oluyor? Neye ihtiyacın var dedi?

O an çözülmeye başladım sanki. Anlattıkça farkındalığım artmıştı. Ve haftalarca görüşme ile paralelinde, doktorumun dediklerini yapacak gücü kendimde bulmuştum. Şuna kesin inancım artmıştı.

"Bütün iyi olmadan parçaları iyileştirmek mümkün değildir ." PLATON

Yazının devamı...

Motivasyonun önemi

1 Temmuz 2020

Diabetes mellitus etyolojisinde çevresel faktörler, genetik yatkınlık, ve yaşam tarzı tercihlerinin yer aldığı kronik ve metabolik bir hastalıktır. Yapılan bilimsel araştırmalarda, diyabetin sağlıklı yaşam tarzı değişikliği ile %44 -58 oranında risk azalması sağlayarak önlenebileceği ( özellikle tip 2 diyabet) ortaya konmuştur. Birey merkezli, farkındalığı arttırmaya ve bilinçledirmeye odaklı motivasyonel görüşme, davranış değişimi için diyabetliyi teşvik eden, etkili iletişim becerilerinin kullanıldığı yaklaşımlardan biridir.

Günümüzde kişiselleştirilmiş, empatik, manipülatif olmadan,bireyin özellikle özerkliği göz önüne alınarak, düşüncelerini anlamak ve değerlendirmek gerektiği, böylece yaşam tarzı değişimi ve hastalığa uyum sürecini kolaylaştırmak mümkündür. Burada danışanların demografik özellikleri yaş, cinsiyet, eğitim ve gelir durumu, fiziksel aktivite ve sağlıklı beslenme alışkanlıkları gibi durumsal; inançları, kişisel deneyimleri gibi de olası uyaranları var. En büyük zorluğun davranış değişimi konusunda yaşandığını düşünürsek, bizleri korkutucu, öğüt verici, geleneksel tutumların zorlaştırıcı olduğu, bunun aksine biz diyabetlileri eğitici, güçlendirici psikososyal olarak anlamayı içeren koçluk ve danışmanlık hizmetlerinin kolaylaştırıcı olduğu belirtilmektedir.

Diyabet teşhisi aldıktan sonra hasta olarak, yeni bir rol ve yaşam tarzı bizleri bekliyor. Sağlıklı beslenme, fiziksel aktivite, psiko-sosyal uyum, öz bakım, kan şekeri takibi, tıbbi kontroller gibi. Bütün bu dinamikleri yönetebilmek için, hem bir diyabetli beklentisi olarak hem de yapmış olduğum koçluk mesleğimle,bu sürecin bütünsel ve bir takım dostluğu içerisinde yönetilmesi gerektiğini düşünüyorum

Bilgilerimizle, eylemlerimizin uyumlanmasını dilerim.

Yazının devamı...

Sağlık koçluğunun önemi

18 Mayıs 2020

Sağlık koçları insan davranışı motivasyonu konusunda uzmandır.Bu bilgileri, müşterilerinin hedeflerine ulaşmalarına ve günlük yaşamlarını iyileştirmelerine yardımcı olmak için kullanır.Kronik hastalık salgınının şaşırtıcı boyutlara ulaştığını biliyoruz ve bu hastalıkların sebebi genetik ve çevresel nedenler olmak üzere çok faktörlüdür. Özellikle diyabet ve obezite gibi, yaşam tarzı değişiklikleri yapmamız ve kalıcı olumlu davranışlar yaratmamız için itici güç, motivasyon ve strateji gerekir.İşte bu alanda sağlık koçları devreye girer.

Çoğu insan için bilginin kendisi davranışları değiştirmez. Davranış değişikliği, hastanede değil, evde başlar.Dolayısı ile burada koçluk hizmetinin önemi devreye girer. Birine balık verebilir ,bir gün boyunca besleyebilir ya da balık tutmayı öğretebiliriz. Doktorların tıbbi tedavi sürecini planlama dışında zamanlar yok. Hastalık tanı aşaması ve sonrasında, davranış değişimi bilimi entegrasyonu ve koçlukla paralel giden psikoloji ilkeleri ile danışanlara bireyselleştirilmiş çözümler üretmek,öz yönetim desteği sağlamak,danışanı güçlendirmek,baş etme becerilerini öğretmek,güven oluşturmak, motive etmek, sağlık profesyoneli ile arada ray olmak, sağlık koçunun temel yetkinlikleridir.

Bilimsel olarak yapılan çalışmalar, diyabet kontrolü ve öz yönetim üzerinde sağlık koçunun etkisi ile, hastaların A1C seviyelerinde düşme olduğu, sağlıklı beslenme ve fiziksel aktivite alışkanlıklarında olumlu değişiklikler olduğunu, komplikasyon ve diğer hastalıklara yakalanma riskini azaldığını ve sağlık kalemi harcama maliyetlerinin azaldığını gösteriyor.

Sağlığımız en büyük zenginlik.Kıymetini bilmemiz dileği ile...

Neslihan SİPAHİ

Yazının devamı...

Corona ve diyabet

17 Nisan 2020

Korona virüsü biz diyabetlilere evde kaldığımız şu günlerde yaşam tarzlarımızı tekrardan gözden geçirme şansı sunuyor.

Sağlığına ve kendisine değer veren diyabetliler  bu panik dönemini avantaja  çevirebilir. Peki nasıl?

Bildiğimiz gibi, diyabet prevalansı tüm dünyada olduğu gibi Türkiye' de de hızla yayılıyor. Hatta öyle ki bulaşıcı olmayan salgın hastalıklar kategorisinde olduğunu biliyoruz. Toplumun büyük çoğunluğunda  ilk aşamada sağlıklı beslenme ve fiziksel aktivite ile önüne geçebileceğimiz tip 2 diyabet  sonrasında ,mutlak insüline bağımlı tip 1 diyabet ve gizli şeker dediğimiz pre-diyabet görülen gözlenen  diyabet türleri arasındadır..

Kendi diyabetle yaşam tecrübelerimi sağlık ve yaşam koçluğu becerilerimle birleştirip diyabetlilere koçluk yaptığım günden beri diyabetin multidisipliner bir sistem içerisinde doktoru, hemşiresi,diyetisyeni psikolog ve motivasyonel yol arkadaşı dediğimiz yaşam koçu ile yönetilmesi gerektiğini savunuyorum. Çünkü diyabet asıl tanı konulduktan ve hastaneden çıktıktan sonra başlıyor. Sağlık profesyonelleri  bize balık veriyor halbuki benim diyabetle yaşama adapte olabilmem ve hayatımdan rol model çalmaması için balık tutmayı öğrenmem lazım.

Yaşam tarzı değişikliklerini yapabilmem yani sağlıklı beslenme ve öğünleri yönetebilme, fiziksel aktivite, stresi yönetebilme, uyku düzeni, kan şekeri takibi, öz bakım bilinci, rutin doktor kontrollerini aksatmama gibi pek çok parametrede farkındalığa ve motivasyona ihtiyacımız var.

Diyabet kronik bir rahatsızlık olduğu için corona virüsü ile etkileşiminde risk grubuna girdiğini biliyoruz. Mutlak evde kalarak ve sağlık bakanlığının hijyen ve sosyal mesafe önerilerini yerine getirerek kendimizi korumamız lazım.

Bunların dışında biz diyabetliler için,

Randevu zamanınız gelmiş olsa bile rutin kontroller  için sağlık kuruluşuna akut durumlar dışında  başvurmayın. Hekiminizle ya da diyabet hemşiresi ile uzaktan iletişim kurun.

Yazının devamı...

Sensör Gelsin Acımız Dinsin

4 Kasım 2019

Tip 1 diyabetle çocukken tanışmış bir diyabetli olarak, 14 Kasım Dünya Diyabet Günü'nde sensörler ile ilgili devlet desteği müjdesini hepimiz adına duymak istiyorum. Diyabet, halk arasında daha çok erişkinlerin bir sağlık sorunu olarak bilinmekle beraber çocuklarda da görülmektedir. Çocuklarda, %95-98 oranında pankreas beta hücre zedelenmesine ve dolayısıyla insülin eksikliğine bağlı Tip 1 diyabet görülmektedir. Bizlerin tanı aldığımız günden itibaren ömür boyu glikoz değerlerimizin izlenmesi gerekiyor. Ülkemizde 18 yaş altında 20.000 civarında çocuk diyabetli sayısı var.

Sürekli Glikoz İzlem sistemleri, kan glukozu takibi için parmak ucu delinerek çok sayıda kan alma ihtiyacının azalması, parmaktan ölçümle kıyaslanamayacak kadar çok daha sıkı ölçüm yapma olanağı, kan şekerlerimiz düştüğünde ya da yükseldiğinde uyarı ya da alarm almamızın fiziksel ve ruhsal olarak bize sağladığı kolaylığın etkisini sadece yaşayan ve yakınları anlayabilir.

Dünyada ülkemizle aynı gelişmişlik seviyesine sahip ülkelerin çoğunda bu cihazlar devlet tarafından geri ödeme planında olup, insülin pompası kullanım oranı ülkemizde %5 iken diğer ülkelerde %70 80 oranındadır. Ayrıca ekonomik argümanlara bakıldığında komplikasyonların devlete verdiği maddi yük çok daha fazladır.

Sensörler lüks değil, ihtiyacımız. Bu sebeple sesimizin duyulmasını istiyoruz.

Yazının devamı...