Gluten nedir ve neden bazılarımız için kötüdür?

27 Temmuz 2021

Gluten oldukça tartışmalı bir besin. Kimi kaynaklar çölyak hastalığı olanlar dışında herkes için güvenli olduğunu iddia ediyor. Kimi kaynaklarsa glutenin pek çoğumuz için zararlı olduğunu gösteriyor.

Bu tartışmaya ışık tutmak için öncelikle glutene yakından bakalım. Buğday, arpa, çavdar gibi bazı tahıllar gluten içerir. Glutendeki iki ana protein glutenin ve gliadindir. Gliadin, glutenin sağlığımıza yönelik olumsuz etkilerinin çoğundan sorumludur. Un su ile karıştığında, gluten proteinleri, tutkal benzeri bir kıvama sahip yapışkan bir ağ oluşturur. Hamuru elastik hale getiren ve ekmeğin pişerken kabarmasını sağlayan bu özelliktir.

Glutenle ilgili asıl sorun onu sadece ekmekte değil özellikle paketli ürünlerde yoğurttan çorbaya, atıştırmalıklardan konservelere kadar pek çok gıda maddesinin içinde yer alması ve dolayısıyla çok sık tüketmemizdir. Ayrıca endüstriyel tarımın buğday başta olmak üzere tahıl ürünlerinde yol açtığı negatif değişimdir.

Çölyak ve gluten

Gluten alerjisi çoğu kez çölyak hastalığı olarak tanınmakla birlikte tek netice çölyak değildir. Çölyak hastalığı gluten intoleransının en şiddetli şeklidir. Vücudun gluteni yabancı bir istilacı olarak ele aldığı otoimmün bir hastalıktır. Bağışıklık sistemi, glutene ve ayrıca bağırsak zarına saldırır. Böylelikle bağırsak duvarı zarar görür ve besin eksikliklerine, kansızlığa, ciddi sindirim sorunlarına ve birçok hastalık riskinin artmasına neden olabilir.

Çölyak hastalığının en yaygın belirtileri şunlardır: Sindirim sorunları, ince bağırsaklarda doku hasarı, şişkinlik, ishal, kabızlık, baş ağrısı, yorgunluk, deri döküntüleri, depresyon, açıklanamayan kilo kaybı, yorgunluk, kötü kokulu dışkı.

Bir araştırmaya göre, çölyak hastalığı olan kişilerin yüzde 80'i çölyak hastalığı olduğunu bilmemektedir[1].

Çölyak dışı gluten duyarlılığı

Yazının devamı...

Kadınlarda HPV virüsü

17 Haziran 2021

Human papilloma virüs, kısa adıyla HPV kadın ve erkeklerde çoğunlukla genital bölgede enfeksiyona yol açan ve kondilom adı verilen siğil şeklinde kitlelerin oluşmasına yol açan bir tür virüstür. Erkeklerde HPV daha kolay fark edilir ve daha az rastlanırken, kadınlarda kadın üreme organının daha girintili çıkıntılı ve içeride olması nedeniyle daha güç fark edilmekte ve daha yaygın görülmektedir. Pek çok vakada herhangi bir semptom göstermeden gelişmesi de tespitini güçleştirmektedir. Genellikle iki yıl içinde kendiliğinden iyileşmesi mümkündür, ancak HPV virüsü vücuda bir kez girdikten sonra hücreler içine yerleşerek dönemsel olarak yeniden enfeksiyona yol açabilmektedir. Öte yandan HPV virüsüne bağlı enfeksiyonlar birkaç yıl boyunca devam ederse, kansere neden olan hücre değişikliklerini tetikleyebilmektedir. Bu nedenle ihmal etmeyip tedavisine yönelmek gerekir.

Toplamda 200'den fazla farklı HPV türü vardır ve farklı HPV türleri farklı riskler taşır. Düşük riskli HPV nadiren kansere dönüşür ancak cinsel organlar ve anüs çevresinde siğiller oluşmasına neden olabilir. Yüksek riskli HPV de herhangi bir semptom göstermeyebilir. Bununla birlikte tedavi edilmezse servikal, vajinal, vulvar, orofaringeal ve anal bölgede kanser oluşumuna yol açabilmektedir.

HPV'nin semptomlara neden olup olmaması, yüksek veya düşük riskli olması ile ilgili değildir. Kanser riski veya varlığı, mikroskobik inceleme ve laboratuvar testlerinin yanı sıra biorezonansa özel kan testi ile belirlenebilmektedir.

Servikste HPV ve kanser belirtileri
Kadınlarda HPV tipine bağlı olarak farklı semptomlarla ortaya çıkar. Düşük riskli HPV varsa, servikste siğiller gelişerek tahrişe, ağrıya, hatta bazı hastalarda kanamaya neden olabilir.

Yüksek riskli HPV genellikle başlangıç belirtisi göstermez. Ancak virüs uzun yıllar vücutta kalırsa enfekte hücreler değişebilir ve kontrolsüz bir şekilde bölünmeye başlayabilir. Bu durum da kanserle sonuçlanacaktır.

İlerlemiş rahim ağzı kanserinin bazı belirtileri ise cinsel ilişki sırasında ağrı, pelvik bölgede ağrı, vajinadan olağandışı akıntı, cinsel ilişki sonrası gibi olağandışı kanamadır. Daha ileri serviks kanseri kendini kilo kaybı, zor idrara çıkma ve bağırsak hareketleri, idrarda kan ile gösterir.

Vajina ve vulvada HPV ve kanser belirtileri

Yazının devamı...

Migreni neler tetikleyebilir?

16 Mayıs 2021

Bir migren atağının meydana gelmesini hızlandıran çeşitli tetikleyici unsurlar bulunur. Bunların en yaygın bilinenleri ışık, ses, stres, güçlü kokular, çikolata ve kahve olsa da kişiden kişiye değişmekle birlikte çok sayıda migren tetikleyicisi sıralayabiliriz. Örneğin alerjiler ve hormonal değişiklikler ya da hormonal dengesizlikler de migren ataklarını tetikleyebilir. Bu yazımda migreni tetikleyebilen olası faktörlerle birlikte alınabilecek önlemler hakkında bazı ipuçları paylaşacağım. Migren tetikleyicisi faktörleri saymaya başlamadan önce, biorezonans metodu ile ortalama 10 haftalık tedavi sonucunda kalıcı olarak tedavi edebildiğimizi belirtmek istiyorum. Bu tedavi hem migrende tetikleyici nedeni ortadan kaldırmaya hem de ağrıyı kesmeye yönelik bir protokole sahiptir. Dolayısıyla anlık ağrıyı baskılamaya yönelik bir yaklaşım değil, kalıcı tedavi sağlamaya yönelik bir yaklaşım sunar.

Migrende tetikleyici etkenler

Işık: Parlak veya yanıp sönen ışıklar migreni tetikleyebilir. Hastanın kendi kendine alabileceği pratik önlemler arasında dışarıda güneş gözlüğü takmak, elektrikle aydınlatılan ortamlarda pencere kenarlarına yakın oturmak, yanıp sönen ve parlak ışık bulunan ortamlardan kaçınmak yer alır.

Ses: Migren hastaları sese daha duyarlıdır. Özellikle aniden gelen sesler ve gürültü bir migren atağını tetikleyebilir. Sinema salonları, yüksek sesli müzik çalınan yerler gibi ortamlardan uzak durmak, gürültülü yerlerde kulaklıkla işitme koruması sağlamak, kişinin kendi kendine alabileceği önlemlerdir.

Alerjiler: Alerjiler az bilinen fakat sık rastlanan migren tetikleyicisi nedenler arasında gelmektedir. Vücudumuz alerjiye çeşitli şekillerde tepki gösterebilir ve migren de bu tepkilerden biri olabilir. Bunun tespiti ve tedavisi için mutlaka doktora başvurulmalıdır.

Koku: Bazı kokular burun geçişlerindeki sinirleri uyararak migren baş ağrısına yol açabilir. Bunlar parfümler, ev temizlik ürünleri, oda spreyleri, benzin ve keskin kokulu yiyecekler şeklinde özetlenebilir. Bu nedenle migren hastaları tedavileri tamamlanana dek parfümsüz / kokusuz ürünler tercih etmelidir.

Gıdalar: Yapay bir tatlandırıcı olan aspartam, monosodyum glutamat, kafein, alkol (özellikle kırmızı şarap), çikolata, maya, karpuz, turşu ve fermente ürünler, işlenmiş etler ve paketli gıdaların pek çoğunun migren ataklarının tetikleyicisi olabildiği bilinmektedir. Bu yiyecekleri tüketen migren hastası, tüketiminden sonraki 90 dakika içinde bir atak yaşayabilir. Kişi tutacağı bir günlükle kendisini etkileyen tetikleyici gıdaların farkına varabilir ve tedavisi tamamlanana dek bu konuda dikkatli olarak önlem alabilir.

Hormonlar:

Yazının devamı...

Tansiyon yaşla birlikte...

27 Nisan 2021

Tansiyon yaşla birlikte nasıl değişir?

Tansiyon (kan basıncı), kalbin vücuda pompaladığı dolaşımdaki kanın damarlara uyguladığı kuvvettir. Büyük tansiyon (sistolik kan basıncı) kalp atışı sırasında kanın arter duvarlarına ne kadar basınç uyguladığını, küçük tansiyon (diyastolik kan basıncı) kalp atışları arasında kanın arter duvarlarına ne kadar basınç uyguladığını gösterir. Diğer bir deyişle sistolik kan basıncı, kalbin vücuda kan pompaladığı en yüksek güç seviyesi; diyastolik kan basıncı, kan damarlarındaki kan akışına dirençtir.

Ortalama kan basıncı değerleri yaşa göre değişebilir. İnsanların yaşları ilerledikçe yüksek tansiyona sahip olma olasılıkları da yükselir. Çünkü kan damarları yaşla birlikte sertleşmekte ve bu da kan basıncını yükseltmektedir. Tipik olarak 50 yaş üstü bireylerde kardiyovasküler hastalıklar açısından tansiyon önemli bir risk unsurudur ve daha fazla dikkat edilir. Yaşla birlikte tansiyon problemlerinin artmasında bir etken de kullanılan ilaçlara bağlı olarak yan etkilerin artışıdır. İnsan vücudu bir bütündür ve yaşla birlikte artan hastalıklara bağlı olarak tansiyon problemlerinin artması da olağandır.

Her yaşın kendine özgü sosyal ve tıbbi özellikleri vardır. Bu nedenle tansiyonda çoğu kez uygulanan yıllarca aynı ilacı kullanma yaklaşımı yerine kullanılacak ilaç tedavisi ya da en az ilaç kadar faydalı olabilecek beslenme ve egzersiz programı gibi diğer destekleyici tedaviler de hastanın yaşına göre değişebilir.

Yüksek tansiyon daha riskli

Ülkemizde ve dünyada son derece yaygın görülen çok yüksek ya da çok düşük tansiyon felç, kalp krizi, kalp yetmezliği ve böbrek hastalığı dahil olmak üzere ciddi sağlık sorunları olasılığını artırabilir. Genellikle düşük tansiyon (hipotansiyon) yüksek tansiyon kadar sorun değildir. Ancak sürekli olarak düşük tansiyonunuz varsa bu da bir hastalık belirtisi olabilir. Hipotansiyon belirtileri arasında baş dönmesi, mide bulantısı, bulanık görme, susuzluk, bilinç bulanıklığı, bayılma yer alır.

Hipertansiyon olarak da bilinen yüksek tansiyon ise genellikle belirgin semptomlara sahip değildir. Uzun süreli yüksek tansiyon, kalp krizi, inme, kalp yetmezliği, böbrek hastalığı, periferik arter hastalığı, vasküler demans, kalp anevrizması gibi ciddi ve yaşamı tehdit eden sağlık sorunlarının riskini artırabilmektedir. Yüksek tansiyon için risk faktörleri arasında kişinin yaşam tarzı, mevcut sağlık koşulları ve ailesinin tıbbi geçmişi bulunur. Bazı ilaçlar da kan basıncını artırabilir. Diyabetli kişilerin de yüksek tansiyonu vardır.

Tansiyon problemi ile başa çıkmak için sağlıklı beslenme, tuz alımını azaltmak, alkolü sınırlamak, kilo kontrolü sağlamak, düzenli egzersiz, sigarayı bırakmak ve kafeini azaltmak son derece faydalı olacaktır. Altta yatan sağlık nedenlerinin tespiti ve tedavisi için sürekli düşük ya da sürekli yüksek tansiyon durumlarında muhakkak doktora danışılmalıdır.

Yazının devamı...

MS ve bağışıklık sistemi

17 Nisan 2021

Multipl skleroz ve bağışıklık sistemi

Vücudumuzun bağışıklık sistemi, bizi enfeksiyonlardan korumak için tasarlanmış mükemmel ve bir o kadar da karmaşık bir savunma sistemidir. MS, yani multipl skleroz da dahil olmak üzere otoimmün rahatsızlıklarda ise bağışıklık sistemi yanlışlıkla vücudun normal dokularına saldırır. Örneğin MS'li bir kişide bağışıklık sistemi, miyelin adı verilen bir yalıtım tabakası tarafından korunan merkezi sinir sistemindeki aksonlara (sinir liflerine) saldırır. MS, gözden beyine görsel bilgi gönderen beyindeki, omurilikteki ve optik sinirlerdeki bu aksonlara zarar verir. Bir MS atağında / alevlenmesinde farklı tipteki bağışıklık hücreleri, hedeflenen alandaki miyelinin çoğuna zarar verir veya yok eder.

Bağışıklık sistemi ile multipl skleroz (MS) arasındaki karmaşık ilişkinin nedeni halen sorgulanmaktadır. Bir teori, bağışıklık sisteminin beyin hücrelerini sağlıksız oldukları için yok ettiği yönündedir. Bir diğer teori, bağışıklık sisteminin normal beyin hücrelerini yabancı işgalcilerle karıştırdığını gösterir.

Virüsler ve MS

MS'in kökenleri genetik yatkınlıkla birlikte çevresel faktörlere de dayanmaktadır. MS'li kişilerde birçok virüs bulunur, bunlardan özellikle Epstein-Barr Virüsü (EBV) en tutarlı şekilde hastalığın başlangıcıyla bağlantılıdır. EBV, yaygın olarak mono olarak bilinen bulaşıcı mononükleoza neden olan virüstür ve dünya çapında insanlarda en yaygın virüslerden biridir. Bununla birlikte hastanın vücudunda ağır metal, kimyasal ve bakteri yüklerine de sıklıkla rastlamak mümkündür.

Biorezonans ve MS

İşte biorezonans metodu bu noktada önemli fayda sağlamaktadır. Öncelikle bağışıklık sistemini yoran ve zaafiyete sokan bakteri, virüs, parazit, ağır metal, kimyasal gibi çevresel faktörler temizlenip kişinin rahatlaması sağlanır. Bağışıklık sistemi rahatlatılır. Daha sonra bağışıklık sisteminin tepkisini değiştirmek için frekans tedavisi uygulanır. Ve aşama aşama bağışıklığı güçlendirmeye geçilir.

Beslenme ve MS

Yazının devamı...

Alerjilerle baş ağrıları ve migren arasında nasıl bir bağlantı var?

25 Mart 2021

Alerji baş ağrısı yapar mı? Alerji migreni tetikler mi? Evet, bunlar mümkün...

Alerjik rinit ya da diğer adıyla saman nezlesi, sinüs yollarındaki şişmeye bağlı olarak baş ağrısına neden olabilmektedir. Ayrıca çeşitli alerjenler baş ağrısı ya da migren ataklarının tetikleyicisi olabilmektedir.

Rinit, burun kanallarının iltihaplanmasıdır ve genellikle çevresel bir alerjiden kaynaklanır. Bu durumda soruna alerjik rinit veya saman nezlesi denir. Alerjik rinit, burun boşluğu ve sinüslerin iltihaplanması olarak tanımlanabilecek rinosinüzite yol açabilir ve bu da baş ağrısına neden olabilir. Bununla birlikte, genellikle sinüzite atfedilen baş ağrıları daha çok migrenden kaynaklanabilmektedir. Öte yandan her iki hastalık da burun akıntısına, burun tıkanıklığına ve gözlerin sulanmasına neden olabilir. Ayrıca, hava durumundaki ani değişiklikler ve alerjenlere maruz kalma nedeniyle her ikisi de kötüleşebilir.

Sinüs tipi baş ağrıları, sinüsler şiştiğinde, burun tıkandığında ve basınç birikmesine neden olduğunda ortaya çıkar. Sonuç olarak başın üst kısmında veya yanakların arkasında ağrı olabilir. Sinüs tipi baş ağrıları şiddetli enflamasyondan kaynaklanır.

Alerjileri olan hastaların migren atağı olasılığı ve sıklığı artmaktadır, ancak bunun nedeni henüz tam olarak açıklanamamıştır. Migren atağının vücudun yabancı maddeler ve çevresel değişikliklere karşı duyarlılığı önemli ölçüde artırması, bu doğrultuda vücudun küçük değişikliklere büyük tepkiler vermesi muhtemel nedenlerden biridir. Öte yandan alerjileri bağışıklık sistemimizi tetikleyebilir ve böylelikle biyokimyasal yapımızı bozabilir. Bu durum da tüm vücuttaki enflamasyonu tetikleyerek sonuçta migren atağı olarak kendini gösterebilir. Ayrıca migrende çoğu kez tetikleyiciler besin maddeleri olabilmekte ve bu da alerjiye ve intoleranslara işaret edebilmektedir.

Baş ağrılarının migrenden mi, alerjilerden mi ya da sinüs iltihabı ve basıncından mı kaynaklandığını ayırt etmek için mutlaka doktora başvurmak gerekir. Ayırt edici unsurları şöyle özetleyebiliriz:

-Sinüs tipi baş ağrısı olan bir kişi başın üst kısmında veya şakaklarında ağrı hissedebilir.

-Baş ağrısından saman nezlesi sorumlu ise burunda, gözlerde, boğazda ve damakta kaşıntı, hapşırma, burun tıkanıklığı, burun akıntısı, gözlerde sulanma da belirtilere eşlik edebilir.

Yazının devamı...