Çocukluk travmaları iş yaşantınızı belirler mi?

27 Temmuz 2020

Kariyer yaşamımızın önemli bir parçasıdır. Hayatımızın büyük bir bölümünü okulda geçiriyoruz. Okul hayatımızı bir zamandan sonra iş, meslek ve kariyer hedeflerimize göre yönlendiriyoruz. Hedeflediğimiz kariyere göre okullarda okuyabilmek için çok fazla çalışmamız gerekebiliyor. Kariyer çalışmalarımız görünenden çok önce başlıyor aslında. Bir de ailenin yüklediği anlamlar ve beklentileri de hesaba katarsak kariyer çocukluktan gelen bir zemine sahip olabiliyor.

İleriye gitmek, ödüllendirilmek, terfi almak, birçok değerlendirme yöntemlerinden geçmek, otorite ile ilişkinin yönetimi, stres yönetimi, krizlerle başa çıkmak, sorumluluk, kazanmak, yenilik, yönetilmek - yönetmek gibi çok fazla anlam içerir kariyer. Tüm bu kavramların bir ucu da çocukluğumuza kadar dokunabilir. Çocukluk anne rahmine düştüğümüz anda başlar ve 7 yaşa kadar devam eder. Bu süre içinde birçok kavramımızı içinde yaşadığımız ortamdan alır ve oluştururuz. Anne baba, büyük aile ya da yurt, yuva gibi ortamların şekillendirme gücü konusunda farkı yoktur. Büyüme ortamı, büyütülme şekli, ailenin kültürü ve yaşam şekli kavramların oluşmasında çok önemlidir. Kavramlarla birlikte çocukluk travmaları da geleceği şekillendiren önemli etkenlerdir.

Prens ve prenses olarak büyütülmüş çocuklar iş dünyasında sorumluluk alamıyor olabilir. Onların kendi üzerine düşen sorumluluğu almaması takım arkadaşlarının yükünü arttırabilir. Bozulan denge takım içinde kızgınlık, öfke gibi duygulara yol açabilir. Ebeveynlik büyük sorumluluktur. Yetiştirilen çocuğun tüm hayatını, temas ettiği herkesi kapsayan bir sorumluluktur. Şiddet içeren ortamlarda büyüyen çocuklar için şiddet uygulamak, istediğini fiziksel, sözlü, duygusal şiddetle yaptırmak normalleşir. İşyerinde gizli ya da görünen terörlere sebep olabilir. Kişinin kimliğinden ya da kişiliğinden bağımsız sadece yetiştirilme tarzı etken olmuş olabilir. İşyeri ve birim içi huzuru bozan bir unsur ortaya çıkmış olur. Normalleşen davranışları çok çabuk benimseriz.

Mükemmeliyetçi ebeveyn ile büyüyen kişiler ebeveynin patolojisinden kaynaklanan sebeplerle genellikle onay alamadıkları ve ödüllendirilemedikleri için iş hayatında zorlanabilirler. En iyiyi yapmaya çalışırken kendilerini çok yorabilir, işkolik olabilirler. Çalışma arkadaşlarını eleştiren bir role bürünebilirler. İnsiyatifi dağıtmayıp tüm yetkiyi ve kontrolü ellerinde tutmaya çalışabilirler. Farkında olmadan takım arkadaşlarını atıl bırakıp onların yapabilirliğine engel olabilirler. Bu tarz kişilerin etrafında çalışmak düşünmeyi bırakmak ve işin sıradanlaşmasına sebep olabilir.

Çok otoriter kişilerle büyütülmek iş hayatında otorite karşısında paralize olmak, kriz anlarını yönetememek, gereksiz seviyede sessiz kalmak gibi durumlara sebep olabileceği gibi otorite ile çatışmayı da getirebilir. Her iki durum da kariyer basamaklarında ilerlemenin önünde engel olabilir.

Sorumluluk kavramına bakış açımız ve sorumlulukla ilişkimiz de çocukluk dönemimize dayanır. Aşırı beklentilerle büyütülmek, yaşa karşı orantısız sorumlulukların verilmesi gibi durumlar travmalara sebep olabilir ve iş hayatında sorumluluk almamak için kariyeri reddetmekle aşırı sorumluluk alarak kariyer basamaklarında hızlı ilerlemeyi de getirebilir. İnsan her durumdan farklı bir yönelim alabilir.

Beklenen, istenen bir çocuk olmakla istenmeyen, beklenmeyen bir çocuk olmak dahi iş yaşantımıza etki edebilen konulardır. Tercih edilme, kabul edilme süreçlerimizde etkisi vardır. Aynı zamanda aidiyet hissimizi de belirler. Sadece istenmeyen çocuk olduğu için girdiği işten “Beni sadece burası kabul etti, diğerleri kabul etmeyecekler” diye çıkamayan, kendine uygun olmayan bir işte emekli olana kadar çalışan kişilerin sayısı az değildir.

Sunum yapamamak, topluluk önünde konuşamamak, bilgiyi aktaramamak, yaptığı işi sunamamak, kariyerde olması gereken yerlere başkalarının ilerlemesini izlemek, hakları alamamak gibi birçok konunun arkasında çocukluk travmalarımız yatıyor olabilir. Kendinize zaman ayırmanızı ve kariyerde olmak istediğiniz nokta ile olduğunuz nokta arasındaki farkı bir de çocukluğunuzda aramanızı öneririm.

Yazının devamı...

Yarına güvenmek

20 Temmuz 2020

Gelecek, insan sayısı kadar tanıma sahip geniş bir kavram. Düşüncelerden, duygulardan, yaşanmışlıkların tekrarından ya da yaşamak istemediklerimizden korkmak, hayal etmek gibi içsel farklı alanlardan beslenir geleceğin tanımı.

Bireysel süreçlerimizle birlikte toplumsal ve küresel tüm süreçler gelecekle ilgili duygularımızı belirleme gücüne sahip olabiliyor. Ani olaylar, toplumsal değişimler, küresel etkenler geleceğe dair duygularımızda, düşüncelerimizde pozitif ve negatif dalgalanmaya sebep olabiliyor. Gelecek kavramımız tüm bu etkenlerle birlikte sabit bir tanım olmaktan çıkıp değişken bir yapıya bürünüyor.

İnsanlık tarih boyunca geleceği bilmek istemiş, çeşitli yollarla gelecekle bağlantıda olmaya çalışmıştır. Tüm bu süreç ve çabalar göstermiştir ki, gelecek her an yeniden yazılmakta. Geleceği bilmeye çalışmak yerine geleceği tasarlamak verimli sonuç üretiyor.

Her “an” mutlak olasılıklar üretiyor. Her gerçekleşen olasılık geleceğin seyrini bir önceki sürece göre değiştiriyor. Bu yüzden tahmin etme çabası nafiledir, tüketicidir. Enerjiyi tasarlamakta ve üretkenlikte kullanmak an ve gelecek için daha gerçekçidir.

Gelecek ile barışmak için zamanla barışmanızı öneririm. Zamanın her aşaması çok kıymetlidir. Geçmişi geçmişe iade edip anda kalabilmek geleceğin şekillenmesinde çok kuvvetli rol oynar. Geriye bakarak ileriye yürüyemezsiniz. Geleceğe keyifle gidebilmek için geçmişe yerini verip anda kalma çalışmaları yapmanızı öneririm.

· Anda kalmayı gülmek kolaylaştırır. Gülümsemekten kahkaha atmaya açılan tüm yelpaze sizi anda tutacaktır.

· Su içmek an ile kolayca buluşmanın diğer yolu. Su için ve bu süreyi var olmaya atıfta bulunarak geçirin.

· Kalbinizi duymaya çalışın. Duyabiliyorsanız kendinizi onun ritmine bırakın. Duyamıyorsanız nabzınızı dinleyin ve ritme uyun. İşte yaşamın ahengiyle andasınız.

Yazının devamı...

Anne kaderini takip etmek

13 Temmuz 2020

İçine doğduğumuz aileyle görünen ve görünmeyen birçok bağ kurarız. Anne ve anne atalar, baba ve baba atalarla DNA aracılığıyla doğrudan bağlanırız. Bağlar pozitif olabileceği gibi negatif de olabilmektedir. Kurulan bağlar yaşamımızı etkileyebilir.

Anne ile çocukları arasında rahimde geçen dönem, DNA bağ aktarımları ve yaşanmışlıklarla birlikte çeşitli ve derin bağlar kurulabilir. Bu süreç annenin kaderini izlemek ya da tekrar etmek şekline dönüşebilir. Günlük yaşamın içinde “Ön teker nereye arka teker oraya”, “Ailemizde mutlu olan kadın yok”, “Aynı benim gibisin” gibi cümlelerin tekrar edilmiş olmasıyla kurulan bağlar üçlenebilir.

Evrensel sistemde her yeni neslin öncekine göre daha iyi şartlarda yaşaması esastır. Görülen ve görülmeyen kader bağları ile aile çizgisinin dışına çıkmadan aynı döngüleri tekrar eder halde buluruz kendimizi. Oysa ki yeni nesil içten içe döngüyü kırmak ve daha iyiye ilerlemek ister. İzlenen ve öğrenilen yaşam, görünmeyen bağlar kişiyi engelledikçe iç huzursuzluğu, yaşamdan memnuniyetsizlik artar.

Anne sorunlar karşısında suskun olmayı seçmiş ve haklarını savunmamışsa çocuklar da bu yöntemi öğrenip aynı davranışı ilişkilerinin içine yerleştirebilirler. Ya da olaylar karşısında sinirli ve öfkeli davranırsa bu şekilde rol model olmuş olabilir. Kader bağı kuran çocuklar kaçınılmaz bir şekilde bir gün anneleri gibi davrandıklarını görürler. Genellikle de bundan pek hoşlanmazlar. Oysa ki bağlardan arınmak kaderin getirdiği ağırlıkla yaşamaktan daha kolaydır.

Çalışma önerisi;

Ayakta durun, annenizi karşınızda düşünün. İç sesle “Sevgili anneciğim, anneliğini onurlandırıyorum. Senin kaderine ve yaşamına saygı duyuyorum. Senin kaderini sana bırakıyorum. Ben kendi kaderime gidiyorum. Beni kendi yoluma bıraktığın için teşekkür ederim” konuşmasını yapabilirsiniz. Dilediğiniz kadar tekrar edebilirsiniz.

Sevgi ve şifayla kalın,

Ebru Demirhan

Yazının devamı...

Güçlü kadın olmak

29 Haziran 2020

Kadının toplumdaki yeri yine kadının üstün performansı ile değişiyor. İş dünyasında her şeye rağmen ilerlerken kalan zamanda evinin kadını çocuklarının annesi olmaya devam ediyor. Her alanda aynı anda aktif olması eril enerjinin dengesini de değiştiriyor.

Gerek iş yaşamı zorlukları gerekse işten kalan zamana bir hayat sığdırma çabası kadınları daha kontrolcü ve güçlü olmaya itiyor. Kısa zamanda karar vermesi gereken, bir ahtapot gibi çok kollu olan, aynı anda çok konu, iş, insan, işleyiş, süreç düşünmek zorunda kalan bir yapı oluşturuyor. Kadınlar güçlenip daha çok söz sahibi oldukça dişil zihnin çalışma prensiplerinden dolayı karmaşık ve çok düşünme alanları da genişliyor.

Doğada her şey karşı ucuyla birlikte çalışır. Dişil enerji artıyor ve alanı genişliyorsa eril enerji azalmak ve alanı küçülmek zorunda. Akışın seyriyle kadının hayatta kapladığı alan eril enerjiden alınan bir alan. Dünya tarihinde vaktiyle kendisinden alınanı şimdi geri alan kadın o alan eril enerji ile dolduğu için daha erkeksi bir enerji olarak alıyor.

Kadın güçlendikçe alanı küçülen eril enerji daha pasif, çalışmayan, sorumluluklarını daha da bırakan, “Nasılsa eşim yapıyor, kazanıyor” deyip geleceği umursamayan bir erkek modeli üretti. Hızlı düşünen ve eyleme geçen kadının yanında bu model erkek yavaş, üretken olmayan hatta tüketen bir rolde kaldı. Bir o kadar da beklentilerin karşılanmasını bekleyen, erkek olmanın doğal haklarından varsaydıkları söz sahibi olma arzusunu sürdüren rolde kaldılar. Ve çatışmalar başladı.

Güçlü kadın olmak eril enerjinin gücünü azalttı. Kadınlar güçlü rolü ve alanı üstlenip ilerlerken erkekler el çekip daha az rol alıp birçok şeyi kadın yaparken “Ben erkeğim” alanını korumaya aldılar. Sürecin içinde boşta kalan eril enerjiyi üstlenmek de kadına kaldı. Yıllar içinde artış gösteren iyi eğitimleriyle evde oturan bir eş modeli oluştu.

Durumu kabul edenler evliliklerine devam ederken kabul etmeyenler boşanmayı tercih ettiler. Boşanmalardan sonra çocukları ile ilgili sorumlulukları üstlenmeyen, nafaka ödemeyen, hızlıca hayatlarına başka kadınlar alıp aynı konfor alanını sürdürmeye çalışan bir modele dönüşüyorlar.

Tüm bu süreç dengeden uzak görüldüğü gibi. Kadınların gücü ile erkeklerin gücü kendi alanlarında dengeli, verimli, üretken, sevgi ve güven dolu olduğunda nesillerimize daha anlamlı bir aktarım yapabiliriz. Eril-dişil dengesinden uzak bir yapıda büyüyen çocukların ilişkilerinde dengeyi kurması zor olabilir.

Hepimizin içinde dişil ve eril enerji var. Hayatın getirilerine göre birisini daha yoğun kullanmamız gerekse de kadınlar dişil erkekler eril enerji ile hareket ettiğinde denge yerini bulacaktır. Eril enerji güven, dişil enerji sevgi ile hareket eder.

Yazının devamı...

Kendini iyileştirmek

23 Haziran 2020

Bedenimiz duygu ve düşüncelerimizden doğrudan etkilenir. Sistemler, organlar, hücreler... birbirine bağlı ve uyumla çalışırsa kalıcı bir iyileşmeden bahsedebiliriz. Düşünce ve duygular da bedenin içinde sürekli hareket eden sistemlerdendir.

Organlar ve sistemlerin kendilerine ait özellikleri, kişilikleri vardır. Dışarıdaki insanlarla iletişimde olmak gibi onların dilince konuştuğumuz zaman anlaşmak ve şifa temelinde birleşmek daha kolay olacaktır. Organlar ya da sistemlerle iletişime geçmek için hastalığı beklemeden günün herhangi bir saatinde onlarla konuşabilirsiniz.

Ağrıyan organa, ekleme odaklanıp “Bu ağrı bana ait mi?” diye sorabilirsiniz. Bazen ağrıları ya da sorunları başkalarından satın alabilir ve kendi bedenimizde taşıyabiliriz. Beden ağrının size ait olmadığını anladığı zaman hızlıca bırakacaktır.

Pozitif duygu ve düşünceler şifaya zemin hazırlarken negatif duygu ve düşünce organlara baskı yapar ve işleyişini bozar. Beden bazen negatifleri biriktirip bir anda soruna dönüştürebildiği gibi bazen de hemen ağrı, sızı, hastalıkla kendini anlatabilir.

Bedenle bağ kurmak için aşağıdaki cümleleri kullanabilir, kendi ihtiyaçlarınıza göre bu çerçevede eklemeler yapabilirsiniz.

· Sevgili bedenimle şifa ve sağlık halindeyim.

· Sevgili ...... (midem, böbreğim gibi) bana verdiğin mesajı almaya niyet ediyorum. Görevini keyifle sürdürebilirsin. Sana güveniyorum.

· Sevgili ..... (sindirim, boşaltım gibi) sistemim, her şey yolunda, bana güven. Sen sadece görevini yap. Seni sevgi ve şefkatle destekliyorum.

Yazının devamı...

Değişimle uyumlanmak

15 Haziran 2020

Hepimiz için farklılıkları ve değişimleri barındıran bir süreç yaşıyoruz. İş yapma şeklimizde olan değişimler yeni değişimlerin mayası oluyor. Eğitim, sağlık gibi kurumların zorunlu değişimi uzun vadede oluşacak yeni sistemler için bir hazırlık olabilir.

Her şey insan için. Olanın, olmayanın, olamayanın güzelliği evrensel sistemde insan bazında planlanmaktadır. Her sürecin öncesinde büyük hazırlık aynı zamanda fonunda birçok görülmeyen hareket vardır. Her şey insana ve insanın gelişimine hizmet etme prensibi ile yerini bulmakta.

İnsanlık olarak değişimin hızına ve gerekliliklerine kapıldık ve dahil olduk. Az ya da çok rüzgardan payımıza düşeni aldık. Şimdi asıl konu neye ve nasıl ilerlediğimiz olmaya başladı. Bu süreci verimli değerlendirebilmek, kendimiz ve herkes için keyifli, huzurlu ve yol açan bir süreç olması gelecek için iyi bir yatırım.

Takdir edersiniz ki değişim uzun bir süreç olacak ve sürekli farklı nitelik ve niceliklerde devam edecek. Her zaman var olan ve olacak olan dinamik kavramlarımızdan birisidir.

Bu süreçte;

· Değişimle uyumlanmaya niyet edin. Yaşamakta olduğumuz değişimin karşısında durmak ve bildiğimiz gibi yaşama ısrarı sertlikler getirebilir.

· Zaman algısı da değişimin önemli bir parçası. Zamanla ilgili negatif inançlarınızı ve sözlerinizi çöpe atın ve zamanla barışın, onunla yol arkadaşı olun.

· İnsan ilişkileri ve mesafeler uzun bir süre daha dilediğiniz şekilde olmayabilir. Kendinizle yaklaşın ve iç mesafenizi ortadan kaldırmaya bakın. “Ruhum, bilinçaltım, duygularım, düşüncelerim, bedenimle uyum, denge ve birlik içindeyim” gibi cümleler yardımcı olacaktır.

Yazının devamı...

Şanslı olmak

8 Haziran 2020

Şans, yaşamın en tatlı hediyelerinden birisidir. Ahenkli yapısıyla uyum üretir. Yumuşak ve neşeli bir eli vardır şansın, yol açar, niyetlerin gerçekleşmesi için her şeyi birleştirir. Şanslı olmak yaşamın en keyifli ifadelerinden birisidir.

Yaşamın kolaylığını sağlayan, hepimiz için sürekli açık ve aktif olan şans kapıları aile aktarımlarıyla ve negatif deneyimlerle kilitliymiş ya da çok nadir açılıyormuş gibi kabul edilmiş olabilir. Ailenin geçmişinde yaşananlar, söylenen sözler ve kişinin kendi deneyimi ile birleşince sürekli açık olan şans kapıları kapalıymış gibi görülebilir hatta kilitlenebilir.

Oysa ki şans, zannettiğimizin ötesinde her zaman herkes için açık olan bir alandır.

· Öncelikle şansın herkes için olmadığı bilgisini iptal edelim. “Şans benim için açık ve aktif, ben şanslıyım” diyebilirsiniz.

· Kendinizi şanssız sınıfında gördüyseniz bunun illüzyon olduğunu kabul edin. Bu bilgiyi iptal edin. “Şans herkes içindir. Şanslı olduğuna inandığım insanlar kadar şanslıyım.” inancını benimseyip yumuşak bir geçiş sağlayın.

· Ailede yaşanan tüm şanssızlıklarla bağlarınızı kesin. “Atalarımda ve ailemde olan şanssızlıkla kader bağlarımı kesiyorum. Ben kendi kaderime gidiyorum. Kaderimde şansla şanslı olarak ilerliyorum” iç konuşmasını kalbiniz tamam diyene kadar yapabilirsiniz.

· Her güne “Bugün tüm şans kapılarım açık, ben dilediğim gibi kullanıyorum” cümlesi ve en önemlisi inancı ile başlayabilirsiniz. Söyleyerek inanç elde etmeye çalışıyoruz.

· Şanslı olduğunuzu düşündüğünüz zamanları, olayları, anları hatırlayın ve enerjisinin tüm hayatı kaplamasına niyet edin.

Yazının devamı...

Oyalanmak

1 Haziran 2020

Günlük rutinin içinde birçoğumuzu zorlayan ve zamanı verimli kullanmamızı engelleyen bir duygudurumudur oyalanmak. Bir an önce kurtulmak isteriz fakat o da zamanla oyalanmaya döner, kendi içinde kaybolan zamanlar üretmeye devam eder.

Oyalanmak aileden öğrenilmiş, atalardan miras alınmış olabilir. Atalardan miras almak tanımını genetik aktarım gibi de kullanabilirsiniz. Dünyaya gelirken bağlı olduğunuz ataların çoğunda oyalanmak varsa sizin için de kullanıma hazır bilgi olabilir. Ailede öğrenmenin çeşitli yolları vardır. Mükemmeliyetçi ebeveynlerle büyüyen çocuklar tepki olarak oyalanmayı seçebilirler. Başarısız olma korkusu genellikle oyalanma hali üretir. Hata yapma korkusu ve kaygısı oyalanmaya sebep olur. Kişiler sevmediği fakat yapmaya mecbur olduğu işlerde de oyalanır.

Bazı insanların da doğal yapısında oyalanmak vardır; kendilerinden getirirler ve oyalanadururlar. Zaman, emek, fırsat, süreç, beklenen sonuçların kaybolmasına ya da azalmasına sebep olur oyalanmak. Kişiler “Oyalanmadan yapacağım” diyerek işe başlar fakat bir yerde asıl yapılması gerekenin yerine başka şeyler yaparken bulur kendini.

Seanslarda birçok insanı oyalanma kültürü ile devreye almak ve sonra da yapsa olacak işleri vaktine, önceliğine göre yerleştirmek üzerine çalışıyoruz. Örneğin evde temizlik yapmayı sevmeyen kişi temizlik yapmak yerine film izler, telefonda konuşur, ev daha da kirlenir ve kendine kızmaya başlar. Derken temizliğe başlayınca da bitiriverir. “Bundan sonra temizliği vaktinde yapacağım der” fakat yeniden temizlik vakti gelince yine oyalanacaktır. Yapılması gereken iş vaktinde yapıldıktan sonra diğer tüm aktiviteler keyifle hayatta yerini alacaktır.

İnsanı çok yoran, yaşam tarzına dönüşmüş bu halden çıkmak için çok radikal kararlar alınması gerekiyormuş gibi davranılır ki bu da oyalanmanın parçasıdır. Bir günde tüm hayatınızı değiştiremezsiniz. Yapmaya kalktığınızda egosal sisteminiz bildiğinin dışına çıkacağı ve o alanda ne yapacağını bilmediği için her şeyi durdurabilir. İçsel çatışma yaşanabilir.

Süreci dönüştürebilmek için;

· Öncelikle “Tam da vaktinde hareket etmek” prensibini benimsemenizi öneririm.

· Dilinizden “Oyalanıyorum”, “Oyalanıyorsun” ifadelerini çıkarın ki bilinçaltınızı yeni harekete ortak edebilesiniz.

Yazının devamı...