Pişman 'hacker'ım!

"Ece Hanım, iki sene öncesinden kalma bir kızgınlıkla epeydir mail adresiniz ile uğraşıyordum ve sonuç elde ettim. Ama düşündüm de yaptığımın, tarafınıza bir saygısızlık ifade edeceği kanaatine vardım. Çok mail veya site hack'ledik, fakat bu mail kadar hiçbirini kafama takmadım. İnanın mail'iniz üzerinden hiçbir işlem yapmış değiliz. Ne gelen mail'le ne de gidenle ilgilendik. Sadece kimlik bilgileriniz, gizli sorunuz ve şifreniz değiştirildi ki, geri almanız imkânsız olsun.Ama dediğim gibi, mail'inizi almış olmak başta biraz haz verse de sonrasında bir pişmanlık duygusu uyandırdı. Yazılarınızda ve yazı hayatınızda size en içten dileklerimle başarılar diliyorum.Şifreniz, ... olarak değiştirildi.Siz de şifrenizi kimlik bilgilerinizi ve gizli sorunuzu lütfen tekrar güncelleyin ve lütfen şifrenizdeki karakterleri rakam ve harflerden oluşturun ki, tekrar bulunabilme olasılığını ortadan kaldırın.Tekrar ve tekrar özrümü ifade etmek isterim."Şimdi böyle hacker'ı insan nasıl sevmez! Üstelik Asayiş'ten okurlar, "Hemen yakalayalım" diye mektuplar göndermişken insan nasıl kıyar böyle vicdan sahibi hacker'a? Başkası kızardı belki ama ben niyeyse kızamadım çökertildiğime... Fakat kendisine ahlaki bir yük yükleyeceğim. Benim için aldığı şifreyi değiştirmeyeceğim. Hacker'ıma posta kutuma girebilme şansı veriyorum. Bu seçeneği kullanıp kullanmama seçimiyle, vicdanıyla baş başa bırakıyorum kendisini! Bu da benim şahsi cezalandırma sistemim işte! Hacker'ım sağ olsun! Elektronik posta kutum geçen hafta çökertilmiş, İngilizce deyişiyle "hack" edilmişti. Bu yüzden artık etemelkuran@milliyet.com.tr adresini kullanmaya başladım. Fakat bu hafta enteresan bir hadise meydana geldi. Elektronik postamı çökerten sevgili hacker'ımdan bir elektronik mektup aldım. Başlığında "özür" deniyor. Geri kalanı şöyle: Geçen hafta Atatürk'le bağlantısı olan kadınların her birinin "incelendiğini" ama bir kadının unutulduğunu yazmıştım. Unutulan kadın, ilkokul kitaplarımızda Mustafa Kemal'le birlikte karga kovalarken bıraktığımız Makbule idi. O kadar ki, onun hakkında yazarken birkaç tarih öğretmenine "Atatürk'ün kız kardeşi kimdi?" diye sormak zorunda kaldım. Hatta o öğretmenler de biraz düşünmek zorunda kaldı. Öyle bir unutulmak yani. Yazıdaki "Makbule'ye ne oldu?" sorusuna cevap veren elektronik postalar geldi. En ayrıntılı olanı Altemur Kılıç'a ait olandı.Kılıç, Makbule Atadan'ın (!), kendilerinin de kırklı yıllarda ikamet ettiği Harbiye'deki "El Irak Apartımanı"nda yaşadığını yazıyor. Makbule Atadan'ın kirada oturduğu evin Yahudi asıllı diş hekimi Sami Gürnzberg'e ait olduğunu ve Atatürk'ün bütün diş tedavilerini Gürnzberg'e yaptırdığını da anlatmış. Makbule Hanım son derece sessiz bir hayat yaşamış. O sessizliğin içinde ne var peki? Aynı anneden doğan bir çocuk bu kadar fırtına koparırken diğeri nasıl bu kadar sessiz kalır? Neden kalır? Kız çocuğu olduğu için mi? Yoksa başka bir nedeni mi vardı? Buradan da enteresan bir hikâye çıkacaktır zannımca. ecetem@hotmail.com Kargalardan sessizliğe!