Savaş burada korkusu Türkiye'de

27 yaşındaki Agit, öğrenci temsilcisi: 'Türkiye'de korku içimize işlemiş. Burada o yok. Türkiye'de savaş psikolojisi var. Burada savaş olmasına rağmen o psikolojiyi yaşamıyorum' diyor. 21 yaşındaki Serhat'ta sıla hasreti de var. Burayı sevse de 'İstanbul'un havasını solumak', 'Van Kalesi'nde oturup göle karşı bir çay içmek' yine de hep burnunda tütüyor...

Kuzey Irak'taki Türkiyeli öğrencilerle konuşuyoruz: "Burada politikayla ilgileniyor musunuz? Bu kadar çok Kalaşnikov'un olduğu sokaklarda kendinizi rahat hissediyor musunuz?" "Artık alıştım Türkiye basınına açıklaması yapmaya" deyip gülüyor Agit. Şemdinlili 27 yaşındaki Agit, Kuzey Irak'a okumaya gelen Türkiyeli öğrencilerin temsilcisi. Onunla "basına yaptığı açıklamaların" ötesinde şeyler konuşuyoruz. Açık soruyorum: Agit, Şemdinli'de olsaydı çok daha politik olacağını anlatıyor. Ama önce müstehzi bir gülümsemeyle:"Ben Kürt olduğum için Kürt polisinin, askerinin silahlı olması rahatsız edici değil. Siz Türk olduğunuz için rahatsız olmuş olabilirsiniz!"Burada "Bırak Allah aşkına!" aralığı veriyorum. Agit anlıyor ve hakikati anlatmaya başlıyor:"Burada kültürel anlamda fazla bir yaratıcılık yok. Baas rejiminden çıkmışlar, Arap etkisi var. Burada, hâkim olan tarafın, yani KDP'nin yanında olmadan politika yapmak zor. İstediğiniz şeyi kolay kolay yapamazsınız. Ama ben Kürt kültürü üzerine akademik çalışma yapmak istediğim ve burası şu anda bütün Kürtler açısından kozmopolit bir yer olduğundan benim için burada bulunmak önemli. Başkası sıkılabilir ama ben sosyoloji çalışması yapmak istediğim için bulunmam gereken yer burası!" 'Politika yapmak zor' Serhat daha 21 yaşında. Hiç "kafe" olmayan bu şehirde uyum problemi yaşadığını söylüyor. Seviyor ama sıra kalmaya gelince. Mesela evlense? "Allah göstermesin" tonundan gülüyor. "İstanbul'un havasını solumak", "Van kalesinde oturup göle karşı bir çay içmek", gurbette özlenen bunlar. Peki, evleri Şemdinli'de çok canlı olan "kimlik" tartışması?"Burada çok az. Dört ülkeden Kürtler bir araya geliyorlar ama daha bir kimlik tartışması yok ciddi anlamda" diyor Agit ve ekliyor:"Buradakilerin psikolojileri darmadağın. Bizim aklımıza gelmez mesela, ama onlar uçak geçince hemen havaya bakarlar. Başımıza bomba yağacak mı, diye."Ya Kürdistan'da Türkiyeli Kürtler olarak onların psikolojileri? Agit uzaklara gidiyor: 'Psikoloji darmadağın!' "Türkiye'de Kürt olduğun için polisi, askeri uzaktan görsen bile korkarsın, küçüklüğünden beri içine işlemiş bir şey. Böyle korkularım olmasaydı başka bir kişiliğim olabilirdi mesela. Burada o yok işte. Türkiye'de savaş psikolojisi var. Burada savaş olmasına rağmen o psikolojiyi yaşamıyorum."Fotoğraf çekilecek artık, konuşma bitti. Agit, gülerek "Kürdistan bayrağı altında çekersiniz herhalde" diyor, basın klişeleriyle dalga geçmek için. Hiç klişe olmayan bir fotoğraf çekiyoruz böylece. Çocuklara iyi muamele etmekten bahseden duvar resminin önünde. Agit'in "Bu kadar korku olmasaydı başka bir kişiliğim olurdu" cümlesine nazire... 'Korkulu kişilikler' Savaş yorgunu insanlar kendi içlerine döndü Kürt psikolojisi biraz bozuk! Nesiller boyu karşı çıkmak, isyan etmek bilgisiyle ayakta dururken, birden, bir gün "Tamam artık barış var!" dense bir halka ne olur? Ne olursa işte insana ve topluma, şu anda Kürdistan'da o oluyor. Şiddet sürerken ne yaşadığını tahlil edecek lüksü olmayan insanlar boş ve sakin bir zamana kavuştukları için şimdi kendi içlerine bakmaya başlıyorlar. "Psikiyatrik Hastalıklar ve Belirtileri" kitabını gösteriyor kitapçı, "En çok bu satıyor" diyor. En çok kadınların kitap satın aldığını anlatıyor. Cinsellikle ilgili kitapları eskiden almaya utananların şimdi daha rahat davrandıklarından söz ediyor satıcı. Belli ki Kürdistan şimdi yaşadıklarının izlerine bakmaya başlıyor. Savaş zamanında yaşanan travmalar bir kenara bir de şimdi kimlik meselesiyle de ilgileniyor Kürdistan. Resmi dairelerin duvarlarında bölgeye gelen eski Avrupalı seyyahların "Kürtler" çizimleri fotokopiyle çoğaltılıp çerçevelenip asılıyor. Ve farkında olmadan belki, Kürdistan Kürtleri kendilerinin kendi gözlerindeki tarifini değiştiriyor. Şöyle ki... En çok satan kitap Türkiye'de, bilirsiniz, bir ağlayan çocuk resmi vardır, dolmuşlarda, evlerde, dükkânlarda durmadan asılan. Ne sahibi bellidir bu resmin, ne de Türkiye'nin bu resmi neden bu kadar çok sevdiği. Ama bu resmin Türkiye'de çok sevilmesi üzerine çok çeşitli yorumlar getirilmiştir. Tıpkı o resim gibi işte, üstelik aynı çizim tekniğiyle yapılmış bir resim var Kürdistan'da. Çoban bir çocuk, bir ilkokul sınıfının kapı aralağında duruyor. Çocuğun yüzünü değil, sadece üstünün başının harap olduğunu görüyoruz. Bu çocukla ilgili, hep heyecanla anlatılan hikâye şu:Çocuk çobanmış, okula gidemiyormuş, imkânları yokmuş, ama kapı aralığından bakarak alim olmuş! Alim çoban böyle değişti "İmkân verilmemiş" Kürt halkının kendini bu kapı aralığındaki çobanla özdeşleştirmiş olduğu muhakkak. Ama bugünlerde işler değişiyor. Bu resimleri satanlar artık alim çobanın eskisi kadar satmadığını Kürdistan'ın artık kalbine denk gelen yeni bir popüler resmin olduğunu söylüyorlar.Resim şöyle: İhtiyar bir adam bir akarsunun bir tarafında, suyun öte yakasında yeni kurulmuş aileye bakıyor. Genç anne-baba, bebeklerini seviyor, bolluğun simgesi şelaleler akıyor, cennetin simgesi çiçekler açıyor. Artık Kürdistan kendi ortak kimliğini muhtemelen böyle belirliyor. Direnen, yıpranan kuşak suyun, zamanın öte yakasında kaldı. Şimdi artık gençler aileler kurup barış içinde yaşıyor. Bir de satıcılar, altında aşk şiirlerinin yazılı olduğu gül resimlerini anlat anlat bitiremiyor. Kürt gençleri aşkın güllerine fena halde bayılıyor! Zamanın iki yakası "Hikâye değil, gerçek. Bu kız var yani, ama mümkün değil bulamazsınız. Çünkü Amerikalılar çok para verdiler kız konuşmasın diye. Kendi hastanelerinde tedavi ettirdiler kimsenin görmemesi için. Konu sıkı sıkı kapatıldı yani."Şehrin ortasında, Amerikalıların yaşadığı ve barikatlarla kapanmış bir dizi sokağın kenarından bile geçmek yasak. Fazla yavaş ya da fazla hızlı geçerseniz peşinize hayalet gibi bir cip takılıyor ve bu başınızın belada olduğu anlamına geliyor. İşte bu, kimselerin giremediği, fazla bakanların terörist olması şüphesiyle peşine düşüldüğü "Amerikan Hayatı" bölgesine giden genç bir kadından söz ediliyor Erbil'de. Askerleri eğlendirmek üzere giden genç kadın o gece, orada, beklemediği kadar çok erkekle karşılaşıyor. Sabaha kadar süren "eğlence" sonrasında genç kadın sadece Amerikalıların gidebildiği hastanede yoğun bakıma alınıyor. Genç kadının o gece olanlar hakkında konuşmaması için verilen paranın miktarına dair kesin bir bilgi yok...Erbil'in içindeki bir dizi sokaktan başka, Kürdistan'a gelen Amerikalı askerlerin ve yakınlarının kaldığı bir otel var. Şehre yirmi dakikalık mesafedeki Hanzat tepesinin en tepesindeki Hanzat Oteli'nin etrafı birkaç kilometrekare kapatılmış durumda. Her yerde sivil ve askeri görevliler otelin, çok uzaktan fotoğrafını bile çekmenizi engelliyor. Öyle bir korku salmışlar ki ortalığa, Yurttaş hızlı giden arabanın içinden "Fotoğraf çekmek yasaktır" levhasıyla birlikte otelin fotoğrafını çekince şoförümüz ve mihmandarımız kalp krizi geçirecek gibi oluyor ve vites derhal dörde takılıyor. Amerikalıların 'tatlı' hayatı Süleymaniye'den Erbil'e gece yapmak zorunda kaldığımız yolculuk zaten birkaç kilometrede bir "keleşli" peşmergelerin yaptıkları kesintilerle yeterince gerginleşmişti. Bu yetmezmiş gibi bir de dağların ortasında kaybolduk. Ne telefon çekiyor, ne nerede olduğumuzu biliyoruz. Karanlığın içinden bir grup peşmerge çıkıyor. İşte o zaman aklımızdan şu geçiyor:Ortalıkta bu kadar silah varken ya birinin tetiği kazara kayar da...Korktuğumuz, vurulmaktan çok hastaneye gitmek zorunda kalmak. Hijyen anlayışı biraz "farklı" olan bu memlekette, günde sadece dört saat elektrik var. Koca hastaneler bile bazen alev alıp patlayan, bazen benzini bittiği için çalışmayan jeneratörlerle idare ediliyor. Üstelik doktor da yok. Amerikalılar kendi hastanelerine ve Korelilerin kurduğu özel hasteneye gidiyorlar ama geri kalan insanlar... Kürtlerin 'tatsız' hayatı Mihmandarımızın bebeği zehirlenince Kürdistan'daki öteki, tatsız hayata dahil oluyoruz. Çocuğa günlerce bakacak doğru dürüst doktor bulunamıyor, hastaneler "Geçer" denip geri gönderiyor. Çocuğun kaynatılmadan içilen şehir suyundan zehirlendiği öğrenilince, oranın insanı için çok pahalı olan, Türkiye'den gelen kapalı su içirilmesi kararlaştırılıyor. Çocuk, hastalanınca temiz su içmeyi hak ediyor. Etrafındaki dört ülkenin korkulu rüyası olan Kürdistan, günde dört saat elektrik ve pek de temiz olmayan şehir suyuyla yaşıyor. Tabii ki Amerikalılar ve şehre onlardan da uzakta, Serireş Tepesi'nde yaşayan Barzani bambaşka bir Kürdistan'da kalıyor. Barzani'nin Kürdistan'ı Kürt düğününde "Ceride-i Milliyet" Kürt-Türk anneleri değişim programı Kadın merkezinde oryantal fitness YARIN ecetem@hotmail.com