Yüksek menfaatler ve kadınlar

"Hep yapıyordum bunu. Ama bu kez saç spreyi de sıktım. Hata ettim"!Hep daha fazla tüketim ve hep daha fazla haz isteyen, bunu istememizi isteyen ve istemediğimiz zaman da bizi önce alaycı gülümsemesiyle, sonra öfkesiyle "hayattan" aforoz eden bu sistem en çok kadınları mıncıklıyor. Sistem, kadınları kulaklarının arkasına varana kadar hasta ediyor. Kimseyi yeterince güzel bulmuyor bu dünya. Kadınların hep daha fazla zayıflayıp, hep daha sarışınlaşıp av alanlarındaki albino yaratıklara benzemesi gerekiyor. Erkek egemen medya giderek daha "küçük kadınlar"ı sevdiği için büyük bir pedofili ticarethanesinde etlerimiz budanıyor ve budanırken yaprak verecek bütün dallarımız kesiliyor. Üstelik bütün bunlar hakkında yine ve hep erkekler konuşuyor. Manken Doğa Bekleriz, saçını topuz yapınca kepçe göründüklerini düşünüp kulaklarını Japon yapıştırıcısıyla kafasına yapıştırmış. Tabii ki sonu ameliyat olmuş. Bekleriz şöyle demiş: Dün Milliyet'in birinci sayfasına taşınan tartışma Yılmaz Güney Parkı idi. Siverek'teki park sadece kadınlara açıktı. Tezler iki türlüydü. Bir taraf, Hürriyet'te Mehmet Yılmaz'ın söylediği gibi, bunun harem-selamlığa doğru atılan bir geri adım olduğunu savunuyordu. Ben ise siyasi amaçların farklı olabileceğini ama kadınlara mahsus parkın, taciz ve tecavüz gibi nedenlerle evlere tıkılıp kalmış kadınlar için bir nefes alma imkânı olduğunu söylüyordum. Kadınların sözlü tacizden ve tecavüzden hoşlandığı inancıyla büyütülen Türk erkeğinin profili değiştirilmeden önce parka gidebilsin diye kadınlar... Diğer yandan, malum parkla ilgili yazmamın bir nedeni de kadınları konuşturmaktı bu konuda. Yazı üzerine gelen mektuplarda hep "yolda rahat yürüyemeyen" kadınların imzaları vardı. Elbette fikirlerimin "zararlı" olduğunu söyleyenler de mevcuttu. Ki eminim onlar da yüz metre taciz engelli memleket sokaklarında rahat yürüyemiyordu! Yine de önemli olan, bu konuda kadınların konuşmasıydı. Tıpkı memleketin en kaşıntılı konusu olan "türban" konusunda da kadınların konuşması gerektiği gibi. Çünkü şimdiye dek hep kadının örtüsü erkeğin çenesini yordu. Yılmaz Güney Parkı Pınar Selek ve arkadaşları yeni bir dergi çıkardılar: Amargi. Üç aylık feminist bir teori dergisi. İlk kapak konusu "Başörtüsü mü, açıklık mı, özgürlük mü?". Her siyasi görüşten kadın meseleye bakmış, çok şenlikli bir iş olmuş. Tavsiye ederim. Melek Göregenli şöyle yazmış mesela:"'Dindar' erkek kapitalistler, vitrinleri bozabileceği ve kârlarını azaltabileceği kaygısıyla başörtülü kadınları çalıştırmak istemeyebiliyorlar ya da tam tersine 'dindar' müşterileri çekebilmek için onları 'vitrine' çıkarabiliyorlar. Erkekliğin ve kapitalizmin dini imanı yok."Siyasi veya toplumsal tartışmalarda bu "vitrin" farklı mı? Kadınlar üzerine konuşulurken kadınlar hep konu mankeni yapılmıyor mu?Aksu Bora ise şöyle yazıyor dergide:"Kadınlar, birbirlerinden farklı biçimlerde ezilirler. Bütün bu farklılıkları bize uygun gelen bir ortaklık torbasına atmak yahut asgari müşterekte birleştirmekten daha iyisini yapabiliriz: Farklı ezilmeler arasındaki ilişkiyi kurabiliriz."Yani kulaklarını yapıştıran manken ile başörtüsü eylemi yapan kadın oturup ortak bir tuzağa düşürüldüklerini bulabilir mi? Hiç değilse deneyebilirler. Hiç değilse bunu denediklerinde birilerinin onlar adına konuşmasını engelleyebilirler. Park olsun mu olmasın mı buna karar verebilirler. Köşelerde ve siyasette "Kadınlara mahsus park memleketin yüksek menfaatlerine uygun mudur?" diye tartışılırken onlar hayatın kendisine müdahale edebilirler. ecetem@hotmail.com Amargi: Kadın dili