Bir Galatasaray–Fenerbahçe derbisini daha geride bıraktık. Derbi tarihine bir çentik daha atıldı. Ancak bu maç, skorun ötesinde bize çok net bir şey gösterdi: Daha çok isteyen ve maça daha iyi hazırlanan kazandı.
Fenerbahçe sahada oyunu domine eden, göze hoş gelen bir futbol oynamadı. Ancak ne yapması gerektiğini bilen, bunun bilinciyle hareket eden bir takım vardı. Maçın genelinde orta saha kontrolü sarı-lacivertlilerin elindeydi. İstatistiklerin ötesinde, oyunun ruhuna dair detaylar Fenerbahçe lehineydi. İkili mücadelelerde daha agresiflerdi, rakibe daha yakın oynadılar, ikinci topları topladılar. Bir final maçı nasıl oynanması gerekiyorsa, Fenerbahçe öyle oynadı.
Yağmurluklar çok şeyi anlattı
İki kulübün taraftarına dağıttığı yağmurluklar bile aslında maça bakış farkını ortaya koyuyordu. Galatasaray cephesinde maç, “kontrol ederek kazanılacak” bir derbi gibi algılanmıştı. Bu yaklaşım sahaya da yansıdı. Oyun temposu yükseltilemedi, reaksiyonlar gecikti, mücadele seviyesi rakibin gerisinde kaldı. Yönetimden
Galatasaray, Trabzonspor’u mağlup ederek Süper Kupa’da adını finale yazdırdı. Maçın en dikkat çeken noktası ise sarı-kırmızılıların oyunun hiçbir anında kontrolü rakibine bırakmamasıydı. Karşılaşmanın herhangi bir bölümünde Trabzonspor’un maçı kazanabileceği hissi oluşmadı.
Galatasaray bunu yaparken sanki çok sıradan bir iş yapıyormuş izlenimi verdi; zor olanı basit göstermeyi başardı. Okan Buruk’un Galatasaray’da yarattığı en büyük fark da tam olarak burada ortaya çıkıyor. Stresi yüksek, büyük maçlarda takımının ortaya koyduğu istikrarlı ve net oyun… Bunun son dönemde birçok örneğini izledik.
Hücum hattı kusursuzdu
Bireysel performanslar üzerinden bakıldığında Galatasaray’ın ön hattı kusursuza yakın bir maç çıkardı. Sane, her geçen maç üzerine koyarak ilerliyor ve sahada ciddi bir fark yaratıyor. Adam eksiltme becerisi, pas ile şut arasındaki doğru tercihleri ve karar alma hızı üst düzey.
Barış Alper Yılmaz, sezon başında hayranlık uyandıran performansına yeniden
2025 yılı geride kaldı. Bu yıl içinde saha dışını konuşmak için o kadar çok malzeme var ki… Ancak ben bunu yapmayacağım. Saha içinde kalacağım.
Bu yıla, hatta son iki yıla baktığınızda çok net bir tablo görüyorsunuz: İspanya hakimiyeti.
Sadece futbolcuları ve takımlarıyla değil, teknik direktörleriyle de Avrupa futboluna damga vuruyorlar.
Aslında bu yazıya Unai Emery’nin Aston Villa’da yaptıklarıyla başlamıştım. Ancak kalemi biraz oynattıkça diğerlerine haksızlık olacağını düşündüm ve hepsine kısaca değinmek istedim.
O halde Emery ile başlayalım.
Kendisi orta-üst seviye takımların tüm şifrelerini çözmüş bir futbol dahisi. Daha birkaç yıl önce Villarreal ile yaptıkları hâlâ hafızalarımızda. Şimdi ise İngiltere’de devlere kafa tutuyor, Aston Villa ile şampiyonluk yarışının içinde kalmayı başarıyor.
Andoni Iraola’nın Bournemouth ile yaptıklarına ne demeli?
Genç teknik direktör son dönemde bir düşüş yaşamış olsa da ortaya koyduğu futbol ve taktik cesaret takdiri hak ediyor. Kendisini mutlaka en üst sevi
Geçen hafta Tedesco’ya saha içini konuştuğu, diğer tartışmalara hiç bulaşmadığı için teşekkür etmiştim. Bu hafta ise özür dilemek istiyorum. Sadece kendi adıma değil, göreve ilk geldiğinde hocaya burun kıvıran herkes adına…
Evet, henüz bir derbi kaybetti. Ancak o derbinin oynandığı gün, takımdaki eksikler ve yaşanan birçok farklı etkeni alt alta koyduğumuzda tabloyu tek maç üzerinden okumak haksızlık olur. Bugün gelinen noktada Tedesco’yu ligin ilk yarısının en büyük çıkış yapan teknik adamı olarak göstermek yanlış olmaz.
Dejavuyu değiştirebilecek mi?
Son dört sezondur ligin ilk yarısı bittiğinde Galatasaray ile Fenerbahçe zirveyi paylaşan iki takım oluyor. Bu dört sezonun üçünde Galatasaray’ı zirvede gördük. İşin dejavu kısmı ise şu: Bu sezonların tamamında şampiyonluk ipini Galatasaray göğüsledi.
Fenerbahçe ise neredeyse her seferinde kırılma anlarında kırıldı. İşte Tedesco’nun asıl sınavı tam da burada başlayacak. Bu kısır döngüyü kırabilecek mi, yoksa hikâye bir
Trabzonspor ile Beşiktaş, pazar gecesi hepimize güzel bir futbol izletti. Bu nedenle iki takıma da teşekkür etmek gerek. Saha dışının çoğu zaman daha geçerli akçe olduğu ülkemizde, bize saha içini konuşturacak malzeme verdikleri için bir teşekkürü de buraya ekleyelim.
Trabzonspor’un Onuachu’dan yoksunluğunu tek bir oyuncunun eksikliği üzerinden değil, bir oyunun yokluğu üzerinden okumak daha doğru olur. Çünkü Onuachu varken oynayacağınız oyunla, önde Felipe varken oynayacağınız oyun birbirinden tamamen farklıdır.
Onuachu derine gelir, arkadaşlarına pas istasyonu olur; oyunun boyunu uzatır ve rakip stoperleri öne çıkmaya zorlar. Felipe ise daha çok savunma arkasında topla buluşmak isteyen, forvet karakteri ağır basan bir oyuncu. Bu nedenle Fatih Tekke, oyunu daha çok Zubkov’un birebirleri üzerinden kurguladı.
Özellikle kırmızı karttan sonra Beşiktaş’ın derine çekilmesi, Trabzonspor’un orta sahada topu istediği gibi kullanmasına olanak sağladı. Bu da Zubkov’u zaman zaman bekle birebir bırakmalarını
Galatasaray Monaco’dan puan ya da puanlarla dönse bile bugün yazacaklarım değişmeyecekti. Çünkü sarı-kırmızılıların son üç sezondur kronik hale gelmiş, artık ezbere bilinen sorunları var.
Dün akşam yedek kulübesine baktığınızda oyuna etki edecek neredeyse kimse yoktu. Sakatlıktan yeni dönen Yunus ve eski görüntüsünden uzak bir Icardi dışında… Aynı tabloyu iki yıl önce Sparta Prag eşleşmesinde, geçen sezon ise AZ Alkmaar maçlarında da görmüştük. Sorunun kaynağı çok açık: kadro mühendisliği.
Sık sakatlanan Lemina’nın yanına doğru bir alternatif koymazsanız dün yaşananları tekrar yaşarsınız. Boey’i satarsınız ama yerine denk bir oyuncu getirmezseniz, Kaan Ayhan iki sezon üst üste karbon kopya kırmızı kartlarla sizi Avrupa’dan eler. Daha önce de söyledim, Galatasaray çok iyi bir takım… Sahada ne yaptığını bilen, teknik kapasitesi yüksek bir ekip. Ama bu performans en fazla 45, bilemediniz 60 dakika sürüyor. Geri kalan dakikalar için devreye yedek kulübesi
Her derbinin kendine ait kodları vardır. Fenerbahçe- Galatasaray derbilerinde ise gerginlik bu derbinin en büyük alametifarikası. Herkesin önceliği ise mutlak yenilmemek. Kimse ağzının tadının bozulmasını istemiyor. Maçtan önce Kadıköy’e 1 puan önde gelen ve eksiği bir hayli olan Galatasaray’a bu zorlu deplasman öncesi 1 puan verseniz büyük ihtimalle razı olurdu. Maçın senaryosu ise hiç öyle gelişmedi. Son dakikada gelen gol sarı-kırmızılı ekibin moralini bozarken Fenerbahçe için ise gelecek haftalar adına motivasyon kaynağı oldu.
GALATASARAY TEKNİK KALİTE FENERBAHÇE FİZİK KALİTE TAKIMI
Maça taktiksel açıdan bakarsak ise Galatasaray’ın sahaya çıkan kadrosu teknik kalite olarak Fenerbahçe’nin çok önündeydi. Bu sebeple ilk yarıda sarı-kırmızılı ekip daha ne oynadığını bilen taraftı. Fenerbahçe ise fizik kalite olarak ve form olarak ezeli rakibinin oldukça önündeydi. Bu nedenle son haftalarda sürekli geriye düşse bile maçı bırakmayan, son düdüğe kadar mücadele eden