
Tarih, bazen en büyük dehaların en tuhaf, en ironik sonlarla veda ettiğini gösteren acı tatlı hikayelerle doludur. Danimarkalı astronom Tycho Brahe de bu listenin tartışmasız en üst sıralarında yer alıyor. Kendisi, 'bilimsel veri' kavramını neredeyse icat eden, takma burunla dolaşan, renkli hayatıyla göklere dair çağının en hassas gözlemlerini yapan bir 'âlim'di. Ancak ölüm şekli, ironinin doruk noktası oldu: "Âlim gibi yaşadı, aptal gibi öldü."

Brahe'nin hikayesi, soylu bir ailede doğup hukuk okumak yerine kendini astronomiye adamasıyla başlıyor. Kariyerinin zirvesindeyken bile eksantrik bir figürdü. En meşhur detayı: 1566'da girdiği bir düelloda burnunu kaybetmesi ve hayatının geri kalanını ya gümüş ya da pirinçten yapılma bir takma burunla sürdürmesi.
Ancak Brahe'yi asıl efsaneleştiren, yaptığı bilimsel çalışmalar oldu. O, bir kuyruklu yıldızı ya da süpernovayı sadece anlık olarak gözlemlemekle yetinmeyen, gök cisimlerini yörüngelerinin tamamı boyunca takip eden ve çağının en doğru gökbilimsel verilerini toplayan kişiydi. Adeta bir 'veri manyağı'ydı. Ölümünden sonra bu veriler, öğrencisi Johannes Kepler'in gezegen hareketleri yasalarını keşfetmesinin temelini oluşturacaktı.
Toplumsal görgü kurallarına kurban gitti
Brahe'nin trajedisi ise 1601 yılında, 54 yaşındayken katıldığı bir ziyafette yaşandı. Roma İmparatoru ve misafirlerinin olduğu o masada, dönemin katı toplumsal görgü kuralları gereği, masadan kimse kalkmadan tuvalete gitmek büyük bir kabalık sayılıyordu. Aşırı derecede içki içmesine rağmen, Brahe bu kuralı çiğnemeyi reddetti. İdrarını o kadar uzun süre tuttu ki, iddialara göre mesanesi patladı ya da şiddetli bir mesane enfeksiyonu sonucunda üremi gelişti.
Asistanı Kepler'in aktardığına göre, Brahe beş gün sonra, son anlarında "Âlim gibi yaşadı, aptal gibi öldü" diye bir yazı yazmak istediğini söyleyerek hayata veda etti.

Mezarı iki kez açıldı
Brahe'nin ölümü yüzyıllarca bir sır perdesi ardında kaldı. 1901'de mezarı ilk kez açıldığında bulunan yüksek cıva izleri, zehirlenme teorilerini, hatta Kepler'i suçlayan iddiaları bile beraberinde getirdi.
Fakat bilim, gerçeğin peşini bırakmadı. 2010 yılında mezarı ikinci kez açıldı. Bu sefer yapılan detaylı testler, kemik ve sakal kıllarındaki cıva seviyesinin Brahe'yi öldürecek düzeyde olmadığını gösterdi. Nihai bilimsel sonuç: Ölüm sebebi, idrarını tutmaktan kaynaklanan mesane patlaması veya üremiydi.
İroniyi bir kat daha artıran başka bir bulgu ise saçlarında tespit edilen yüksek düzeydeki altın maruziyetiydi. Kim bilir, belki de simyayla uğraşıyor, altın içeren iksirler tüketiyordu. Brahe'nin hikayesi, bizlere evrenin en derin sırlarını çözen bir zekanın, basit bir fizyolojik ihtiyacı ve toplumsal bir kuralı dengeleyemeyişinin acı bir dersini sunuyor.
Peki, gerçekten idrar tutmak ölüme sebep olur mu? Doktorlar bunun çok düşük bir ihtimal olduğunu, mesanenin genellikle 'kendi kendine boşalma' tehlike mekanizmasını devreye sokacağını söylese de, Brahe'nin trajik sonu, nadir de olsa bunun mümkün olabileceğini gösteren tarihi bir not olarak karşımızda duruyor.