Bir doğum hikâyesi

Bundan tam 45 yıl önce İstanbul kültür sanat hayatında büyük bir doğum gerçekleşti. Bu doğumun öncesinde İstanbul müzik sahnesinde birkaç etkinlik ve yayın hayatına yeni başlayan siyah-beyaz televizyonda 40 yılda bir yer alan klasik müzik konserleri... Hepsi bu.

Daha fazlası neredeyse imkânsız gibiydi. Ta ki Nejat Eczacıbaşı büyük bir hayal kurup bunu gerçekleştirene kadar. Eczacıbaşı, Almanya’da eğitimi sırasında gördüğü festivallere imrenir, Salzburg Festivali gibi bir festival neden olmasın İstanbul’da diye düşünür. Türkiye’ye döndükten sonra festival fikrini ilk Cevad Memduh Altar’a açar. Ve hemen çalışmalara başlar. Aklında öncelikle bir vakıf kurmak vardır. Ve bu vakıf kapsamında bir İstanbul Festivali düzenlemek.

Altar, Salzburg Festivali’ni ve Mozarteum’u hayata geçiren Bernhard Paumgartner’i önerir Eczacıbaşı’na. Birlikte Salzburg’a gidip Paumgartner ile görüşürler. Ondan aldıkları büyük cesaretle yola devam ederler. Bu süreçte dünyadaki önemli festivallerin yöneticileri de İstanbul’a davet edilir, görüşleri alınır. Nejat Bey, ilk kültür bakanımız Talat Sait Halman’a da açar fikrini. O da olumlu karşılar. İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın kuruluş belgesi hazırlanır. Kuruluş aşamasında Türkiye’nin büyük gruplarına, tüzel ve gerçek kişilere başvurulur. 40 kadar grup vakıf kurucusu olarak yer alır. Destekçiler vakfın kuruluşunda 5 bin lira ile 30 bin lira arasında katkıda bulunur. En büyük desteği ise o yıllarda Nejat Eczacıbaşı’nın başkanı olduğu Turing yapar. Devletin Cumhuriyet’in 50. yılı kutlama fonundan da 5 milyon lira gelir. Çalışmalar son sürat devam eder.

Vakfın ilk bürosu Turing’deki bir odadır. Daha sonra Gümüşsuyu’ndaki Mithatpaşa Apartmanı’na taşınılır. Konserler için Aya İrini Kilisesi vakfa tahsis edilir. Ama bugünkü haliyle düşünmeyin. Bütün camları kırık dökük, çerçeveleri çürümüş, her bir yanında güvercin yuvaları olan harap halde bir yapı. Fatih İtfaiyesi’nden bir ekibe güvercin yuvaları temizletilir. Pencereler onarılır. Su tesisatı yapılır. Aya İrini festival konserleri için hazır hale getirilir. AKM yandığından Maçka Teknik Üniversitesi ve Darüşşafaka Lisesi’nin müsamere salonu, Spor ve Sergi Sarayı’nın bahçesindeki Sümerbank’ın kapalı sergi salonu, Açıkhava Tiyatrosu, Topkapı Sarayı festival mekânları arasında yer alır.

Gazeteler yaklaşan festivalin haberlerini vermeye başlar. Bütün İstanbullu sanatseverler heyecan içindedir. Bu ilk festivale Yehudi Menuhin’in katılacağı haberi büyük olay olur. Nefesler tutulur, festival için gün sayılır. Ve 1. İstanbul Festivali 1973 yılında başlar. Paul Badura-Skoda, Jean Pierre Rampal, Andre Navarra İstanbul’a gelir. Klasik müziğin dünyaca ünlü isimleri... İdil Biret, Ayşegül Sarıca, Suna Kan, Verda Erman konserler verir. Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası kimi konserlere eşlik eder. Yurt içinden ve dışından tiyatro, bale ve opera gösterileri sahnelenir. Adnan Saygun’un Köroğlu Operası’nın, Lukas Foss’un Fanfar’ının ve Bülent Tarcan’ın Keman Konçertosu’nun dünya prömiyerleri 1. İstanbul Festivali’nde yapılır.

Velhasıl çocuk doğmuştur. Vizyoner ve sanatsever bir iş adamı, Nejat Eczacıbaşı ve ona destek veren kişilerin emeğiyle. Doğum hikayesini kısaca anlatmaya çalıştığım o çocuk, İKSV, bu hafta 45. doğum gününü kutladı. Sinema, tiyatro, müzik ve caz festivalleri, İstanbul Bienali, İstanbul Tasarım Bienali, filmekimi, Leyla Gencer Şan Yarışması, Venedik Bienali’ndeki Türkiye Pavyonu’nun organizasyonu, Avrupa’nın büyük kentlerinde düzenlediği festivaller, Türkiye’de kültür sanat politikalarının oluşturulmasına yönelik çalışmalarıyla her yaşını ayrı bir güzellikte kutladı İKSV. Doğum günü konuşmasında İKSV Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Eczacıbaşı’nın şu sözü çok önemliydi: “Kırk beş yıldır kültür ve sanat aracılığıyla hem Türkiye’yi hem dünyayı daha iyi bir hale getirmek için çalışıyoruz”. Çalışmaları boşa çıkmadı. Ve eminim yarım asra yaklaşan İKSV var oldukça kültür sanat hayatında daha da iyi bir hale geleceğiz.