Gani Müjde

Gani Müjde

-

Tüm Yazıları

Yeniden belki yepyeni bir okurla ilk kez karşılaşmanın heyecanıyla iki ayrı renk çorap giyilip çıkılıyor evden

Derya Sazak’la başlayan büyük bir gazetede köşe yazma maceram tam üç yıl sürmüştü yıllar önce.
Milliyet’in güven verici kolları ve koridorları arasında dolu dolu yaşanmış üç yıl.
Sonra Derya Sazak, aramızda eğlenip “Kahpe Bizans” adını taktığımız ve çevreye verdiği rahatsızlıktan pek de rahatsız olmayan kulis çalışmalarına daha fazla dayanamadı gitti.
Ben ise direndim.
Milliyet’teki üçüncü yılımda yazımın yerine “Aşkın ömrü üç yıldır” adlı yazı dizisini görünce yazarlık ömrümü tamamladığımı düşünüp bastım istifayı.
Yıllar geçti aradan, tekrar o büyük gazetenin çatısı altındaki ilk satırlarım bu.
Madem ki “aşkın ömrü üç yıl” ; o zaman bir üç yıl daha beraberiz inşallah diyorum.
Geriye dönüp yazılarımı hatırlıyorum.
Altı aylık kızımın denizle ilk tanıştığı günü anlatan “Bir kadının suya değiyor ayakları” başlıklı yazım bir tek hatırımda, ne garip...
Şimdi 12 yaşında bir genç kız havasında. Şans öpücüğü verip gidiyor yazımı yazarken.

Mutsuz kalabalığa “kahkaha gazı” sıkıldığı günlerin özlemi
Limonlu çayım yine masamda.
Modeli ve işlemcisi değişse de kapağı açılınca ilk nazar boncuğunu gördüğüm laptopum önümde...
HSS (Hayat, siyaset, sinema)... Bir hafta sonuna sığacak ne varsa, padoktan çıkmaya hazır atlar gibi sabırsızlanıyor dilimin ucunda.
Hafta sonları çoluk çocuk gezilen ama hiçbir şey alınmadan eve dönülünce hüzünle kabuğuna çekilen market rafları gibi bekliyor alıcısını birbirinden renkli konular.
Hadi beni al, götür der gibi zaman.
Hayatı çok ciddiye alan sokaklardaki mutsuz kalabalığa “kahkaha gazı” sıkıldığı günlerin özlemi içinde yazar.
Ama bekleyen bir sevgiliye bir an önce koşup vuslata ermek yerine ayna karşısında oyalanıyor hala.
Saçını yüzlerce kez arkaya
tarayıp kenarındaki küçük beyazlıkla kavga ediyor.
Sevgili sabırsız ama hangi renk gözlükle çıkmalıyım karşısına soruları kemiriyor içini yazarın.

Bir yandan ne yazmalıyım endişesi, bir yandan da ne okurlar tasası
Yeniden belki yepyeni bir okurla ilk kez karşılaşmanın heyecanıyla iki ayrı renk çorap giyilip çıkılıyor evden.
Yazı adamının en zayıf olduğu an da bu an zaten.
Bir yandan ne yazmalıyım endişesi, bir yandan ne okurlar tasası birbirini kovalıyor beyin loplarımın arasında.
Birbiri ardına küçük kağıtlara notlar alıyorum.
Masamın üzeri
“Bu değil”
“Bu hiç değil”
“Bunları herkes yazıyor
“Benim istediğim başka bir şey” diye yere fırlattığım küçük küçük notlarla dolu.
“İşte bu” diyemiyorum bir türlü.
Nişantaşı sokaklarında dolaşıp ilhamla karşılaşma hiçbir şey bulamazsam da biraz arazi olup piyasa yapma isteğinden vazgeçiyorum bir süre sonra.
Netice itibarıyle haftaya yeniden Milliyet’teyim.
Yaslı gittim; şen geldim ey sevgili.
Aç koynunu ben geldim diyorum...