Titanyum dioksit içeren gıdaları tüketirken dikkat!

12 Mayıs 2021

Peki nedir bu Titanyum Dioksit (E171)?

Titanyum dioksit gıdanın parlaklığını arttırmak, gıdayı çekici hale getirmek ya da gıdaların orijinal görünümünü geri kazandırmak gibi işlevleri sebebiyle birçok gıdada gıda boyası olarak kullanılan bir maddedir.

Hangi gıdalarda kullanılmaktadır?

E171 olarak da bilinen titanyum dioksit şekerlemeler, sakızlar, dondurmalar, leblebi, soslar, bazı fırıncılık ve pastacılık ürünleri gibi birçok gıdada kullanılmaktadır. Ayrıca güneş kremi, diş macunu, ilaç, boya, plastik, kozmetik, vb. gıda dışı ürünlerde de kullanılmaktadır.

Yayınlanan bildiri bize ne diyor?

Titanyum dioksit ile ilgili EFSA 2016’dan bu yana gıdalarda kullanımının yasaklanacak kadar sağlık riski oluşturmadığı görüşündeydi. Ancak kanserojen olma ihtimali ile ilgili bir süredir endişeler devam etmekte ve bazı bilgi boşlukları bulunmaktaydı. Hatta Avrupa Birliği ülkeleri arasında Fransa, 2019’un sonunda aldığı bir kararla titanyum dioksit kullanımını yasaklamıştı.

EFSA bu konudaki görüşünü tekrar revize ederek bilgi boşluklarını doldurdu. Bilimsel çalışmalarının kanıtlarını inceledikten sonra titanyum dioksit partiküllerinin genotoksik etkisinin olduğuna, yani genetik bir zarar verebileceği ihtimalinin göz ardı edilemeyeceği kararına vardı. Bunun sonucunda titanyum dioksit için bir gıda katkı maddesi olarak Kabul Edilebilir Günlük Alım (ADI) miktarı yani güvenilir bir doz önermedi.

Ancak EFSA’nın aldığı kararlar tavsiye niteliğindedir. Bu konu önümüzdeki günlerde de gıda güvenliği ve sağlık alanında karşımıza çıkacak gündem konularından biri olacaktır. Bu yüzden gıda alışverişi yaparken etiket okumaya özen göstererek içeriğinde titanyum dioksit varlığını kontrol edip alışveriş yapmamız gerektiği görüşündeyim.

Yazının devamı...

Meyve ve sebzelerdeki pestisit kalıntılarından nasıl kurtulabiliriz?

30 Nisan 2021

Tarım ürünlerinin üretiminde pestisitlerin kullanımı gıdanın zarar görmesine sebep olan böcek, ot, vb. zarar yasal mevzuatlarca pestisitlerin kullanımında Maksimum Kalıntı Limiti (MKL) belirlenmiştir ve bu limitin aşımı sağlığı olumsuz etkilediği için aşılmaması gerekir. Ancak bu limitin altında da pestisitlerin zararlı olduğuna dair yayınlar bulunmaktadır.

Bir gıdaya bir veya birden çok farklı nedenlerle uygulanmakta olan pestisitler insanlarda kısırlık, üreme sağlığı bozukluları, hormonal sistemde ve sinir sisteminde bozulmalar ve kanser gibi sağlık sorunlarına yol açabilmektedir. Pestisit gibi toksik bir kimyasalın etkisi en çok çocuklar üzerinde olumsuz etkilere sahiptir. Çünkü bebek ve çocuklarda kansere yakalanma riski yetişkinlere oranla çok yüksektir.

Organik tarımla üretilen gıdaları tercih etmek öncelikle bebek ve çocuklarımız akabinde bizim için daha sağlıklıdır. Ancak ulaşımının ve temininin zor olduğu durumlar da göz önünde bulundurulduğunda pestisit maruziyetini azaltmanın doğru yollarına başvurmak sağlıklı bir gelecek için önemlidir.

Peki, pestisitleri gıdalardan nasıl uzaklaştırabiliriz?

Pestisit kalıntılarının gıdanın kabuğunda ve etinde de bulunduğu için gıdadan tamamen uzaklaştırabilmemiz mümkün değildir. Ancak dikkat edeceğimiz bazı işlemlerle pestisit maruziyetini azaltabiliriz.

Taze meyve ve sebzeleri mevsiminde tüketmeliyiz. Çünkü mevsim dışı meyve ve sebze üretiminde ürün zararlılara daha açıktır bu yüzden daha çok pestisit kullanımı söz konusudur. Mevsiminde tüketerek hem daha az pestisite maruz kalmış oluruz hem de mevsim dışı üretimin azalmasını teşvik etmiş oluruz.

Ekolojik ya da organik tarımı elimizden geldiğince destekleyerek pestisitli gıda tüketimindeki talebi azaltabilir, aynı zamanda pestisitsiz bir yaşam sürebiliriz.

Gıdanın yüzeyindeki pestisitleri temizlemenin ilk ve en etkili yollarından biri akan su altında yıkayarak uzaklaştırmaktır. Pestisit bir kimyasal olduğu için sıcak suda çözünebilmektedir. Eğer mümkünse uygun olan gıdaların yıkanmasında sıcak su kullanmak daha etkilidir.

Yazının devamı...

Patates kızartmasında akrilamid miktarını nasıl düşürebiliriz?

13 Nisan 2021

Akrilamid, seçeceğimiz pişirme yöntemine göre, gıdanın organik olup olmamasından bağımsız olarak oluşabilecek bu zararlı maddelerden biridir. Nişasta içeriği yüksek gıdalarda, ısıl işlem sonucu amino asitler ve şekerler arasındaki maillard reaksiyonu sonucu oluşan bir kimyasaldır. Patates kızartması, cips, fırın sütlaç, bisküvi, kahvaltılık gevrek, ekmek, kahve gibi gıdalarda; 120°C’nin üzerindeki fırınlama, kızartma, kavurma gibi yüksek sıcaklıklardaki pişirme işlemleri sonucu ortaya çıkar. Haşlama ve buharda pişirme yöntemlerinde ise oluşum gözlemlenmemektedir. Akrilamid her ne kadar yiyeceklerimize kısmen lezzet katsa da sağlımızı olumsuz etkileyen bir kimyasaldır.

Uluslararası Kanser Araştırma Ajansı tarafından bazı nörotoksik ve kanserojenik etkiler gösterdiği ispatlanan akrilamid, “insanlar için olası kanserojen” olarak 2A grubunda sınıflandırılmıştır. Akrilamidin hayvanlar üzerinde kansere neden olduğu bilimsel çalışmalarda ispatlanmış ve insanlar üzerindeki kanserojenik etkileri de hala araştırılmaya devam etmektedir. Haziran 2015'te, Avrupa Gıda Güvenliği Ajansı (EFSA) gıdalardaki akrilamid varlığının potansiyel olarak tüm yaş gruplarında belirli kanser türlerini geliştirme riskini artırdığını onaylamıştır. Her kanserojen maddede olduğu gibi akrilamidin de vücuda hangi yaşta, ne miktarda ve ne sıklıkla alındığı önemlidir.

Gıdalara yüksek sıcaklıklarda yukarıda bahsettiğimiz gibi işlemler uygulandığında akrilamid oluşumunu tamamen yok edecek bir yöntem maalesef henüz bulunamamıştır. Ancak alacağımız bazı basit önlemlerle oluşan akrilamid miktarını azaltabiliriz.

Kızarmış ekmek, bisküvi ya da patates kızartması gibi gıdalarda kavurma, kızartma, fırınlama işleminin minimum süre ve sıcaklıkta tutulması, altın rengi aldıktan sonra ısıl işlemin sonlandırılarak gıdanın kömürleşmesinin engellenmesi akrilamid oluşumunu azaltacaktır.

Peki fast food kültüründe de kendine oldukça yer bulan ve çocuklarımızın da çok sevdiği patates kızartmasının akrilamid düzeyini minimuma nasıl indirebiliriz?

-Patatesleri yağda kızartırken altın rengi aldığında ocaktan hemen alıp, daha fazla kızarıp kömürleşmesine izin vermemek,

-Eğer fritöz kullanılıyorsa kızartma işlemini en fazla 175°C-180°C’de yapmak,

-Nişastanın şekere dönüşümünü hızlandırdığı için patatesleri buzdolabında bekletmemek,

Yazının devamı...

Gıda etiketlerindeki tüketim tarihleri ne ifade eder?

6 Nisan 2021

Sağlıklı beslenmenin önemi gün geçtikçe artarken sürdürebilir sağlıklı gıdaya erişilebilmenin yolu mevcut kaynakları bilinçli tüketmekten geçmektedir. Günümüzde iklim değişikleri, küresel ısınma, tarım alanlarının yok olması, endüstrileşme, çevresel kirletenlerin artması güvenli gıdaya erişimi günden güne maliyetli hale getirmektedir. Dünyada kaynakların gün geçtikçe azaldığını, ülkemizde milyonlarca gıdanın çöpe gittiğini düşünürsek, gıda israfını gıda etiketlerini bilinçli okuyan tüketiciler olarak önleyebiliriz.

Gıda etiketlerinde bulunan birçok detay gıdayı ne şekilde ve hangi koşullarda tüketebileceğimiz ve depolayabileceğimizle ilgili, ek olarak da ne zaman imha etmemiz gerektiği ile ilgili birçok detay vermektedir. TETT (Tavsiye Edilen Tüketim Tarihi) ve STT (Son Tüketim Tarihi) de bunlardan biridir.

Türk Gıda Kodeksi Gıda Etiketleme ve Tüketicileri Yönlendirme Yönetmeliği’ne göre;

Tavsiye Edilen Tüketim Tarihi; uygun şekilde muhafaza edildiğinde, gıdanın kendine has özelliklerini koruduğu süreyi ifade eder.

Son Tüketim Tarihi ise; mikrobiyolojik açıdan kolay bozulabilen ve bu nedenle insan sağlığı açısından kısa süre içerisinde tehlike oluşturması muhtemel olan gıdaların tüketilebileceği son tarihtir.

Bu tanımların bize neler anlattığını bilmemiz gerekmektedir. Peki ‘’ Tavsiye Edilen Tüketim Tarihi’’ ya da ‘’Son Tüketim Tarihi’’ geçmiş gıdalar tüketilebilir mi?

TETT gıdanın ambalajı açılmadığı sürece kalitesinin yani kendine has özelliklerinin renk, koku, tat, besin değerleri, vb. özelliklerinin maksimum korunduğu süredir ve raf ömrü uzun gıdalarda kullanılır. Bu tarihten sonra gıdanın kalitesi yavaş yavaş azalmaktadır.

TETT öncesi ve bu tarihten sonra ambalajlı gıdanın uygun koşullarda muhafaza edilmiş, ambalajı hasar görmemiş, kendine has koku, renk, gevreklik ve tadını kaybetmemiş olması gerekir.

Yazının devamı...